yerine getirmiş, Hz. Peygamber'in mirâsını a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tekmil/" tekmil /a etmiştir. (Rihle, 114
aşk/ aşk-ı hakiki Aşk, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbette /a sınırı aşma (durumunu anlatmak) için kullanılan bir isimdir
Aşk-ı hakiki, Herhangi bir zâtın şu an yanında bulunduğunu tasavvur etmekten hoşlanmaktır. Şevk, bu sevinmeyi tamamlamak için harekete geçmektir. Süret bir açıdan hayalde temsil edildiği gibi temsil edilebilir; bir başka açıdan da temsil edilemez. Bunun gibi, hissi bir işle alâkalı olarak hissi temsilin tamamı gerçekleşinceye kadar histe temsil edilemediğinde ittifâk edilmiştir (Yani bir şey duyularla algilanmadıkça, zihinde tasavvur a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a mümkün değildir, bir şeyin duyularla algilanabilmesi için, bir defa da olsa, duyularla algılanmış olması şarttır
Her a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mustak/" müştak /a (arzulayan), bir şeye nail olur ve onu elden kaçırır. Aşkın ise başka bir mânâsı vardır: Öncelikle âşık kendi zâtına, mâşuk da kendi zâtına aittir. Ondan başkasına âşık olunur veya olunmaz. Fakat bu, O'ndan başkasına âşık olunmayaSaşk/ aşk-ı hakiki cağı mânâsında değildir. Bilakis O, Zât'ından dolayı Zât'ına âşık olunandır. Eşyânın pek çoğu böyledir, başka bir şey değildir. (Işârât, IV, 41
Aşkın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâli /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/melamet/" melâmettir /a ve melâmetin üç görünümü, yani yüzü vardır: Bir yüzü mahlükatta, bir yüzü âşıkta, bir yüzü de mâşuktadır. Mahlükata dönük yüz mâşükun kıskançlık kılıcıdır ki âşık ağyâra bakmaya. Âşıka dönük yüz vaktin keskinlik kılıcıdır ki hep aşktan beslene; gönlünü başka bir şeye bağlamaya ve başka hiçbir şey aramaya. (Sevânih, 23
Aşkın kendisi bizzât kuştur, yuvadır; Zât'tır, sıfattır; tüydür, kanattır; havadır, uçuştur; avcıdır, avdır; kıbledir, kıbleye durandır; tâlibdir, matlübdur; evveldir, âhirdir; sultandır, tebadır; kılıçtır, kındır; bahçedir, ağaçtır; hem daldır, hem meyvedir, hem yuva, hem de kuştur. (Sevânih, 32
Mâşük âşıka şöyle dedi: Gel, kendini ben kıl. Eğer ben kendimi sen kılarsamı, o zaman mâşük ihtiyaç içinde olur ve eğer sen, ben olacak olursan bu durumda artış mâşükta olur. Böylece her şey mâşük olur, âşık değil; her şey nâz olur, niyâz değil; her şey hâzır ve mevcüd olur, ihtiyaç değil; hep zenginlik olur, fakirlik değil; her şey çare olur, çaresizlik degil. (Sevânilı, 39
Âşıkın kendini mâşükta kaybetme süreci öyle bir noktaya gelir ki âşık, kendini kendi gözünden ve hatta kendinden bile kıskanır
Senden dolayı seviyorum seni sevgilim
Kıskançlığımdan kendi gözümle bile dost değilim
Kederim Seninle birlikte olmamaktan değil
Seninle aynı tende olmamak benim derdim
Bu incelik zaman zaman öyle bir noktaya gelir ki eğer bir gün mâşük daha da güzelleşecek olursa âşık incinir ve gazablanır. Bu hâl, bu zevki tatınayanların anlayabileceği bir durum değildir. (Sevânih, 40
Aşk mâhiyeti gereği belâdır; ünsiyet ve rahat ona yabancı ve iğreti bir şeydir. Çünkü ayrılık aşkta aslında ikiliktir, vuslatsa mâhiyeti gereği tekliktir. Bunun dışındaki her şey gerçek vuslat değil vuslat yanılsamasıdır. Bu konuda şöyle söylenmiştir:
Belâdır aşk çekinmem üstüne üstüne varırını
Hatta uyuyacak olursa onu ben uyarırım
Kurtul şu belâdan diyor dostlar bana
Belâ gönüldür gönülden nasıl uzak dururunı
Çiçeğe durmuş aşk ağacı kalbimin tam ortasında
