Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

intisâb (Tasavvuf Sözlüğü)

Tarikata veya başka bir şeye intisâb dört şekilde olur: Bunlardan birincisi el almak, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/telkin/" telkin /a , zikir, bir de teberrük maksadıyla veya sadece a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" …

Tarikata veya başka bir şeye intisâb dört şekilde olur: Bunlardan birincisi el almak, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/telkin/" telkin /a , zikir, bir de teberrük maksadıyla veya sadece a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a için hırka ve cübbe giymektir

İkincisi, rivâyet almak ki bu, onların kitâbların mânâsını anlamadan okumak şeklinde olup bu da yine ya teberrük maksadıyla veya sadece nisbet için yapılır. Üçüncüsü, dirâyet almak ki bu da, sadece mânâlarını anlamak için kitâblarını halletmektir

Dördüncüsü, müşâhede için, mücâhede yoluyla kendini tarikata alıştırmak, ahlâkını güzelleştirmek, hizmette a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/terakki/" terakki /a etmek, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhidde /a ve bekada fâni olmaktır. Bunlar, müridlerde bulunması istenen en önemli husüslardır. Tarikatların çoğunun -bilhassa Nakşibendiyye ve Şâzeliyye'nin- takip ettikleri yoldur

Yine intisâb için, tâbi olmak —az da olsa- onların hiziplerden (vird, zikir ve tesbihâttan) severek okumak süretiyle onlara iştirak etmek gerekir. Bunun için Şâzeli demiştir ki: Bizim hiziblerimizi kim okursa, onun bize a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hurmet/" hürmet /a etmesi, bizim de ona merhametle muâmele etmemiz gerekir. Hatta sadece onlara değil, herkes için aynı muâmele söz konusudur.

Şeyhle birlikte bulunmamak -menkıbeleri ve tarikatı kendisine tevâtürle ulaştıktan sonra- onun sevgisini azaltmaz. Hiç kimse kalkıp da Ölen birisine nasıl uyulur!? diyemez. (Eğer derse) biz şöyle cevâb veririz: Biz, onun cismâni süretine değil, ondan bize ulaşan yoluna ve güzel ahlâkına uyuyoruz. Nitekim biz, Allah'ın Resülü'nü ve inzi'âc onun güzide ashabını da görmediğimiz a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a seviyoruz. Allah'ın velilerinden bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/veliye/" veliye /a intisâb eden kimsenin, onun yolunun kaidelerine ve diğer prensiplerine uyması gerekir. Bunu yaptıktan sonra, ona yolun incelikleri gözükür. Yine şunu da bilmelidir ki, bu kapı Allah'ın kapılarından biridir. Bu kapıda durmasının sebebi, kendisine isteğine göre bu kapıdan bir rahmet ve mânevi bir nefha gelmesi içindir. Ama maksadı Allah'tan başkası olmamalı, Allah'ın râzı olacağını gördüğü husüslarda şeyhine tâzimde bulunmalıdır. Çünkü, o olmadığı zaman Allah Teâlâ velisine vekâlet eder, bulunduğunda ise onunla iktifâ eder. (Câmi’, 17

inzi'âc(2lep)) İnziâc, kalbin yakazayı (uyanıklığı) murâd a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a gaflet dalginlığından hareketidir. (Luma , 444

İnziâc, kalbin vecd hâlindeki hareketidir. (Hücvîrî, 467

İnziâc, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minin /a kalbindeki vâizin te'siriyle vecd ve üns için harekete geçmesidir. (Istılâh, 530

Biz deriz ki İnziâc, mü'minin ve hâl sâhiblerinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kalblerindeki/" kalblerindeki /a vâizin te'siriyle vecd ve üns için harekete geçmesidir. (Fütühât, II, 130

Bu tâifeye (süfilere) göre inziâc, kalbin gafletinden uyanıp, üns ve vecd için harekete geçmesi hâlidir. Şu hâlde inziâc, kalbi harekete geçiren illetin hükmüdür. Bu da nefsin ayrıldığı asıl hâline dönmeye başlamasıdır. O, bu asıldan olduğu için onu aslına dönmeye çağırmıştır. Çünkü asıl hâli temizdir. Güçlü ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddet/" şiddetli /a arzunun başlamasıdır. Bu inziâcın çeşitli sebebleri vardır. Onlardan bazılarını rağbet (arzu), bazılarını rehbet (korku), bazılarını ise tâzirn harekete geçirir. Üns ve vecd için harekete geçmesi bazen anlamak için, bazen kavuşmak için, bazen ilka, bazen de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/telakki/" telakki /a için olur

