Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

imtidâd (Tasavvuf Sözlüğü)

itidâd (hazırlık), infirâd (tek olma, yalnızlık), inkıyâd (boyun eğme), murâd, şuhüd, huzür, riyâzet, hıyâta (koruma, himaye), iftikad (birinin yokluğunu hissetme), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istilam/" ıstılâm /a , …

itidâd (hazırlık), infirâd (tek olma, yalnızlık), inkıyâd (boyun eğme), murâd, şuhüd, huzür, riyâzet, hıyâta (koruma, himaye), iftikad (birinin yokluğunu hissetme), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istilam/" ıstılâm /a , tedebbür, tahayyür, tefekkür, tebassur, tasabbur, taabbur (ibretle bakma), rafz freddetme ), nafz (silkelemek), teyakkuz, riâyet, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayet/" bidâyet /a . Bunlar safâ ehli ile safevilerin (saflaşmış insanların) makamlarıdır. (Tavâsin, 195

Hakikat a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikattir /a ; mahlük da mahlük. Mahlüku bırak ki, hakikat yönünden sen O olasın, O da sen. Ben vasfediyorum. Vasıf da vasıftır. Vasfeden hakikati a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/seri-at-hakikat/" şeri'at-hakikat /a

anlatır. Peki vasfeden nasıldır? Hakk ona şöyle dedi: Sen medlüle (delil gösterilene) değil, delile sevkedeceksin ve ben ise delilin deliliyim. (Tavâsin, 196

Bu hakikatin şekli, tâlibleri, kapıları ve sebebleridir:

Dıştaki bâ , dâireye ulaşamadı. İkincisi de ulaşır ulaşmaz ayrılıp geri döndü. Üçüncüsü ise hakikatin hakikati çölünde kayboldu. (Tavâsin, 197

Dâirenin kapısı yoktur. Dâirenin ortasındaki nokta hakikatin tâ kendisidir. Hakikatin mânâsı bir şey dir. Zâhir ve bâtın o şeyden gizli değildir. Hakikat şekil kabül etmez. (Tavâsin, 198

Şeriat, imânın vasıflarını kapsayan on iki hasleti içine alır: Birincisi iki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehadet/" şehâdettir /a , bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/fitrat/" fıtrattır /a ; ikincisi, salâvât-ı hamsdır (beş vakit namazdır), bu da dindir; üçüncüsü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zekat/" zekâttır /a , bu da temizliktir; dördüncüsü oruçtur, bu da kalkandır; beşincisi haccdır, bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâldir /a ; altıncısı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/cihad/" cihâddır /a , bu yardımdır (ya da zaferdir); yedincisi emr-i bi'l-mârüftur fiyiyi emretmektir), bu hüccettir (delildir); sekizincisi, nehy-i ani'l-münkerdir (kötülüğü yasaklamaktır), bu vikayedir (kötülükten koruma ve korunmadır); dokuzuncusu cemâattir, bu ülfettir (halkla ilişki içinde olmaktır); onuncusu istikamettir, bu ismettir (hatadan sâlim olmak, hata yapmamaktır); on birincisi helâl yemektir, bu verâdır; on ikincisi Allah için sevmek, Allah için buğz etmektir (kızmak, kin duymaktır), bu da vesikadır (sevgi ve nefretin en sağlam noktasıdır). (Küt, II, 140

Şeriat, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyete /a sarılmakla alâkalı bir emir, hakikat ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyeti /a müşâhede etmektir. Hakikat tarafından teyid edilmeyen hiçbir şeriat makbül değildir. Şeriatle mukayyed olmayan hiçbir hakikat de hâsıl olmamıştır. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a şeriat halka mükellefiyetler getirmiştir. Hakikat ise Hakk'ın kâinâttaki tasarruflarına dâir haberlerdir

Şeriat Allah'a kulluk etmek, hakikat O'nu müşâhede etmektir. Şeriat, emri yerine getirmek; hakikat ise, O'nun kazâsını, kaderini, gizlediği ve açıkladığı şeyi müşâhede etmektir

