Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

itimat ederse (Tasavvuf Sözlüğü)

şirk koşmuş, küfre sapmış ve tabiatı ebedileştirmiş olur. Melâmiyye sebebleri kabül eder, fakat onlara yaslanmaz. Melâmetilerin talebeleri raculiyyeti kabül eden sâdıklardır. Başkalarının talebeleri ise ruünâta …

şirk koşmuş, küfre sapmış ve tabiatı ebedileştirmiş olur. Melâmiyye sebebleri kabül eder, fakat onlara yaslanmaz. Melâmetilerin talebeleri raculiyyeti kabül eden sâdıklardır. Başkalarının talebeleri ise ruünâta (nefslerinin benlik ve bönlügüne) râzı olmuşlardır. (Fiitühât) Melâmiyyenin miktarları bilinmez, onları ancak bu makama yaklaşıp tahsis eden seyyidler bilir. Onlar sayıya gelmez, artar ve eksilirler. (Fütühât, TI, 19; Nebhâni, I, 46

Melâmiyye,) beş vakit namaza revâtib dışında eklemede bulunmayan, Allah'ın farzlarını farklı bir hâl ile yerine getiren, mü'minlerden ayrılınayan (halk arasında kendisini onlardan ayırd etmeyi sağlayacak hiçbir farklılık taşımayan) kimselerdir. Çarşılarda gezerler, insanlarla konuşurlar. Allah'ın yaratıklarından hiç kimse onlardan birini Allah'ın farz amellerine veya mütâd sünnet amellere bir şey eklediklerini göremez. Rusüh ile (ilim ve mârifette derinleşerek) Allah ile başbaşa kalırlar. Hiçbir an dahi Allah ile birlikte olmaktan geri durmazlar

Bu kimseler, kalblerini a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyetin /a istilâ etmesi ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/riyaset/" riyâseti /a (başkanlığı) zelil göstermesi sebebiyle riyâsetin tadını bilmezler. Allah onlara toplanma yerlerini de ve uygun olan hâl ve davranışları da bildirmiştir. Onlar her makama uygun olarak amel ederler. Halktan perdelenir, onlardan avâm örtüsüyle gizlenirler (halk gibi yaşadıklarından Allah ile aralarındaki irtibât anlaşılmaz

Onlar Efendilerine (Allah'a) gönülden, ihlâslı olarak kulluk ederler. Yemelerinde, içmelerinde, uyku ve uyanıklık hâllerinde, insanlar içinde Allah ile konuşmalarında devamlı olarak Allah'ı müşâhede ederler. Sebebleri yerli yerine koyarlar, hikmetlerini de bilirler. Öyle ki sen, sebebleri yarattıklarını gördüğün için onları her şeyin yaratıcısı zannedersin

Onlar her şeye ihtiyaç duyarlar. Çünkü onlara göre, her şey Allah'ın müsemmasıdır. Allah hiçbir konuda onlara muhtaç değildir. Çünkü O, onlara, Allah ile ginâ ve izzet sıfatından zuhür etmemiştir

Onlarda bulunan gınâ (zenginlik) sıfatı da izzet de Allah'tandır. Onlar, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a onlara muhtaç olmasını gerektirecek ilâhi hazretin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssından /a değildirler. Onlar eşyâyı Allah'ın bir yaratması olarak görürler, eşyâyı kendilerine muhtaç olarak melâmetiyye/melâmiyye

görmezler, ama onlar ona ihtiyaç duyarlar. Allah insanlara şöyle hitâb etmiştir: Siz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise Gani ve Hamid'dir. (Fâtır, 35/15

Onlar, Allah ile müstağni olsalar da, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendilerinin/" kendilerinin /a de isimlendirilebileceği, Allah'ın kendini vasıflandırdığı Gani ismini izhâr etmezler. Devamlı zâhiri ve bâtıni olarak Allah'ın kendilerini isimlendirdiği fakir ismiyle yetinirler. Böylece fakrın (ihtiyacın) ancak Gani olan Allah'a olacağını bilirler. İnsanların (tabi kaideler olarak) konulmuş sebeblere muhtaç oldukların görürler. Bu sebebler insanların çoğunu Allah'tan uzaklaştırmıştır. Hakikatte onlar, mevcüd ihtiyaçlarını gidermesi elinde olan Zât'a muhtaçtırlar, o da Allah'tır

Demişlerdir ki Burada a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatte /a ona ihtiyaç duyulan her şeye Allah ismi verilir. Allah ise hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Bu sebeble bu topluluk eşyâya ihtiyaç duyar, onlar eşyâdan oldukları a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , eşyâ onlara ihtiyaç duymaz. Allah hiçbir şeye ihtiyaç duymaz, her şey ona ihtiyaç duyar

İşte bu kimseler melâmetilerdir. Onlar ricâlullâhın en üstünüdür. Talebeleri raculiyyet makamlarında dolaşanların en büyükleridir. Burada a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/futuvvet/" fütüvvet /a makamını hâiz olan hiç kimse yoktur. Bunlardan başka Allah'la birlikte olan hiç kimse yoktur. Onlar bütün makamları hâiz olmuşlardır. Allah'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a insanlardan perdelenmiş olduğunu görmüşlerdir. Onlar ise Allah'ın havâss (özel) kullarıdır. Efendilerinin perdelemesi sebebiyle halktan gizlenmişlerdir. Perdenin arkasından, halk içinde Efendilerinden başkasını müşâhede etmezler. Âhiret yurdu olup Hakk tecelli edince, onlar Efendilerinin kendilerini açığa çıkarması sayesinde ortaya çıkarlar. Dünyâdaki mekânları ise gözden kaybolmuştur ve bilinemez. (Fütühât, MI, 36-37

