Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

isâr (Tasavvuf Sözlüğü)

ve dağıtmaktır. Bir süfi demiştir ki: Fakir-i sâdık (gerçek fakir), ginânın (zenginliğin) gönlüne girerek a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/fakrini/" fakrını /a bozmasından korkarak ginâdan sakınır. Tıpkı zenginin, kendisine …

ve dağıtmaktır.

Bir süfi demiştir ki: Fakir-i sâdık (gerçek fakir), ginânın (zenginliğin) gönlüne girerek a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/fakrini/" fakrını /a bozmasından korkarak ginâdan sakınır. Tıpkı zenginin, kendisine fakirliğin isâbet etmesiyle zenginliğini bozmasından korkuğu gibi.

Ebü Abdurrahmân'dan nakledildiğine göre, kendisi buyurmuştur ki: Muzaffer Kırmısini'den şöyle duydum: Fakir, Allah'a ihtiyacı olmayandır (Allah'tan hiçbir istekte bulunmayandır).' Yine ondan şöyle (bir şey) duymuştum: Ebü Bekr Mısri'ye fakirin kim olduğunu sordum. O da bana: Kendisi bir şeye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olmayan, kendisine de sâhib olunamayan kimsedir' diye cevâb verdi.

Tecerrüd ani'l-esbâb ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tecerrud/" tecerrüd /a ani'l-ezvâc (sebeblerden ve çoluk çocuk derdinden uzak olmak), fakirin (dervişin) vaktini değerlendirmesi için daha uygun, düşüncesini toparlaması için daha yardımcı, hayatı için daha lezzet verici olur. Derviş için en iyi yol, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayet/" bidâyette /a dış a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a ile alâkasını kesmek, dünyevi bağları kopar224 fakir/fukarâ '

mak, seferlerle mekân değişikliği yapmak, tehlikelere göğüs germek, sebeblerden sıyrılmak, mâneviyata perde olacak hâllerden uzaklaşmaktır. Evlenmek, çoluk çocuğa karışmak ise, azimeti bırakıp, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ruhsat/" ruhsata /a sarılmak, rahattan sıkıntıya dönmek, çoluk-çocuğa bağlanmaktır. Tehlikeli şeylere yanaşmak, dünyâya rağbeti bıraktıktan sonra tekrar ona dönmektir. Tabiat ve âdet gereği hevâi duyulara meyletmektir. ((Avârif, 99

Sehl Abdullah'a Gerçek fakir kimdir? diye sorulunca o: İstemeyen, geri çevirmeyen, elindekini de tutmayan kimsedir diye cevâb vermiştir

(Hasan) Musühi de şöyle demiştir: Fakir, nimetlerin zenginleştirmediği, sıkıntıların fakirleştirmediği kimsedir.

Fukarânın (fakirlerin) belli bir sayısı yoktur; çoğalırlar da, azalırlar da... (Fütühât, II, 19; Nebhâni, I, 46) ...Yüce Allah 5. şöyle buyurmuştur. Ey insanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Fâtır 35/15

Fukarâ, her şeye, Allah diye isimlendirilmelerinden dolayı muhtaçtırlar. Hakikat, Allah'tan başkasına muhtaç olmasını engeller. Allah, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a olarak insanların kendisine muhtaç olduklarını söylemiştir. Fakr onlarda hâsıl olmuştur. Bundan da anladık ki Hakk, kendisine muhtaç olunan şey süretinde görünmüştür. Bu âyete göre, hiçbir şey Allah'a muhtaç olanlara muhtaç olmaz, onlar her şeye muhtaçtırlar. İnsanlar Allah'tan eşyâyla perdelenmişlerdir. O büyükler, eşyâya Hakk'ın kullarına tecelli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a mahaller olarak bakarlar. İnsan onların aynlarında kulağına, gözüne ve ihtiyaç duyduğu bütün organlarına ve idrâklerine zâhiri ve bâtıni olarak muhtaçtır. (Fütühât, II, 19

Fakir, bir şeye ihtiyaç duyan, ona muhtaç a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimsedir /a . Allah Teâlâ'dan başka ne varsa hepsi fakirdir. Çünkü varlığının devamına muhtaçtır. Bunların varlığı Allah'ın lütfundan kaynaklanır. İhtiyaç duyduğu şeylere göre kulun ihtiyacının sınırı yoktur. Mal karşılığı ulaşabileceği şeyler ihtiyaçlar cümlesindendir

