Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

edilmesi ve yakini (Tasavvuf Sözlüğü)

bir zandır. Bu durumdaki kişinin müşâhedesi, uyanıklık hâlinde bulunduğu için, yâkin rühu ve zikrin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/safasi/" safâsından /a (berraklığından) gelir. Hâlinin a href …

bir zandır. Bu durumdaki kişinin müşâhedesi, uyanıklık hâlinde bulunduğu için, yâkin rühu ve zikrin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/safasi/" safâsından /a (berraklığından) gelir. Hâlinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddet/" şiddeti /a geçip kendine gelince vecdi kaybolur, geriye sadece bu vecdin bilgisi kalır. Bundan, mükâşefeyle çoğalan yakinle beraber rüh da istifâde eder. Bu durum kulun Allah'a yakınlık veya uzaklık derecesine ve Hâlık'ının (Yaratıcı'sının) kendisine müşâhede ettirmiş olduğu şeylere göre değişir. (Luma , 386

Vecd, kalblerin, kaybetmiş oldukları zikir safâsına (berraklığına yeniden) kavuşmasıdır. Tevâcüd ve tesâkür ise mânâları birbirine yakın olan iki lafız olup, kulun vecd ve sekri davet edecek gayretlerinin ve kendisini vecd ve sekr ehlinden olan sâdık kişilere benzemeye zorlamasının da eşlik a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a bir hâldir. Vakt ise geçmişle gelecek arasında bulunur. (Luma , 418

Vecd ve fakd, hisler (duyu organları) yoluyla idrâk edilebilen iki şeydir. Avâmın tevhidinin mânâsı, tek olan (Allah'ı) bütün isim ve sıfatlarıyla isbât a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a bunu dille ikrar ve kalbe yerleşmesi için orada tahkik ettirmektir. (Bu tahkik de) tevâcüd-vecd-vücüd 1059 O'nun isbât ettiğini isbât, nefyettiğini nefyetmek ve Allah'ın kendisi için isbât ettiğini isbât, kendisinden nefyettiğini ise nefyetmekle olur. (Lüma', 424

Vecd, bir korku, bir gam veyahut âhiret hâllerinden bir mânânın kalbe gelmesi ya da Allah'la kulu arasındaki bir hâlin keşfedilmesidir. Demişlerdir ki Vecd, kalblerin işitme ve görmesidir. Allah Teâlâ (Baştaki) gözler kör olmaz, ama lasıl) göğüsteki kalbler kör olur. ve Şâhid olarak dinledi Kâf, 50/37) buyurmuştur.

Tevâcüd, vecdi zayıf olan kimselerde görülür.) Tevâcüd, müridin bâtınında bulduğu şeyin zâhirinde ortaya çıkmasıdır. Kuvvetli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimse /a ise temkin ve sükünet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olur. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur: Rabb'lerinden korkanların ondan (Kur'ân'dan) dolayı, derileri ürperir. Daha sonra derileri ve kalbleri Allah'ın zikrine ısınır. (Zümer, 39/23

Ebü Hüseyin Nüri şöyle demiştir: Vecd, şevk fözlem) sebebiyle gönüllerde tutuşan bir alevdir. Bu vârid esnâsında kişi, sevincinden veya üzüntüsünden dolayı hemen sallanmaya başlar.

Şöyle de demişlerdir: Vecd, yok olmaya mahkümdur (bir hâldir, geçer gider), mârifetin ise sonu yoktur, kalıcıdır. (Ta'arruf, 82

Bize, Cüneyd'in şu şiirini nakletmişlerdi:

rahatı vecdde olanın sığmaz içi içine

Hakk'ın huzürundaysa vecd

mahkümdur kaybolmaya

coştururdu vecdim beni eskiden

ama ayırdı beni

vecdi görmekten

Şu şiiri de bir başka büyük veliden nakletmişlerdi:

perde çekti araya

zelil oldu kudretine O'nun

şekillerin üstünlüğü

ve mevcüd her türlü mânâ

hiç vücüdla anlaşılır mı O

âcizliğin kahreden işâretidir

zerresi bile anlaşılamaz vecdin

ancak silik bir şekil

tevâcüd-vecd-vücüd

o Meşhüd belirdiğinde

örter vecd O'nu

kaygılı bir coşku kaplar içimi

vücüd hâli içinde

kâh gaybet hâline sokardı vecd beni

yok etti vücüdu tecellileri o Meşhüd'un

vücüdu ve her mânâyı

Bir başkası demiştir ki: Vecd, Hakk'ın kuluna, kendisini müşâhede etme makamlarına yükselmesi yoluyla verdiği bir müjdedir. Süfilerden birinin şu şiiri de nakledilmişti:

ne güzeldir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsânda /a bulunması

vecdi bahşeden Zât'ın

vücüdu yok edecek fazilet ve nimetlerle

vecdin belirdiği an

hiçbir kuşkum kalmadı

ihsân ederek daha güzelini

hayat verecek bana

Şu şiir de Şibli'ye aittir:

bana göre inkârdır vecd

müşâhedeme dayanmadıkça

Hakk'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhidi /a bence

yok eder vücüdu görmeyi

Vecd, kasd ve zorlama olmaksızın kalbe gelen bir hâldir. Bunun için şeyhler demişlerdir ki: Vecd müsâdefedir (kalbin karşılaştığı lütuf ve ihsânlardır). Vecd hâlleri, (yapılan) virdlerin meyveleridir. Allah, virdlerini artıran kişiye lütuflarını artırır. (Kuşeyri, 37

Tevâcüd a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayet/" bidâyet /a (başlangıç), vüicüd nihâyet (son), vecd ise bidâyet ile nihâyet arasında bir vâsıtadır

Üstad Ebü Ali Dekkak'ın şöyle dediğini duymuştum: Tevâcüd, kulun istiâbını fonu taşıyabilecek güçte olmasını) gerektirir. Vecd, kulun istiğrâkını (mânevi hâllerde bogulmasını) gerektirir. Vücüd ise, kulun istihlâkını (tamamen yok olmasını) gerektirir. Kul bu husüsta denizi gören, sonra gemiye binen, sonra da denize dalan kimse gibidir.

Bu hâllerin sırası, önce kusüd (niyet), sonra vürüd (geliş), sonra şühüd (görüş), tevâcüd-vecd-vücüd 1061