Melâmiyye, Allah'ın yaratıklarından (kendilerini farklı kılacak) herhangi bir şeyle ayrılmazlar. Durumları, bilinmez, avâmın durumu gibidir. İki durum sebebiyle bu isim onlara has kılınmıştır. Biri, Cenab-ı Hakk katında nefslerini devamlı olarak kınadıkları için talebelerine bu ad verilmiştir

Onlar, kendilerini terbiye etmek için, sevinecekleri ameli kendileri nefsleri için kurtuluş vesilesi olarak görmezler. Çünkü, amellerle sevinmek ancak (Allah tarafından) kabül a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesinden /a sonra olur. Ancak bu husüs talebeler nazarında gaibdir

Büyüklere gelince, onların durumları ve mekânları Allah (tarafından) perdelenmiş olduğu için bu ad onlara verilmiştir. İnsanları gördüklerinde, kınanacak ve ayıplanacak fiiller yaparlar. Çünkü onlar fiillerin Allah'tan olduğunu değil, yapanın elinde meydana gelmiş olduğunu kabül ederler ve böylece kınama ve kötülemeyi fiillere bağlarlar. Eğer perde kalkar da halk bu fiillerin Allah için olduğunu görürse, kınamayı fiili işleyene bağlamazlar. Bu durumda onlara göre fiiller şerefli ve güzel olur

melce 651 İşte bu topluluğun Allah katındaki dereceleri insanlara zâhir olsaydı, insanlar onları ilâh edinirlerdi. Âdetlerle perdelenmeleri sebebiyle halk, umümiyetle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/melamet/" melâmetin /a gerektirdiği kınanacak şeyleri açıkça yapmaları a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yuzunden/" yüzünden /a onlardan uzaklaşır. Sanki mekân, onları kendi üstünlük ve gücünü ortaya çıkarmadıkları için kınar gibidir

İşte bu, melâmi sözünün ıstılâh olarak onlara isim olmasının sebebidir. Bu yol, husüsi bir yol olup, bunu ehlullah ile başbaşa kalan herkes de bilemez. Umümiyetle onları halktan ayıracak hiçbir husüsi hâlleri de yoktur. (Fütühât, IN, 37

Melâmiyye, ehlullahın yüce tabakalarında bulunanlardır. Onlar her hâl ve makamda fenâ ve beka, cem ve fark bakımından insanların efendileridir. Şu sözüyle buna a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a etti: Aralarında... , yani vâris ve davetçilerden Hz Muhammed'in diliyle davet edenler... yani onun makamı, zevki ve durumuna a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a ...temkin ve hakikat ehli olan melâmilerdir. (Esfâr, 268

Melâmetiyye, topluluğun efendisidirler. Çünkü onlar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a sâhibidirler. Hikmet ise bir şeyi yerli yerine koymak, her hak sâhibine hakkını vermektir. Tıpkı Hakk'ın halka her şeyi vermesi gibi. Onlar telvin (hâlden hâle geçme) konusunda temkin ehlidirler. İşlerinde Hakk'ı vekil edinmişlerdir, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyet /a derecelerinin en yücesine hak kazanmış, her şeyden gaib olmuşlardır (el etek çekmişlerdir

Teklif ve târif yurdu olan dünyâ işlerinde kulluk ölçüsüne göre hareket ederler, âhiret işleri konusunda da böyledirler. Âhiret yurdu için olanı dünyâda göstermezler. Onlar ilim ve hikmet erbâbı, hilm ve himmetsizlik sâhibidirler. Çünkü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmet /a , ancak irfânını tamamlamamış ve Allah'ın Mizân'ını tercih etmeyen kişiler içindir

Allah kendilerinden râzı olsun onlar (melâmetiler), irfan makamlarının en yücesinde, (amelleri) Mizân'ı en açık bir şekilde dolduranların en büyükleridirler . Her şeyi, hatta kendisini hiçbir şeyin kuşatamadığı Hakk'ı bile kuşatmıştır. (Esfâr, 311

4... Avârifü'l-me'ârif' adlı eserin sâhibi Sühreverdi, Melâmi'yi şöyle târif etmiştir: Melâmi, iyiliğini açıklamayan, kötülüğünü de gizlemeyen kimsedir Bunu şöyle izah edebiliriz: Melâmiler, ihlâsı ve sevgiyi damarlarına kadar sindirmiş, sıdkı ve fütüvveti elde etmişlerdir. Bu yüzden hiç kimsenin, kendi hâl ve amellerine muttali olmalarını istemezler. (Câmi’, 5

Melâmiyye, hâl ve sırlarını (iç dünyâlarını) açığa çıkarmayanlardır. Aksine zevk ve gayretlerinin kemâli için sırlarını muhâfaza ederler. Onlar imamların (önderlerin) efendileridir. (Câmi’, 110

melce ( İade ) Melce (sığınak), kalbin, murâdını elde edeceğine güvenmesidir. (Hücvîrî, 467

melek/melâ'ike (emlâk) Melâike (melekler) maddeden