Üstad Ebü Ali Dekkak'ın şöyle dediğini işittim: Fâtiha suresindeki Ancak sana ibâdet ederiz,... ifadesi şeriati korumak; ..ancak senden yardım dileriz ifadesi hakikati ikrar içindir. Bil ki, Allah'ın emri ile vâcib olması bakımından her şeriat aynı zamanda bir hakikattir. Aynı şekilde her hakikat de Allah hakkındaki mârifetlerin O'nun emriyle vâcib olması sebebiyle bir şeriattir. (Kuşeyri, 46

şeri'at-hakikat 965

Şeriat, emirlerin hükümleri gibi nesh ve tebdilin mümkün olduğu bir alandır. Şeriat kulun fiilidir. Hakikat ise Allah'ın hıfzı ve kulunu korumasıdır. Hakikat olmadan şeriatı, şeriatı korumadan da hakikati ikame etmek imkânsızdır. Meselâ her bir şahıs rühla diri olur. Rüh o şahıstan ayrılınca leşe dönüşür. Rüh bir rüzgar gibi kalır. Her ikisinin değeri bir araya gelmeleriyle ortaya çıkar. (Hücvîrî, 465

Süfiler hakikatle, kulun Allah'a ulaşabileceği bir mahalde ikamet etmesini ve onun sırnnın tenzih makamında sona ermesini kasd ederler. (Hücvîrî, 466

Şeriatin kabül etmediği her hakikat zındıklıktır. (Feth, 286

Şeriat, Resülullah'ın, Allah'ın emri olarak getirdiği zâhiri yoldur. Allah'a kurb (yakınlık; yoluna girilen yollardır. (Fütühât, TI, 551

Hakikat, -bilinmese bile- içinde hilafın, misâllerin ve tekabüllerin bulunduğu şeyle üzerinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdun /a bulunmasıdır. Aksi takdirde bilinirse, şeriatın aynı hakikatın aynı; şeriat da Hakk olur. Her hakkın bir hakikati vardır. Şeriatın hakkı da ayn ve hakikatinin mertebe olarak şuhüd (şehâdet) âleminde vücüd bulmasıdır. Bâtında da artmaksızın zâhirde olduğu gibi olur. O kadar ki, perde açıldığında durum bakana karışık gelmesin. (Fütühât, II, 552-553

Hakikat, vasıflarını kendinden çıkarman ve O'nun senle, senden ve sende tek fail olduğunu kabül etmendir. Yürüyen hiçbir varlık yoktur ki, O, onun perçeminden tutmuş olmasın. (Istılâh, 533

Şer (şeriat, yol

iki türlü yol vardır

resüller yolu hakimler yolu

tamamı anlayanlar için geçerlidir onların

Şir'at, bir nehre göre şeriat konumundadır. Minhâc ise yürünen yoldur. Gaye dinin hakikatidir. O da sadece Allah'a ibâdet etmek, O'na şirk koşmamaktır. Bu ise İslâm dininin hakâkatidir. İslâm, kulun başkasına değil, âlemlerin Rabb'i Allah'a teslim olmasıdır. Başkasına teslim a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimse /a müşriktir. (Furkân, 67

Hakikat, Allah'ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkında /a tasarruf a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olarak görmektir. O, hidâyete erdirir, saptırır, aziz kılar, zelil kılar, muvaffak kılar, vâli yapar, azleder. Hayır, şerr, fayda, zarar, imân, küfür, tasdik, başarı, hüsrân, ziyâde, noksân, tâat, isyân, cehâlet ve irfân; O'nun kazâ ve kaderiyle, hükmü ve dilemesiyledir. Dilediği şey olur; dilemediği olmaz. Âlemdeki hiçbir şey bir an bile dilemesinden dışarı çıkamaz, O'nun rahmet ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevfik/" tevfiki /a olmaksızın mâsıyyetinden kaçış yoktur, irâdesi, yardımı ve sevgisi olmasızın O'na itâat etmeye kuvvet yoktur. İşte bu şekilde kazâ ve kaderin dâhil olduğu bu sıfatların hakikat olduğunu anlarız. (Câmi’, 58

