Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

ise mahlüksun (Tasavvuf Sözlüğü)

mahlük ise kuldur. (İnsân, I, 7 Zât-ı Mutlak (Mutlak Zâti; isim ve sıfatların, mevcüdunda değil de aynında kendisine istinâd a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a (dayanmış olduğu) hâldir. Her isim ya da sıfat …

mahlük ise kuldur. (İnsân, I, 7

Zât-ı Mutlak (Mutlak Zâti; isim ve sıfatların, mevcüdunda değil de aynında kendisine istinâd a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a (dayanmış olduğu) hâldir. Her isim ya da sıfat bir şeye istinâd eder. Bu şey, -ister anka gibi mâdüm (varlığı mevcüd olmayan), isterse mevcüd olsun- Zât'ın ta kendisidir

Mevcüd iki kısımdır, bizzât mevcüd olan ki Bâri Sübhânehü ve Teâlâ'nın Zât'ıdır. Diğeri ise yokluğa bağlı olan ve sonradan var edilen şeydir, o da mahlükattır. Biliniz ki Allah Sübhânehü ve Teâlâ'nın Zât'ı, kendisiyle mevcüd olduğu nefsinden ibârettir. Çünkü O nefsiyle kaimdir (kendisi bizzât vardır). O, isim ve sıfatları hüviyyetiyle hak eder. Kendindeki her bir kudsi mânâ yoluyla, iktizâ eden her süretle süretleninesi tasavvur edilebilir. Yani, istediği her vasıfla, var olmayı hak ettiği her nâtla, kemâlini iktizâ eden mefhüma delâlet eden her isimle vasıflanır. Bunun içindir ki, sonsuzluk ve idrâkın nefyi de O'nun kemâlâtındandır. Böylelikle bu kemâlâtın idrâk edilemediğine, fakat idrâk ettiğine hükmedilir. Çünkü