Kalbin harekete geçmesi de ilâhi, meleki, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/seytan/" şeytâni /a veya nefsâni hatırdan olur. Ancak bu inziâc veli için nefs ve şeytandan olmaz. Bu sadece Allah'ın ona bir yardım olarak lütfettiği bir anlayıştan dolayı olur. Şeytanın onun üzerinde etkisi olduğundan değil. Tersine şeytan onun hizmetinde olup, velinin derecesinin yükselmesi husüsunda kalbine gelenlerden şeytanın haberi olmaz. Şeytanın bilmediği şekilde gelir. Bu Allah'ın İblis için gizli bir mekri ve hilesidir. Çünkü şeytan, ârifleri bulundukları derecelerden düşürme hayâliyle çalışır. (Fütühât, TI, 482

Inziâc, vaaz ve semânın te'siriyle kalbin Allah'a doğru harekete geçmesidir. (Kâşânî, 33, Câmi’, 77

irâde-ihtiyâr ) ) (ehl-i irâde) (Dedim ki:) Ehl-i irâde firâde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a ) kimdir?" Şöyle cevâb verdi: Hiçbir şekilde gönüllü olarak ayıp ve kusur işlemeyen kimsedir. (Âdâbı, 94

İrâde iki türlüdür: Birincisi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a için irâde, diğeri ise âhiret için irâdedir. Sıdk ve ihlas, kulun ameliyle Allah'ın rızâsını kasd etmesi, niyetinde dünyâya ait bir şeyin bulunmamasıdır. Riyâ ise irâdenin tamamen dünyâya yönelik olmasıdır. 480 irâde-ihtiyâr

Kulun, amelinin temelinde, yaptığı amelle övülmeyi, beğenilmeyi istemesi bu duruma girer. Yine kulun, Allah rızâsını ve âhireti istemesi, fakat yaptığı amelden dolayı medh senâ edilmekten hoşlanması da buna dahildir. (Muhâsibi, Âdâb, 138

Sıdk ve niyet, iki isim olup bunların özü doğru irâdedir. (Muhâsibi, Âdâb, 140

Mârifet, her şeyin üstündedir ve her şeyin temelidir. Sonra irâde gelir. O da mârifet cinsindendir. İrâde terki (bir şeyi yapmayı bırakabilme gücünü) ve ameli (yapabilme gücünü) gerçekleştirmektir. Almak, vermek, sevmek, sevmemek bunların hepsi amellere dahildir. İrâde, amel sâhiblerinin amellerindeki faydanın gerçekleşmesi için karar mekanizmasıdır. (Muhâsibi, Âdâb, 154

Âriflerin, hareketlerindeki ilk dereceye irâde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayreti /a derler. İrâde, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/basiret/" basiret /a sâhibinin burhâni bir yakin ile bulduğu şeydir. Ya da kişinin sağlam kulpa yapışma isteğinden dolayı imân akdinde sâbit kalmasıdır. İttisâl rühuna nail olabilmek için seyri Kuds'a doğru hareket eder. Bu derecede devam eden kimse müriddir. (İşârât, IV, 76

Onunla irâde ve riyâzet belli bir sınıra ulaştığı zaman, üzerindeki Hakk'ın nüruna muttali olma fırsatları elde eder. Lezzetlidir, sanki kendisine çakıp sönen şimşekler gibi. Onlar buna Evkat fvakitler) derler. Her bir vakti iki vecd çevreler: Kendisine gelen vecd ve kendisine doğru gittiği diğer bir vecd. Kendisini tamamen riyâzete verince, bu tür baygınlıkları artar. (İşârât, IV, 86

İrâde, âdet üzere olan şeyi terk etmektir. Çoğunlukla insanların âdeti gaflet yerlerinde bulunmak, arzuların peşine düşmeyi temel umdaesi (ilkesi) hâline getirmek, isteklerin davet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a şeylere dalmaktır. Mürid, bütün bu gibi husüslardan sıyrılmış kimsedir. Bu gibi şeylerden çıkışı, irâdesinin doğruluğunun bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâreti /a ve delilidir. Bu hâle, âdetten çıkış mânâsına gelen irâde ismi verilmiştir. Onun için âdeti terk etmek irâdenin bir delili sayılmıştır

İrâdenin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a ise şudur: İrâde, kalbin Hakk Sübhânehü ve Teâlâ'yı taleb etme konusunda gayretli olmasıdır. Bunun için İrâde, her çeşit korkuyu hafifleten bir yanıp tutuşmadır denilmiştir. (Kuşeyri, 100

(Üstad Ebü Ali Dekkak'tan şöyle işittim:) İrâde, gönülde bir yanma, kalbde bir alevlenme, vicdanda bir sızlama, içte bir ızdırâb, yüreklerde tutuşan bir ateştir. (Kuşeyri, 101