Fakirlik konusunda beş hâl olabileceği düşünülür. Birinci hâl: Ona bir mal gelse onu istemez, ondan eziyet duyar ve nefret ettiğinden dolayı onu almaktan, şerrinden ve meşguliyetinden sakınmak için kaçar. Bu hâlin sâhibine zâhid denir. İkinci hâl: Eline geçecek olsa ferahlık duyarak malı istemez; ondan eziyet duyarak nefret de etmez. Bu hâlin sâhibine râzı frızâ sâhibi) denir

Üçüncü hâl: Ona göre malının olması olmamasından daha iyidir. Ancak malı istemesi onu taleb etmek için harekete geçmeye sevk etmez. Aksine mal ona istemeden veya aramadan gelirse onu alır ve sevinir. Eğer malı elde etmek için çabalamaya ihtiyacı varsa onunla uğraşmaz. Bu hâl sâhibine kant (kanaat eden) denir. Dördüncü hâl: Malı terk etmesi âcizliğinden dolayıdır. Ne var ki malı istemektedir. Çabalamakla elde etme a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" imkânı /a bulacak olsaydı onu elde ederdi. Bu hâl sâhibine haris (hırs sâhibi) denir

fakir/fukarâ' Beşinci hâl: Kasd ettiği mala mecbur kalmasıdır. Aç, çıplak, yiyecek ve giyeceği olmayan kimsenin durumu gibi. Bu hâl sâhibine muztarr 1mecbur kalan, muhtaç olan) denir. Bu kimsenin mal taleb etmekteki arzusu güçlü veya zayıf olsun fark etmez

Bu beş hâlin en kuvvetli derecesi zühd hâli olan birinci hâldir. Bu birinci hâlden daha yüksek bir hâl daha vardır. O hâl de malın varlığı ve yokluğunun bir olmasıdır. Onu bulsa sevinmez, kaybetse sıkıntı duymaz. (Kudâme, 338

Fukarâ (fakirler) üçe ayrılır: Bir kısmı istemez, verilse de almaz. Bunlar rühânilerdendir. Bir kısmı istemez, ancak verilirse alır. Bunlar da haziretü'l-kuds ehlindendirler. Bir kısmı muhtaç olduğunda ister. Çünkü bunun istemesinin karşılığı, isteme konusundaki sadakatidir (gerçek ihtiyaç sâhibi olduğu için istemek hakkıdır

Şeyh Cemâleddin" şöyle söylemiştir: Ben derim ki, (bu konuda) sözün özü şudur: Ne zaman fakir dilenineden (içinde bulunduğu muhtaç) zamanı savuşturabilecek güçte olursa, dilenmesi câiz olmaz. Eğer eziyetle savuşturabiliyorsa bakarım. Eğer tahammül edilemeyecek türden olup da öleceği korkusu yoksa istemek mübâh, ancak istememek fazilettir. Eğer tahammül edilemeyecek türden ise istemek vâcibdir. Süfyân-ı Sevrirt şöyle demiştir: Acıkıp da istemeyen ve bu yüzden ölen kimse cehenneme gider. (Kudâme, 345

Fakirlerin bidâyetleri (başlangıçları) tecrid (dünyâyı terk etmek), nihâyetleri de tefriddir (Hakk ile birlikte olmak). Fakir, dünyevi mülklerden sıyrıldığında İslâm makamında olur. Uhrevi mülklerden sıyrıldığında ise imân makamında olur. Hakk'ın dışındaki her şeyden sıyrıldığında da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a makamında olur. (Ravza, 618

Fakir vaktinin oğludur (içinde bulunduğu vaktin gereğini yerine getirir), geçmişe ve geleceğe bakmaz. Çünkü onlara nazar etmesi eldeki vakti geçirmesi demektir. Denilmiştir ki Amele bakışı ertelemeyle olan lameli sürekli erteleyen) herkesin ömrü ziyan olur ve ekim dikimi de boşa gider. Böylece dünyâ da, âhiret de zarara uğramış olur. Allah Gafür ve Rahim'dir. (Envâr, I, 81

Fakir vaktinin oğludur, geçmişe ve geleceğe bakmaz. Ona düşen Allah'ın hoşlanmadığı şeylerden içini temizlemeye çalışmasıdır. Allah'ın istemediği şeyler, Al