Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

imân-islâm-ihsân (Tasavvuf Sözlüğü)

(erkân-ı imân; imân bi'n-nübüvve; imân-ı mufassal; imân-ı mücmel; makâmât-ı seb'a; mertebe-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a ; nür-ı imân; nür-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/islam/" islâm /a Dünyâ konusunda …

(erkân-ı imân; imân bi'n-nübüvve; imân-ı mufassal; imân-ı mücmel; makâmât-ı seb'a; mertebe-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a ; nür-ı imân; nür-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/islam/" islâm /a

Dünyâ konusunda selâmet, dünyâlığı terk etmekle olur. Hâlbuki sen onunla lekelenmişsin dedi ve ekledi: /Ey a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a !) Sen ancak sayılı günlerden ibâretsin, bu sayılı günlerin bir kısmı gidince senin de bir kısmın erimiş olur. Bir kısmı giden şeyin çok geçmeden tamamı da gider. Artık ne yapacaksan yap, sen bilirsin.

(Biri) ona şöyle sordu: İmânının a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a nedir? (O da şöyle cevâb verdi:) Huysuz işçi konumuna düşerim diye, ne cehenneminden korktuğum için, ne de cennetini sevdiğim için Allah'a kulluk etmişimdir. Sırf O'na olan aşk ve şevkimden dolayı kulluk ettim.

Tevhid bir sır, mârifet de birr'dir (iyiliktir). İmân, sırrı muhâfaza, birri müşâhede etmektir. İslâm, birre şükretmek, kalbi sırra teslim etmektir. Çünkü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a bir sır olup kul o sırra ancak Allah'ın kendisine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a etmesi ve kendisine delil göstermesi yardımıyla ulaşır. Yoksa Allah'ın desteği ve hidâyeti olmadan kendi akliyle onu idrâk edemez

Mârifet, Allah'ın ona bir lütfü ve ihsânıdır. Çünkü kul onu hak etmeden, Allah imân-islâm-ihsân

bunun için ona nimet ve ihsânının kapısını açmış, ona hidâyeti lütfetmiştir. Kul da bunların hepsinin Allah'tan olduğuna imân etmiştir. Ona hem nimet vermiş ve hem de o nimete şükretmeyi ihsân etmiştir. Allah'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevfik/" tevfiki /a olmadan kul O'na şükredemez. İşte bu da, Allah'ın kuluna yeni bir nimet ve ihsânıdır. Böylece kul, Allah'ın lütfunu görür ve sırrını korur. Çünkü onu buna muvaffak kılan ancak O'dur. Çünkü kul, O'nun rubübiyyetinin keyfiyetini idrâk edemez. Böylece O'nun bir ol