Süfiler ihtiyâr sözüyle, Hakk'ın irâde ve ihtiyârını, kendi irâde ve ihtiyârlarına tercih etme mânâsını kasd ederler. Yani onlar hayır olsun şer olsun, Hakk'ın kendileri için yaptığı tercihe râzı olurlar. Kulun, Hakk'ın kendisi için tercih ettiğini tercih etmesi, yine Hakk Teâlâ'nın tercihiyle olur. Çünkü Hakk Teâlâ kulun tercih yapmamasını tercih etmemiş olsaydı, kul kendi tercihini terketmezdi. (Hücvîrî, 470

irâde-ihtiyâr 481

Kalbin askerleri üçe ayrılır: Birinci kısım; a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvet /a gibi ya faydalı ve muvâfık olanı celb etmeye ya da gazab (öfke) gibi zararlı ve aykırı olanı savuşturmaya yönlendirir ve teşvik eder. Bu yönlendiriciye irâde denir... (İhyâ', III, 7

İrâde, insan aklıyla işin sonunu ve ondaki salah yolunu idrâk ettiği zaman, maslahat sebeblerini elde etme yönünde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a beliren bir şevk ve arzudur. Onun bu irâdesi, şehvet irâdesi ve hayvanların irâdesi değildir. Bu irâde, şehvet irâdesinin tersi bir irâdedir. Çünkü şehvet, kan aldırmak ve hacamat yapmaktan hoşlanmaz. Hâlbuki akıl bunu ister, arar ve bu yolda (gerektiğinde) mal bile harcar. Şehvet ise hastalık hâlindeyken bile, yemeklerin lezzetlerine meyleder. Akıllı kimse bu durumda nefsinde bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lezzetler/" lezzetlerden /a men eden bir zorlayıcı bir güç bulur. Bu zorlayıcı şehvetten kaynaklanan bir güç değildir. (İhyâ', III, 9

Niyet, irâde ve kasd, aynı mânâya gelen birbirine benzer terimlerdir. Niyet kalbin bir hâli ve sıfatıdır. Onu iki durum içine alır: İlim ve amel. İlim amelden önce gelir. Çünkü ilim, amelin aslı ve şartıdır. Amel ondan sonra gelir. Çünkü o, ilmin sonucu furüudur. Böyledir, çünkü her amel —yani her hareket ve sükün- ihtiyaridir. Amel ancak üç şeyle tamamlanır: İlim, irâde ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudret /a . İnsan bilmediği şeyi irâde edemez (isteyemez), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a (yapacağı şey hakkında) bilgi sâhibi olması gerekir. İrâde edemediği şeyle amel edemez. İrâde etmesi gerekir. İrâdenin mânâsı, kalbin şimdi ya da daha sonra maksada muvâfık gördüğü şeye doğru yönlendirilmesidir. Bazı durumların insana muvâfık düşmesi, bazı durumların da ona karşı olması işin tâbiatı gereğidir. İnsan, nefsine uygun düşen şeyleri yapmaya, zarar veren şeyleri gidermeye meyillidir. Dolayısıyla faydalı olanı yapmak, zararlı olandan kaçınmak için zarüri olarak fayda ve zarar veren şeyi bilmeye muhtaçtır. (İhyâ , 90

İrâde, âdet üzere olan şeyi terk etmek, kalbin Hak Sübhânehü ve Teâlâ'yı taleb etme konusunda gayretli olması, O'ndan başkasını terk etmesidir. Eğer kul, dünyâ ve âhiret hazlarından ibâret olan âdetleri terk ederse, ancak o zaman irâdesinin varlığı ortaya çıkar. İrâde her işin başında gelir. Kasd onu takib eder. Sonra fiil meydana gelir. İşte bu her sâlikin yolunun başlangıcı, her kasd sâhibinin ilk durağının adıdır. (Gunye, II, 158

Tüm istek ve arzularından kopmadıkça Allah Teâlâ senin yanında olmaz. Bu arzulardan koptuğunda ve sende bunlardan bir şey kalmadığında, Allah seni (yeniden) inşâ eder ve sende bir irâde meydana getirir. Artık sen bu irâdeyle murâd etmeye başlarsın. Sen, sendeki bu (yeni) irâdede inşâ edilmiş olursan, Rabb Teâlâ o irâdeyi senin vücüdunla (varlığınla) kırar ve sen ebediyyen kalbi kırık bir insan olursun. Allah sendeki irâdeyi yenilemeye devam eder. Sonra o (sonradan yenilediği) irâdeyi de vücüdun (varlığın) esnâsında yok eder. Böylelikle, Kitâb'da yazan onun uğrundaki hedefine ulaşır ve kavuşma elde edilir. İşte bu Münkeserat kulübühüm min ecli (Benim için kalbi kırılanlar) sözünün mânâsıdır. Ve bizim inde irâde-ihtiyâr