Şeriat teklif yükleyen şeydir. Hakikat ise târif hâsıl eden (mârifete ulaştıran) 966 şeri'at-hakIkat

şeydir. Şeriat hakikatle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-yid/" te'yid /a edilmiştir. Hakikat şeriatle mukayyeddir. Tüm yönlerden her şeriat hakikattir; her hakikat de şeriattır. Bir topluluğa göreyse aralarında fark vardır. Şeriat resüller vâsıtasıyla gelir; hakikat vâsıtasız elde edilir. Bazen şeriatle emir, yasak gibi farzlara; sırrı keşfetmeyle de hakikate a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a edilir. Şeriat fiillerin var olması; hakikat hâllerin müşâhedesidir

Şeriat, fark'ın şartlarını yerine getirmek, hakikat ise cem'in hukukuyla oluştur. Şeriat, ilmin şartlarını yerine getirmek, hakikat ise hükmün galebelerini aramaktır. Şeriat, Allah'ın kullarına hitâbı, onlarla konuşması, haklarında hüccet kaim olsun diye onlara emir ve yasaklarını ulaştırmasıdır; hakikat ise O'nun halkında sevdiklerinden seçtiği kimselere mahsüs ve kapısından uzaklaştırdığı kimselere gerekli tasarruf, irâde ve meşietidir (dileme ve istemesidir

Şeriat Allah'ın emir ve yasakları, hakikat ise ona götüren şeylerde tasarrufudur denilmiştir. Şeriat O'nun hitâb ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâmı /a ; hakikat ise tasarruf ve hükümleridir denilmiştir. Şeriat emir ve yasaktır; hakikat ise O'nun kazâsı, gizlediği ve açtığı şeydir denilmiştir. Şeriat O'na kulluk etmek, hakikat ise O'nu müşâhede etmektir denilmiştir. Şeriat O'nun daveti; hakikat ise O'nun sevgi ve mehabbetidir denilmiştir. Şeriat Kitâb ve Sünnet; hakikat ise kahr ve minneti müşâhede etmektir denilmiştir. (Câmi’, 59

Şeriat ubüdiyyete sarılmakla ilgili bir emirdir. Şer', lugatte a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/beyan/" beyân /a ve izhar etmek demektir. şere'allahü kezâ ( Allahı böyle teşri etti) denir, yani Allah onu gidilen bir yol kıldı. Şeriat, şer', din, millet, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/namus/" nâmüs /a kelimelerinin hepsi aynı mânâya gelir. Tarikat, çeşitli konakları aşarak ve makamlara yükselerek Allah için seyr süluk edenlere ait husüsi bir yoldur

Hakikat, bir şey sâbit olduğunda onun hakkında kullanılır. Sondaki tâ vasıftan isme nakletmek içindir. Dilcilere göre bir şeyin hakikati onu o yapan şeydir. Örfte, tahakkuku itibâriyle bir şeyi o yapan şey olarak kullanılır. Sözlükte hak, inkârı mümkün olmayan, sâbit şey demektir. Mânâ ehlinin ıstılâhında ise hakikat vakıâya mutâbık luygun) bir hükümdür. Bütün bunları kapsamaları itibâriyle sözler, inançlar, dinler ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mezheb/" mezhebler /a için de kullanılır. Zıddı bâtıldır. Bir şeyin hakikatının mânâsı, tamamen vakıâya mutabık olması demektir. (Câmi', 258

Hakikat, rubübiyyet sırlarını müşâhede etmektir. Bunun bir yolu vardır. O da şeriatin azimetleridir. Bu yola sülük eden kimse hakikate ulaşır. Hakikat, şeriatın azimetlerinin sonudur. Bir şeyin sonu da kendine muhâlif olamaz. Hakikat de şeriatın azimetlerine muhâlif değildir. (Nebhâni, I, 154

Amel bedenin, kalbin ve fikrin hareketidir. Amel, şeriate muvâfık olursa tâat , muhâlif olursa mâsıyyet olarak isimlendirilir. Bundan dolayı şeriatın zâhirleri, tarikatın bâtınları, hakikatin ise sırları ıslah için gerekli olduğu husüsunda icmâ edilmiştir. (Rihle, 132