Susuz kalınca onu gözyaşımla sularını
Aşk Joş da acısı hoş değilse eğer
Hoştur bu bana ikisini birbirine kararım
aşk /faşk-ı hakiki
Aşkın sarayı can eyvanıdır. Ben sizin Rabb'iniz değil miyim? Ârâf, 7/172) mührü rühlara ezelde vurulmuştur. Orada bir yük yükletilmiştir. Eğer perdeler şeffaflaşırsa aşk da örtülerin altından parlayıverir
Burada büyük bir sır vardır; yani sözü edilen bu aşk, içeriden dışarı çıkar. Yaratıkların aşkı ise dışarıdan içeri girer; ama nereye kadar nüfüz edeceği açıkça ortadadır. Onun nüfüz edeceği en son nokta kalbin dış zarıdır (şegaf). Kur'ân bu konuda Züleyhâ ile ilgili olarak şöyle demektedir: fYüsuf'un güzelliği Züleyhâ'nın) bağrını yakmış! Şegaf, kalbin dış zarıdır. Kalb ise velâyetin merkezidir ve aşkın aydınlığı ta oraya kadar iner
Eğer tüm perdeler kalkacak olursa nefs de karışır. Ama nefsin aşk yoluna girmesi bir ömür gerektirir. Dünyâ, yaratıklar, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetler /a ve arzuların faaliyet alanı kalbin dış perdeleridir. Aşk kalbe nadiren ulaşır; ama aslında hiç ulaşamaz. (Sevânilı, 63
Aşkın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rar/" esrârı /a , aşk sözcüğünün harflerinde gizlidir. Ayn ve şin harfleri aşktır, kaf harfi ise kalbe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işârettir /a . Gönül âşık değilse sallantıdadır. Âşık olunca âşinâlık kazanır. Aşk, göz ve görme ile başlar. Ayn harfi başlangıçta aşk ın harflerine samimiyetle yaklaşır. Derken âşık, şevkle dolu şarâbı içer. Bu durum şin harfi ile ünsiyet sağlar. Bunu takiben âşık kendinden geçer ve mâşükta dirilir. Kaf harfi ise âşıkın mâşükla var olduğunu gösterir. Dahası, bu harflerin çeşitli terkiblerinde pek çok sırlar vardır. (Sevânilı, 89
Aşkın aslı kıdemden gelir. Arabca yuhibbühünı (O, onları sever) kelimesindeki bâ harfinin noktası ve yulubbünelü fonlar da O'nu sever) Mâide, 5/54) toprağına tohum olarak atılmıştır. Hayır, eğer nokta hüm fonlar) üzerine atılmamış olsaydı, yuhibbünehü ortaya çıkmazdı. Aşkın nergisi büyüyünce tohum meyve ile ve meyve de tohumla aynı renge bürünür
Eğer Sübhâni (kendimi tenzih ederim)... denilmişse bu yüzdendir
Bu sözler ya noktanın ya da noktanın Rabb'inin sözleridir veya bu tür iddiâlar meyve üzerinden yapılmaktadır; kaldı ki meyve de tohumla aynı şeydir. (Sevânih, 93
Âşıklık bütünüyle O olmak, mâşükluk ise bütünüyle Sen olmaktır. Zira kendin olman sana yaraşmaz; sana yaraşan mâşüka ait olmandır. Aşıklığa yaraşan asla kendine ait olmamaktır ve kendi başına kalmamaktır
Hevâya bağlı kaldıkça ya altın ya kadındır yolun
Aşık ol bunlardan kurtulmaktadır kurtuluşun
Âşıka yaraşır nu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a yolunda iki kıble
Ya kendi hevâna uy ya kazan rızâsını dostunun
saşk/ aşk-ı hakiki Hiçbir değeri yok kralların kapımızda
Miskin âşıktan başkası yaraşmaz şânımıza
Ben, ben dedikçe efendi sırrımıza eremezsin
Ki tâcımız yakışır ancak başsızların başına
Mâşük aşk hazinesidir ve onun güzelliği zâhiresidir. Her hâlükârda onda aşkın tasarrufu vardır. (Sevânilı, 108
Aşk hem âşık hem de mâşük için esrârengiz bir aynadır: Hem kendini, hem mâşüku ve hem de ağyârı (bunların dışında kalan her şeyi) gösteren bir ayna. Eğer aşkın kıskançlığı duruma hâkim olursa âşık başkasına bakamaz; mâşükun cemâlinin mükemmelliğini aşk aynası dışında asla göremez. (Sevânih, 109
Bazen mâşükun belâ ve cefâsı tam bir özen ve ihtimamla ve aşkın inâyetiyle âşıkın arzu toprağına atılan bir tohum olur ve bu topraktan itizâr (özür dileme) gülü biter, tomurcuklanır ve vuslata götürür
