Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

insân-ı kâmil (Tasavvuf Sözlüğü)

Öyle bir şey gördüm ki açıklamalıyım a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a Kâinâttandır gördüğüm başka bir şeyden değil Ama gördüğüm o şey kendi özünden olan insan gibi ayndan bir parça özünde Gelir ayırmak ve …

Öyle bir şey gördüm ki açıklamalıyım a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a

Kâinâttandır gördüğüm

başka bir şeyden değil

Ama gördüğüm o şey

kendi özünden olan insan gibi

ayndan bir parça özünde

Gelir ayırmak ve hükmetmek için

aynda mahlukattan önce vardı O

Tüm süret veya mânâdan bana gelen O

ayndan sakındığı şeyden başka bir durum için

İşitmekle bilmiyor gözle de görmüyorsa bir kişi

belirmez geldiği ayn

saklayıp koruyan biri olmadan

Varsaydık O'nda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a özünü

O'ndan bir öz taşır

Haklarındaki hükmü getirdi iyilik önderi

ravh ve reyhân olarak tertib etmişti Rahmân onu

önce 'yüksel' dedi birine

sonra 'alçal' diğerine

ki çıksın ortaya adaletin hükmü ve gücü

görmedin mi her hâldeki iddiâmı

üzerinde durduğumu

insana dönüşmekle

her şekle uygun olarak tertib etmişti onu

dengeledi herbir parçasını

sağlam yaptı temellerinin

çekip çıkardı onu bir cisim olarak

dört temel unsurdan yarattı onu

ve cesed adını verdi

mukaddes bir rüh üfledi ona

korumak için rühları

ve mahvetmek için şeytanı

Sadedinde olduğumuz zuhürda bulunan zâhir iki kısma ayrılır: Birinci kısmı onun husüsi zuhürudur. Bunun, zuhüru Hakk yönünden kendisine itimâd edebiinsân-ı kâmil leceği bir vaziyeti yoktur. İkinci kısım Hakk yönünden kendisine itimâd edebileceği bir vaziyeti olan kısımdır. Bu ise, sadece insân-ı kâmile has bir durumdur. Çünkü ilâhi süret onu koruduğu için, kendisine ait bir zuhüru ve itimâdı bulunmaktadır

İnsân-ı kâmil dışında kalan insan, hayvan, bitki, felek ve mülk gibi şeylerin de kendine ait bir zuhüru vardır. Bunların hepsi, insân-ı kâmilin nimetlenmesi için Hakk'ın izhâr a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a nimetlerdir. Bunlara ait bir zuhür vardır, fakat itimâd yoktur. Çünkü onlar, kendi aynlarından başka bir maksadla yaratılmıştır (başka varlıklara, bilhassa insân-ı kâmile hizmet için yaratılmıştır

İnsân-ı kâmil ise aynıyla maksad olan şahıstır (yaratılışın asıl maksadı insân-ı kâmildir). Çünkü o, Zâhir ve Bâtın olan ilâhi süretin zâhiridir. Bâtın olan bir ayn için, bir başkasıyla zuhür eden şey ayn değildir (cevher ya da hakiki bir varlık olamaz). Anla!

İnsân-ı kâmil, (kendi başına değil,) Allah'ın bekasıyla bâkidir. Ayrıca o, başka bir şeyle değil, ancak Allah'ın ibkasıyla (kendisini bâki kılmasıyla) da bâkidir. İbka