vermektir. Ehâss-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a şükrü ise nimetleri nimet verenden bilmektir. (Câmi’, 61
Şükür, tahkik ehline göre, nimet verenin nimetini O'na boyun eğerek itiraf etmektir. Buna göre, daha geniş mânâda Allah Teâlâ Şekür olarak vasıflanmıştır. Bunun mânâsı, kullar için şükre mecaz olmuştur. Zulmün karşılığının zulüm, kötülüğün karşılığının da kötülük olarak isimlendirildiği gibi, şükrün karşılığı şükür olarak isimlendirilmiştir
Denilmiştir ki, Allah'ın şükrü, az amele çok sevâb vermesidir. Meselâ hayvandan, ona verilen gıdanın üzerinde yağ alındığında, o hayvana hayviânin şekürun denir.
Yine denilmiştir ki Şükrün a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a , verenin ihsânını zikrederek onu övmektir. Bunda herhangi bir müşkil yoktur. Dolayısıyla Allah Teâlâ Şekür olarak şükr isimlendirilmiştir, çünkü O, kullarının, (hakikatte) birer a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a olan tâatlarını zikrederek onları övmüştür. Kul şekür olarak isimlendirilmiştir, çünkü o da, ihsân türlerinin en büyüğü olan Allah'ın nimetini zikrederek O'nu övmüştür. (Câmi', 197
Şükür iki türlüdür: Dille şükür. Bu bilinmektedir. Kalble şükür ise, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hurmet/" hürmeti /a muhâfazaya devam etmekle birlikte, kendini müşâhedeye adamaktır. Denilmiştir ki, Şükür üç türlüdür: Dil, kalb ve bedenle şükür. (Câmi, 198
Bilki, yakin ehline ait hâllerin furülarının ulaştığı yakin makamlarının asılları yedi tanedir: Tevbe, sabır, şükür, recâ, havf, zühd, tevekkül, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a ve rızâ. (Câmi’, 218
Biri şöyle demiştir: Dille şükür, boyun eğerek nimeti itiraf etmektir. Bedenle şükür, Allah'ın emrettikleriyle muvâfakat içinde olmak, O'na hizmet etmektir. Kalble şükür, hürmeti korumaya devam etmekle birlikte kendini müşâhedeye adamaktır.
Bir başkası da şöyle demiştir: Şükür, nimet vereni görerek şiüikürden gaib olmaktır.
Şiblir" şöyle demiştir: Şükür nimeti değil, nimet vereni görmektir.
Ebu'l-Kasım Cüneyd't şöyle buyurur: Şükür, Allah'ın nimetlerinden herhangi biriyle masıyyetlere dalmamandır.
Ebu'l-Kasım Saykali ise şöyle buyurmuştur: Şükrün hakikati, nimeti a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masiyyet/" masıyyette /a harcamamak, nimeti sadece nimet verenden bilerek O'na tâat etmeyi bırakıp mal biriktirmeye kalkışmamaktır. Yine o şöyle demiştir: Nimetlerle ilgili şükrün farzı hamd etmek ve övmektir. Belâlarla ilgili sabrın farzı şikâyeti terketmektir. Şükrün hakikati, memnuniyetsizliğin ortadan kalkmasıdır. Sabrın acılığına ancak sâdık olanlar sabredebilir. Şükrün tatlılığına da ancak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddik/" sıddik /a olanlar sabredebilir.
Derim ki: Bundan dolayı Sahabe'den bazıları şöyle demişlerdir: Darlıkla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imtihan/" imtihân /a edildik, sabrettik; bollukla imtihân edildik, sabredemedik.'
Yine o (Saykali) şöyle der: İmtihân maksadıyla Allah'ın nimetlerinin kendine geldiğini anlamayan kimse, nimetlerin peşpeşe gelmesindeki intikam hücümlarını da anlayamaz. Yine o şöyle buyurmuştur: Siz, yarınki fâhiretteki) nimetlerin asfiyâsı 1saf ve temiz insanları) olabilmeniz için, belâların rehineleri kılındınız.
Ebü Osman (Mağribi) şöyle der: Avâmın şükrü, yiyecek ve giyecekle; havassın şükrü ise, kalblerine gelen mânâlarla alâkalıdır.
Denilmiştir ki, Tahkik ehline göre şükrün hakikati, nimet verenin nimetini boyun eğerek itiraf etmektir.
Denilmiştir ki, Şiikrün hakikati, kulun dinine zarar verenler dışında, kendisi hakkında takdir edilen her şeyi nimet olarak görmesidir.
Denilmiştir ki, Nimet verenin nimetlerini, O'nu överek itiraf etmektir.
Derim ki: Şükür kalble itiraf, dille senâ (övgü) ve bedenle amel cinsinden yapılan bir şeydir. (Nebhâni, I, 313
