Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

ittihâd (Tasavvuf Sözlüğü)

Aşkın kendisi bizzât kuştur, yuvadır; Zât'tır, sıfattır; tüydür, kanattır; havadır, uçuştur; avcıdır, avdır; kıbledir, kıbleye durandır; tâlibdir, matlübdur; evveldir, âhirdir; sultandır, tebadır; kılıçtır, kındır; …

Aşkın kendisi bizzât kuştur, yuvadır; Zât'tır, sıfattır; tüydür, kanattır; havadır, uçuştur; avcıdır, avdır; kıbledir, kıbleye durandır; tâlibdir, matlübdur; evveldir, âhirdir; sultandır, tebadır; kılıçtır, kındır; bahçedir, ağaçtır; hem daldır, hem meyvedir, hem yuva, hem de kuştur. (Sevânih, 32

Mâşük âşıka şöyle dedi: Gel, kendini ben kıl. Eğer ben kendimi sen kılarsam, o zaman mâşük ihtiyaç içinde olur ve eğer sen, ben olacak olursan bu durumda artış mâşükta olur. Böylece her şey mâşük olur, âşık değil; her şey nâz olur, niyâz değil; her şey hâzır ve mevcüd olur, ihtiyaç değil; hep zenginlik olur, fakirlik değil; her şey çare olur, çaresizlik değil. (Sevânih, 39

ÂAşıkın kendini mâşükta kaybetme süreci öyle bir noktaya gelir ki âşık, kendini kendi gözünden ve hatta kendinden bile kıskanır

Senden dolayı seviyorum seni sevgilim

Kıskançlığımıdan kendi gözümle bile dost değilim

Kederim Seninle birlikte olmamaktan değil

Seninle aynı tende olmamak benim derdim

Bu incelik zaman zaman öyle bir noktaya gelir ki eğer bir gün mâşük daha da güzelleşecek olursa âşık incinir ve gazablanır. Bu hâl, bu zevki tatmayanların anlayabileceği bir durum değildir. (Sevânih, 40

Aşk mâhiyeti gereği belâdır; ünsiyet ve rahat ona yabancı ve iğreti bir şeydir. Çünkü ayrılık aşkta aslında ikiliktir, vuslatsa mâhiyeti gereği tekliktir. Bunun dışındaki her şey gerçek vuslat değil vuslat yanılsamasıdır. Bu konuda şöyle söylenmiştir:

Belâdır aşk çekinmem üstüne üstüne varırını

Hatta uyuyacak olursa onu ben uyarırını

Kurtul şu belâdan diyor dostlar bana

Belâ gönüldür gönülden nasıl uzak dururum

Çiçeğe durmuş aşk ağacı kalbimin tam ortasında

Susuz kalınca onu gözyaşınıla sularını

Aşk hoş da acısı hoş değilse eğer

Hoştur bu bana ikisini birbirine kararım

Âşıklık bütünüyle O olmak, mâşükluk ise bütünüyle Sen olmaktır. Zira kendin olman sana yaraşmaz; sana yaraşan mâşüka ait olmandır. Âşıklığa yaraşan asla kendine ait olmamaktır ve kendi başına kalmamaktır

Hevâya bağlı kaldıkça ya altın ya kadındır yolun

Âşık ol bunlardan kurtulmaktadır kurtuluşun

Âşıka yaraşır mı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a yolunda iki kıble

Ya kendi hevâna uy ya kazan rızâsını dostunun

Hiçbir değeri yok kralların kapımızda

Miskin âşıktan başkası yaraşmaz şânımıza

Ben, ben dedikçe efendi sırrımıza eremezsin

Ki tâcımız yakışır ancak başsızların başına

Aşk, hem âşık hem de mâşük için esrârengiz bir aynadır: Hem kendini, hem mâşüku ve hem de ağyârı (bunların dışında kalan her şeyi) gösteren bir ayna. Eğer aşkın kıskançlığı duruma hâkim olursa âşık başkasına bakamaz; mâşükun cemâlinin mükemmelliğini aşk aynası dışında asla göremez. (Sevânih, 109

Bazen mâşükun belâ ve cefâsı tam bir özen ve ihtimamla ve aşkın inâyetiyle âşıkın arzu toprağına atılan bir tohum olur ve bu topraktan itizâr (özür dileme) gülü biter, tomurcuklanır ve vuslata götürür

Ve eğer talih yâver giderse bu vuslat birlik'e dönüşür. Yeter ki şimşek ittihâd S01 çakmasın, yıldırım düşmesin ve yoluna engel çıkmasın; talihi yâver gitsin. Bu yüzden, âşık, aşk yolunun tekin olmadığını anlar. Bunun için şöyle denmiştir:

Gönlümü sana verdiğimi sanıyorsan eğer bil ki

Yüzlerce kafile geçti daha önce bu yoldan

Gönlümü vuslatından şen şakrak görüyorsanı da

Ayrılığın payını da görüyorum arada

Ayrılığında vuslatın nasıl gizli değilse

Vuslatında da ayrılığın apaçık bana

İttihâd iki zâtı bir tek zât yapmaya denir. Sadece sayıda olur, o da hâldir. (Istılâh, 538

İttihâd imkânsızdır

bunu kim diyebilir

akıl yolundan şaşmış

câhil kişiden gayrı

Jttihad ehli üç sınıftır: Birinicisi ittihâdın zâhirde olduğu görüşünde olanlar, ikincisi ittihâdın bâtında olduğu görüşünde olanlar, üçüncüsü de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a ittihâdı savunanlardır. (Ravza, 439

Bil ki, yüce süfilerden vahdet-i vücüda inanıp da, eşyâyı Hakk'ın aynı gören ve her şeyin O olduğuna hükmeden kimsenin maksadı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a Hakk'la