sırasında Akl-ı Evvel'i yarattı. Akla evvel filk) denilmiştir, çünkü o, tedvin (düzenleme) ve yazı âleminin ilkidir. Yöneliş ancak bu âlemdeki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/insan/" insâni /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a için mümkündür ve kasd edilen de budur. Allah, önceki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilminde/" ilminde /a geçtiği gibi, aklı ve diğerlerini oluşun tertibine bir başlangıç ve temelleri kuvvetli, düzenli bir memleket olsun diye merkez âlemin en aşağısında yarattı. Böylece o (akıl), O'nun zuhüru anında, Allah'ın tevdi edeceği hilafet ve vekillik süretiyle de zuhür eder
Âlemin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdunun /a (varlığının) ondan önce gelmesi sebebiyle-ilk mevcüd olması kasd edilse bile- onun, (evin, içine son olarak giren kişinin gelmesinden önce yapılmasına benzer şekilde) himâye edilmek ve korunmak isteyen kimse gibi fiilen son olarak mevcüd olması gerekir. O, tavanı (yapmayı) hedeflemiş, sonra temele inmiştir (tavanı yapmak için önce temele inmesi gerekmiştir). Temel, ilmen en son kasd edilen, fiilen ilk olarak mevcüd olan şeydir. Tavan ise maksad bakımından ilk bilinen, fiilen ise en son mevcüd olan şeydir. Işte bunun gibi, tüm inayetin kendisine yöneldiği ve bizâtihi murâd edilen insan aynı da, O'nun yaratması içerisinde cem' ve vücüdun, en büyük süretin ve en şerefli ve mükemmel özetin ta kendisidir
Aklı Evvel, Kalem-i Âlâ'dır. Allah'ın tedbir eden akılların âleminden ilk olarak yarattığı basit bir cevherdir. Madde değildir, madde içinde de değildir. Kendi zâtında zâtıyla âlimdir. İlmi zâtıdır. Bir sıfatı yoktur, makamı fakr, zillet ve onu yaratan, icâd ve ibdâ edene (Allah'a) ihtiyaç makamıdır. Birtakım a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetleri /a , bağlılıkları ve kendi özünde çoğalmayan pek çok yönü vardır. Biri zâti, diğeri ise irâdi olmak üzere iki bakımdan feyiz verir. Zâti feyiz bu konuda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a olarak men edici olmakla vasıflanmaz. İrâdi olan ise, men edici olmak ve vermekle vasıflanabilir. Varlığını kazandığı yaratıcısı olan Allah Teâlâ'ya zâti olarak muhtaçtır. Hakk Sübhânehu ona Kur'ân'da hak, kalem ve rüh adını vermiştir. Hadiste de akıl gibi isimlerle anılmıştır
Levh-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mahfuz/" mahfüz /a , külli nefs ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâle /a ermiş süretlerde kendisinden üfürülmüş olan rühtur. Allah'ın Ve seni istediği bir şekilde birleştiren İnfitâr, 82/8) âyetinde açıklandığı gibi bu süretlere istediği şekli vermesi, hâ harfini ve kinaye harfi olarak hâyı yaratması takdir edilmiş çok gizli mertebelerden yaratması bu nefha ile (üfürüşle) olmuştur. Bilinmelidir ki bu nefs, Levh-i Mahfüz'dur. Levh-i mahfüz, ortaya çıkartılmış ve sebebi var olduğunda yaratılmış olan ilk varlıktır. Sebeb, Akl-ı Evvel'dir
