Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

iseniz (Tasavvuf Sözlüğü)

! Yine onlar Allah de! Sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar! TEn'âm, 6/91) derler Onlar, ciddiyet, cehd, verâ, zühd, tevekkül gibi konularda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubbad/" ubbâda /a (çok ibâdet …

! Yine onlar Allah de! Sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar! TEn'âm, 6/91) derler

Onlar, ciddiyet, cehd, verâ, zühd, tevekkül gibi konularda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubbad/" ubbâda /a (çok ibâdet yapanlara) benzerler. Bununla beraber hâller, makamlar, ilimler, sırlar, keşfler ve kerâmetler cinsinden a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendilerinin/" kendilerinin /a üzerinde olanları da görürler. Onların a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayretleri /a , nâil oldukları şeye bağlıdır. Kerâmetler cinsinden böyle bir şeye nâil olduklarında bunu avâma izhâr ederler. Çünkü onlar Allah'tan başkasını görmezler. Bunlar halk ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/futuvvet/" fütüvvet /a ehlidir. İşte bu sınıf a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sufiyye/" süfiyye /a olarak adlandırılır. (Fütühât, III, 36

Süfiyye, avâıma göre iddiâları, iddiâlarla hatırlardaki şeyleri sözle açığa vurma, duâlarının kabül olması ve kâinât sofrasından yemek gibi hârikulâde hâdiselerle temâyüz ederler. İnsanları mârifetullaha götürecek ve O'na yaklaştıracak hârikulâde hâdiselerden zerre miktarı bir şeyi bile izhâr etmekten çekinmezler. süfi-mutasavvıf-mustasvif/süfiyye Çünkü onlar avâmın iddiâlarını değil, sadece Allah'ı müşâhede ederler. Böylelikle büyük bir ilim onlardan gaib olur. İçinde bulundukları bu hâl, tuzak ve istidrâcdan kurtuluşun az olduğu bir hâldir. (Fütühât, III, 37

Selef, din ve ilim ehline kurrâ adını vermişti. Buna göre âlimler ve âbidler de onların içine girer. Daha sonra ise süfiyye ve fukarâ isimleri ortaya çıkmıştır. Süfiyye ismi, süf (yün) giysisine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a verilmiş bir addır. Doğrusu da budur. Süfiyyenin, fakihlerin safvetine nisbet edildiği, bundan başka ibâdetleriyle tanınan Safvet Murr Edd Tâbıha'nın kabilesi olan bir Arab kabilesine nisbetle bu adın verilmiş olduğu da söylenmiştir. Bir başka görüşe göre Suffe ehline, bir diğer görüşe göre safâ ehline veya a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/safvet/" safvete /a ya da Allah Teâlâ'nın katında önde gelen safa nisbetle bu adın verildiği söylenmiştir. Bu görüşlerin hepsi zayıftır. Zira bunlara nisbetle bu ad verilmiş olsaydı, suffi , safât , safovi , saffi denilecekti. Bu yüzden savfi de denilmemiştir

Süfiyye, fukarânın, yani sülük ehlinin adı olmuştur. Bu, sonradan ortaya çıkmış bir tanımdır. İnsanlar süfi veya fakir diye adlandırılanların hangisinin daha üstün olduğu konusunda olduğu gibi, şükreden zenginle sabreden fakirin hangisinin daha üstün olduğu konusunda da ihtilâfa düşmüşlerdir. (Furkân, 42

Mutasavvife (mutasavvıflar) ve bunların içinde aldanmış olanlar çeşitli fırkalara ayrılmıştır. Bunların bir kısmı, giyim, konuşma ve şekle aldanmış, görünüşte sâdık süfilere benzemeye çalışmış, ancak mücâhede ve riyâzetle nefslerini uğraştırmamışlardır. Bir diğeri, mârifet ilmine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olduğunu, Hakk'ı müşâhede ettiğini, makamları ve hâlleri aşarak Allah'a kurb (yakınlık) makamına ulaştığını iddiâ etmiştir. Bunlar bütün bunlardan bildikleri yalnızca isimlerden ibârettir. Onların birinin bu isimleri sayıp durduğunu görürsün. O, bunun gelmiş geçmiş âlimlerin ilminden daha yüksek olduğunu sanır. Bunun için de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a avaını bir tarafa fıkıh, hadis ve diğer ilim sâhiblerine de aşağılayıcı gözle bakar. Hatta avamdan bazıları uzun süre bunlarla beraber olurlar, onlardan bu sahte sözleri öğrenip sanki vahiy almış gibi tekrar ederler ve bütün âlimleri ve halkı küçük görürler. Sonra da kendilerinin Allah tarafından korunmuş olduklarını, Hakk'a vasıl olup mukarreblerden olduklarını söylerler. Oysa onlar Allah katında fâcir münâfıklardan, gönül erbâbına göre de ahmak câhillerdendirler. Onlar ilimlerini muhkem kılmamışlar, ahlâklarını temizlememişler, hevâlarına uymaktan ve hezeyân ezberlemekten başka bir şey yapmamış, kalb murâkabesinde bulunmamışlardır

Bir başka topluluk ise, şeriat döşeğini katlamış, hükümleri reddetıniş ve helâlle haramı bir saymıştır. Bunlardan bazıları şöyle der: Allah'ın benim amelime ihtiyacı yok ki niçin kendimi yorayım? Bir diğeri ise şöyle söyler: Azalarla yapılan amellerin değeri yoktur. İş kalbdedir. Kalbimiz Allah Teâlâ'nın sevgisinden şaşkına dönmüş ve ona vâsıl olmuştur. Biz a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâya /a bedenimizle dalmışız, kalbimiz ise rabbâni hazrete bağlıdır. Biz şehvetlerle kalben değil, görünüşte birlikteyiz. Bunlar kendilerinin avam derecesini aştıklarını ve bedeni amellerle nefsi temizlemeye ihtiyaç duymadıklarını, güçlü ol936 süfi-mutasa vvıf -mustasvif/süfiyye

duklarından a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetlerin /a onları Allah yolundan alıkoyamayacağını zannederler. Bunlar kendilerini peygamberlerin derecesinden üstün görürler. Çünkü peygamberler tek bir hata için yıllarca ağlamışlardır. İbâha ehlinin (her şeyi mübâh saymayı yol edinenlerin) gurur çeşitlerinin sınırı yoktur. Şeytan bunları ilmi tam öğrenmeden, ilim ve uygun dini yaşantı sâhibi bir şeyhe uymadan önce mücâhede ile uğraştıklarından dolayı bütün bu safsata ve vesveselerle aldatmıştır

Bu topluluklardan bir diğeri de, bu yolları geçmiş, mücâhede ile meşgul olmuş, tarikata sülük etmişlerdir. Tabii onlara da mârifet kapısı açılmıştır. Bunlar ilk mârifet rüzgârını içlerine çekince hoşlarına gitmiş, onu sevip de acâibliği hoşlarına gidince ona yönelmişler, bu yüzden de kalb ve düşünceleri, mârifet kapısının onlara açılıp da başkalarına kapalı kaldığına takılıp kalmıştır. Bütün bunlar bir aldanmadan ibârettir. Çünkü Allah Teâlâ Hazretlerinin yolunun acâibliklerinin sonu yoktur. (Kudâme, 256

Süfilerin dereceleri vardır. Önce tecrid a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a