Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

ilminde (Tasavvuf Sözlüğü)

hakikatleridir (aynlarıdır). (Kâşânî, 31; Câmi’, 76 Ayn-ı sâbite, ilmi mertebedeki bir şeyin hakikatidir. Mevcüd değildir, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a Allah'ın ilminde sâbit bir mâdümdur …

hakikatleridir (aynlarıdır). (Kâşânî, 31; Câmi’, 76

Ayn-ı sâbite, ilmi mertebedeki bir şeyin hakikatidir. Mevcüd değildir, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a Allah'ın ilminde sâbit bir mâdümdur (yokluktur). Hakiki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdun /a ikinci mertebesidir. (Kâşânî, 134; Câmi', 90

Ey oğul, bu anlaşılması zor olan sırrı bir dinle! Hazret-i Zât mertebesindeki çok yüce ve münezzeh olan zâti kemâlât, Hazret-i Zât'ın aynıdır. Meselâ, bu mer136 a yân-ı sâbite

tebede bulunan ilim sıfatı, Hazret-i Zât'ın aynıdır. İrâde, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudret /a ve diğer sıfatlar da böyledir. Yine bu mertebedeki Hazret-i Zât, hem tamamıyla ilimdir, hem de tamamıyla kudrettir. Yani Hazret-i Zât'ın bir kısmı ilim, bir kısmı kudret vs. değildir. O mertebede bölünme ve parçalanma imkânsızdır. Hazret-i Zât'tan çıkarılmış bulunan bu kemâlâta ilim a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mertebesinde/" mertebesinde /a tafsil ârız olmuş (bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâllerin /a , O'nun ilmi sayesinde ayrıntılı olarak ortaya konması söz konusu olmuş), böylece yüce ve münezzeh olan Hazret-i Zât'ın bekasıyla beraber (O'nun Zât'ında hiçbir artma ya da eksilme olmaksızın), bu iki mertebe arasında temyiz ortaya çıkmıştır. (İlk mertebe olan) vahdâniyyetin bu icmâli (toplu, henüz ayrıntılı hâle gelmemiş) sırflığına nazaran, bu (ikinci) mertebede, bu tafsile (ayrıntılı bilgilere) dâhil olmayan ve temyiz edilmiş (ayırd edilmiş, birbirinden farklı hâle gelmiş) hiçbir şey yoktur. Aksine, her biri teker teker Zât'ın aynı olan bütün kemâlât, ilim mertebesine vârid olmuş, bu ikinci mertebede bir zılli vücüd (gölge varlık) kazanmış, sıfatlar diye isimlendirilmiştir. Bu zılli vücüdun var olması da, kendisinin aslı olan Hazret-i Zât ile mümkün olmuştur

Fusüs sâhibine (İbn Arabi'ye) göre âyân-ı sâbite, işte bu ilim mertebesinde ilmi bir vücüd kazanmış olan o mufassal kemâlâttan ibârettir. Bu fakire göreyse