a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/akl-i-evvel/" akl-ı evvel /a Akl-ı evvel, ilâhi emir tarafından var edilmiştir. Sebebin Allah'a dönük olduğu varlıktan önceki yönünden ayrı bir yönü vardır. Sebebin ve yaratılmış bir sebebi olsun veya olmasın âlemde mevcüd olan her şeyde o yön vardır. Bilinmelidir ki sebeblerin bir kısmı yaratılmış ve bir kısmı da mânevi ve nisbidir. Yaratılmış olan sebebler, yaratılmış olan herhangi bir şeyin, kendinden önce yaratılmış olan bir şeyin varlığına bir şekilde fiili veya gerekli bir bilhassa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbetin/" nisbetinin /a bulunması gibidir. Bu takdirde sebeb olur, aksi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a sebeb sayılmaz. (Fütühât, II, 420
Hariçte (dıştağ Muhammedi hakikat olarak bulunan Akl-ı Evvel, mevcüdâtın en latifi, en yücesi, en mükemmelidir. Çünkü Hakk'ın vücüd (varlık) aynasında vâsıtasız olarak zuhür etmiştir. Aklın hakikati Hakk'ın vücüdu üzerindeki perde gibidir. Ondan (akıldan) sonra Hakk'ın aynasına bakan herkes, sadece kevni (oluşa, yaratılışa ait) perdelerin ilki olan aklın süretini görür. Sonra Allah sübüti, külli nefsin hakikati için bir ayna yaratmış, akıl da, tıpkı O'nun akla perdesiz tecelli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a gibi nefse perdenin arkasından tecelli etmiştir. Ardından nefs kendisini aklın aynasında görmüştür. Nefsin hakikati, aklın hakikati üzerindeki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hicab/" hicâb /a gibidir. Sonra Hakk Teâlâ nefsin hakikatini tabiata ayna kılmıştır. Ardından tabiat, akıl ve nefs perdesinin yaratılmasından dolayı, O'nun ilminde sâbit olan nefsin hakikatine tecelli etmiş, böylece tabiat kendisini nefsin aynasında görmüştür. Tabiat nefsin üzerindeki perde gibi olunca, Hakk bu perdenin arkasından hebânın hakikatine tecelli etmiştir. Hebânın hakikati de tabiat aynasında zuhür etmiştir. Bunun gibi cisim de hebânın aynasında zuhür eder. Şekil de cismin aynasındadır. (Tabiat, hebâ, cisim ve şekilden ibâret olan) bu dört a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/unsurun/" unsurun /a tamamı arşı meydana getirir. Arş sadece nefs aynasında zuhür eden şeydir. Böylece arş bu silsilenin tamamını içine almış olur. (Esfâr, 29
Bir bakımdan Akl-ı Evvel Allah isminin mazharıdır (zuhür ettiği yerdir). Külli nefs ise Rahim isminin mazharıdır. Nitekim Âdem Allah isminin; Havva da Rahim isminin mazharıdır. Bir başka bakımdan akıl Bedi isminin; nefs Bâ'is isminin mazharıdır. Bir diğer açıdan her ikisi de Ahad ve Vâhid isminin mazharıdır. Bir açıdan insan Allah isminin; akıl Rahmân isminin ve nefs Rahim isminin mazharıdır. (Esfâr, 243
Merâtib-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucuddan/" vücüddan /a biri de Akl-ı Evvel'dir (İlk Akıl'dır). Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: Allah'ın ilk yarattığı varlık aklıdır (İbn Hanbel, Kitâbü'z-zühd, II, 447; Aclüni, I, 236) Akıl Kalem-i Âlâ'dır. Nitekim Peygamber Efendimiz : Allah'ın ilk yarattığı şey kalemdir buyurmuştur. (Aclüni, I, 263) Kalem Hz. Muhammed'in rühudur (nürudur). Bu konuda Peygamber Efendimiz
şöyle buyurmuştur: Allah'ın ilk yarattığı şey Peygamber'inin nürudur ey Câbir! (Aclüni, 1, 265
Bu üç hadisle İlk Akıl, kalem-i hâdis ve rüh-i Muhammedi'nin aynı şeyden ibâret olduğu anlaşılmaktadır. Allah bütün ilimleri İlk Akl'a koymuştur. İstersen buna 92 akl-ı fa al
Kalem-i Âlâ'ya ya da rüh-i Muhammedi'ye de diyebilirsin. Buna göre ilimler, sözün gönülde toplandığı gibi İlk Akıl'da toplanmış ve sözün dilde açıklığa kavuştuğu gibi Külli Nefs'te tafsil edilmiştir (birbirinden ayrılmış, ayrıntılı olarak tesbit edilmiştir). (Merâtib, 21
