Aşkın kendisi bizzât kuştur, yuvadır; Zât'tır, sıfattır; tüydür, kanattır; havadır, uçuştur; avcıdır, avdır; kıbledir, kıbleye durandır; tâlibdir, matlübdur; evveldir, âhirdir; sultandır, tebadır; kılıçtır, kındır; bahçedir, ağaçtır; hem daldır, hem meyvedir, hem yuva, hem de kuştur. (Sevânih, 32
Mâşük âşıka şöyle dedi: Gel, kendini ben kıl. Eğer ben kendimi sen kılarsam, o zaman mâşük ihtiyaç içinde olur ve eğer sen, ben olacak olursan bu durumda artış mâşükta olur. Böylece her şey mâşük olur, âşık değil; her şey nâz olur, niyâz değil; her şey hâzır ve mevcüd olur, ihtiyaç değil; hep zenginlik olur, fakirlik değil; her şey çare olur, çaresizlik değil. (Sevânih, 39
ÂAşıkın kendini mâşükta kaybetme süreci öyle bir noktaya gelir ki âşık, kendini kendi gözünden ve hatta kendinden bile kıskanır
Senden dolayı seviyorum seni sevgilim
Kıskançlığımıdan kendi gözümle bile dost değilim
Kederim Seninle birlikte olmamaktan değil
Seninle aynı tende olmamak benim derdim
Bu incelik zaman zaman öyle bir noktaya gelir ki eğer bir gün mâşük daha da güzelleşecek olursa âşık incinir ve gazablanır. Bu hâl, bu zevki tatmayanların anlayabileceği bir durum değildir. (Sevânih, 40
Aşk mâhiyeti gereği belâdır; ünsiyet ve rahat ona yabancı ve iğreti bir şeydir. Çünkü ayrılık aşkta aslında ikiliktir, vuslatsa mâhiyeti gereği tekliktir. Bunun dışındaki her şey gerçek vuslat değil vuslat yanılsamasıdır. Bu konuda şöyle söylenmiştir:
Belâdır aşk çekinmem üstüne üstüne varırını
Hatta uyuyacak olursa onu ben uyarırını
Kurtul şu belâdan diyor dostlar bana
Belâ gönüldür gönülden nasıl uzak dururum
Çiçeğe durmuş aşk ağacı kalbimin tam ortasında
Susuz kalınca onu gözyaşınıla sularını
Aşk hoş da acısı hoş değilse eğer
Hoştur bu bana ikisini birbirine kararım
Âşıklık bütünüyle O olmak, mâşükluk ise bütünüyle Sen olmaktır. Zira kendin olman sana yaraşmaz; sana yaraşan mâşüka ait olmandır. Âşıklığa yaraşan asla kendine ait olmamaktır ve kendi başına kalmamaktır
Hevâya bağlı kaldıkça ya altın ya kadındır yolun
Âşık ol bunlardan kurtulmaktadır kurtuluşun
Âşıka yaraşır mı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a yolunda iki kıble
Ya kendi hevâna uy ya kazan rızâsını dostunun
Hiçbir değeri yok kralların kapımızda
Miskin âşıktan başkası yaraşmaz şânımıza
Ben, ben dedikçe efendi sırrımıza eremezsin
Ki tâcımız yakışır ancak başsızların başına
Aşk, hem âşık hem de mâşük için esrârengiz bir aynadır: Hem kendini, hem mâşüku ve hem de ağyârı (bunların dışında kalan her şeyi) gösteren bir ayna. Eğer aşkın kıskançlığı duruma hâkim olursa âşık başkasına bakamaz; mâşükun cemâlinin mükemmelliğini aşk aynası dışında asla göremez. (Sevânih, 109
Bazen mâşükun belâ ve cefâsı tam bir özen ve ihtimamla ve aşkın inâyetiyle âşıkın arzu toprağına atılan bir tohum olur ve bu topraktan itizâr (özür dileme) gülü biter, tomurcuklanır ve vuslata götürür
Ve eğer talih yâver giderse bu vuslat birlik'e dönüşür. Yeter ki şimşek ittihâd S01 çakmasın, yıldırım düşmesin ve yoluna engel çıkmasın; talihi yâver gitsin. Bu yüzden, âşık, aşk yolunun tekin olmadığını anlar. Bunun için şöyle denmiştir:
Gönlümü sana verdiğimi sanıyorsan eğer bil ki
Yüzlerce kafile geçti daha önce bu yoldan
Gönlümü vuslatından şen şakrak görüyorsanı da
Ayrılığın payını da görüyorum arada
Ayrılığında vuslatın nasıl gizli değilse
Vuslatında da ayrılığın apaçık bana
İttihâd iki zâtı bir tek zât yapmaya denir. Sadece sayıda olur, o da hâldir. (Istılâh, 538
İttihâd imkânsızdır
bunu kim diyebilir
akıl yolundan şaşmış
câhil kişiden gayrı
Jttihad ehli üç sınıftır: Birinicisi ittihâdın zâhirde olduğu görüşünde olanlar, ikincisi ittihâdın bâtında olduğu görüşünde olanlar, üçüncüsü de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a ittihâdı savunanlardır. (Ravza, 439
Bil ki, yüce süfilerden vahdet-i vücüda inanıp da, eşyâyı Hakk'ın aynı gören ve her şeyin O olduğuna hükmeden kimsenin maksadı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a Hakk'la