Ve eğer talih yâver giderse bu vuslat birlik e dönüşür. Yeter ki şimşek çakmasın, yıldırım düşmesin ve yoluna engel çıkmasın; talihi yâver gitsin. Bu yüzden, âşık, aşk yolunun tekin olmadığını anlar. Bunun için şöyle denmiştir:
Gönlümü sana verdiğimi sanıyorsan eğer bil ki
Yüzlerce kafile geçti daha önce bu yoldan
Gönlümü vuslatından şen şakrak görüyorsam da
Ayrılığın payını da görüyorum arada
Ayrılığında vuslatın nasıl gizli değilse
Vuslatında da ayrılığın apaçık bana
Bize göre hevâ, âşıkın kalbine ilk doğuşta kalbdeki sevginin düşmesinden ibârettir, başka bir şey değil. Başka bir durum ona ortak olmadığı, kendisi için hâlis olduğu ve saflaştığı zaman Tubb fsevgi) diye adlandırılır. Bu sevgi sabit olup karar kıldığında vüdd olarak isimlendirilir. (Bu sevgi) kalbi, içi ve temayülleri kucaklayıp geriye kalbin ilgisinden başka bir şey kalmadığında aşk denir. Aşkla kasd edilen dikenli bir ottur. (Tercümân, 14
Aşk, aşırı sevgidir. Kur'an ona a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddet/" şiddetli /a sevgi olarak kinaye yapmıştır. Mü'minlerin Allah'a olan sevgileri (kâfirlerin putlara olan sevgisinden) daha fazladır. Yusuf'un sevdası) onun kalbine işlemiş! Yani onun sevgisi kalb üzerindeki zar gibi Yusuf'a dönüşmüştür. O ince bir zardır, kalbi sarar, onu çevreleyen bir zarftır. Hakk kendisini bir haberde şiddetli sevgi diye adlandırmıştır, ancak Hakk için aşk ismi kullanılmaz. (Fütühât, II, 318
aşk/ aşk-ı hakiki
Aşka a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhid /a nâliş-i dilde eser
Hastalık yok hasta-i dilden beter
Aşkdır târifi illetten cüdâ
Oldu usturlâb-ı esrâr-ı Hüdâ
Aşk iki baştan ki bâlâ-ter olur
Akıbet ehl-i dile rehber olur
Her ne denlü eyleyem şerh u a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/beyan/" beyân /a
Lâl olur aşkın beyânında zebân
Gerçi tefsire zebândır âşinâ
Lik aşk-ı bi-zebândır rüşenâ
Cümleyi gerçi kalem tahrir ider
Aşka geldikte olur âşüfte-ser
Şerh-i aşka olmaz aşkın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ruhsat/" ruhsatı /a
Yine kendi şerh ider keyfiyyeti
(Mesnevî, I, 6-7
Âşıklık derdi, gönül iniltisinden belli olur. Hiçbir hastalık gönül hastalığı gibi değildir
Aşkın hastalığı, derdi, diğer bütün hastalıklardan ayrıdır. Aşk, Allah'ın sırlarını belli eden bir üstürlâb, bir vâsıtadır. (Not: Üstürlâb, üstüne gök kubbesinin haritası çizilmiş yarım dâire şeklinde bir âlettir. Bununla, gökteki yıldızların bulunduğu yerler, güneşin doğup batışı ile zevâl vaktinin saati bilinir. Şefik Can
Âşıklık ister nefsâni olsun, ister rühâni olsun, sonunda bizi ötelere götürecek bir rehber, bir kılavuzdur
Aşkı anlatmak, açıklamak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/icin-ne/" için ne /a söylersem söyleyeyim, kendim aşka gelince, aşkı hissedince söylediklerimden utanırım
Her ne kadar, dil ile açıklanması, anlatılması pek parlak ve aydınlatıcı da olsa, aşkın dile düşmemesi, söylenmemiş kalması ve gönülde duyulması daha parlaktır. Her bahsi yazmakta koşup duran kalem, aşk bahsine gelince dayanamadı. Ortasından yarıldı
Akıl, aşkın şerhinde, açıklamasında, merkeb gibi çamura battı kaldı. Aşkın da, âşıklığın da ne olduğunu yine aşk açıkladı. (Mesnevî , I, 16-17
Aşk-ı fânide bu yüzden yok devâm
Merde olmaz kâbil-i hükm-i nizâm
Aşk bâkidir safâ-yı çeşm rüh
Nev be nev eyler dile feyz-i fütüh
aşk/ aşk-ı hakiki Kesb-i aşk-ı Hayy Bâki idegör
Sırrın ol nüra mülâki idegör
Eyle ol aşkı taleb kim evliyâ
Bildiler ol aşkı ayn-i kimyâ
(Mesnevti, I, 10
Fâni olan insanların, yani ölülerin ve öleceklerin aşkı sonsuz olamaz. Çünkü, ölü, tekrar bizim tarafımıza gelemez
Fakat gerçek aşk, ölümsüz olan aşk, Allah aşkı, rühda olsun, gözde olsun, her an goncadan daha taze olarak durur
O, ölümsüz olan, bâki olan Allah aşkını seç ki, o canına can katan mânâ şarâbını sana lutfetsin, seni yaşatsın
Sen öyle büyük bir varlığın aşkını seç ki, bütün peygamberler, O'nun aşkıyla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudret /a ve kuvvet buldular, şeref ve saadete erdiler. (Mesneviz, I, 17
Pursid yeki ki âşıki çişt
Goftem ki çü men şevi bidâni
Aşk hadd pâyân kabül itmeyen mehabbet-i kâmileden ibâretdir. Bu vech ile mücle-i sıfât-ı kudsiyyeden şümâr olunmuşdur ki, mehabbet-i bi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hisab/" hisâb /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatde /a Hâlık-ı bi-zevâle mahsüs olup bendeye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbeti /a alâ sebili'l-mecâzdır. Zirâ mehabbet-i Hakk kadim ve mehabbet-i bende muhdes ve adimdir. Nazm-ı kerimde vâki Yühibbühün haber-i pür-iberi ki müstevcib-i temâm müddeâdır. Âtıfe-i Yühibbünehümı mefhüm-ı mâtüf aleyhe nisbet nice mürâbit a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rabita/" râbıta /a -yı istivâ olur. (Mesnevî, II, 1
Birisi Âşıklık nedir? diye sordu. Ona dedim ki: Benim gibi olursan bilirsin. Aşk, sevgi sayıya gelmez, ölçüye sığmaz. Bundan ötürü aşk, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gercekte/" gerçekte /a , hakikatte Hakk sıfatıdır. Kula nisbet edilmesi mecâzidir. Allah onları sever sözü kâfi. Allah da onları sever sözü nerede kaldı! (Mesnev, II, 255
Aşk hakkında şöyle derler: Sevgi olarak adlandırılan şeyin belirli bir miktarından fazla olanı aşktır. Sâhibinin gizlemeye gücü yetmediği bir şeydir. Bundan dolayı Hz. Peygamber , tabiatlara zor geleceği için aşkta gizliliği şart kılmıştır. Tâc'da şöyle denilir: Aşk, aşırı sevgidir. Bildi denildiği gibi âşık oldu' denilir. Bu Adam âşık oldu' ifâdesi çok sevdi mânâsındadır. Taaşşuk, âşık görünmek için kendini zorlamak' demektir. Kadın kocasını sever ve aşık olur. İnsanlar aşkı şiirlerinde kullanırlar. (Ravza, 340
İrâdenin mahlükâtta dokuz tezahür şekli vardır: ...Bahsi geçen meyil kabararak, seveni de sevileni de fâni edecek şiddette olursa bunun adına da aşk denir. Bu makamda âşık maşükunu görür fakat fark edemez, ona meyl de edemez
Nitekim rivâyete göre Leylâ bir gün Mecnun'a uğrayarak kendisiyle konuşmak için yanına çağırmış. Mecnün: Bırak beni, ben Leylâ'mı düşünüyorum, seninle alâkadâr fatâ'
olacak vaktim yok demiş. İşte bu mertebe vuslat ve kurb (yakınlık) makamının sonudur. Bu makamda ârif, marüfunu inkâr eder. Ortada ne ârif kalır, ne marüf, ne âşık kalır, ne de maşük. Ortada sâdece aşk kalır
Aşk ise sırf Zât'tan ibâret olup ne ismin, ne resmin, ne sıfatın, ne de vasfın altına girer. O, yani aşk ilk zuhür a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a âşıkı yok eder, artık onun ne ismi kalır, ne resmi, ne sıfatı, ne de vasfı. Âşık, silinip de tamamen yok olunca, bu aşk hem âşıkı ve hem de maşüku yok eder. Önce (âşık ve maşükun) ismini, sonra vasfını, sonra da zâtını ifnâ eder. Ortada âşık ve maşük kalmaz. O zaman âşık iki şekilde MA
ortaya çıkar ve iki sıfatla sıfatlanır: Hem âşık , hem de maşük olarak adlandırılır (âşık da, maşük da kendisidir). (İnsân, I, 48
atâ ( sllas ) Vâcib ve imtinân olan atâ vardır. Hakk'ın âleme
