Kabe kavseyn, İlâhi emirde isimler arasındaki karşılıklar itibâriyle ibdâ (ortaya çıkarmak), iade, nuzül (iniş), urüc (çıkış), failiyyet ve kabiliyyet gibi varlık dâiresi adını taşıyan esmâi bir kurb makamıdır. Bu makam, temeyyüz layırd edilme) denilen ikiliğin kalkmasıyla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittisal/" ittisâl /a adı verilen Hakk'la birlik olmaktır
Ev ednâ sözüyle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/beyan/" beyân /a buyurulan makam hariç bu makamdan daha yüksek makam yoktur. Bu makam, ev ednâ sözüyle tâbir edilen ayn-ı cem'in zâti ahadiyyetidir. Orada bütün şekilleri tamamen silerek fenâ-yı mahz (fenânın ta kendisi) ile itibâri olan temeyyüz ve ikiliği kaldırmak içindir. (Kâşânî, 142; Câmi', 92
Kabe kavseyn sözü iki yay kadar demektir. Peygamber Efendimizin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/berzah/" berzahlar /a berzahından; yani vahdetten ibâret olduğu için hâllerinin, sözlerinin ve fiillerinin bütününde itidâl (denge) meydana gelmiştir. Zira berzahta a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ifrat/" ifrât /a ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tefrit/" tefrit /a arasında tam bir denge vardır. Bu yüzden terâzi burcunda gönderilmiştir ve adildir. Hz. Peygamberin 5 vekilleri olan bütün peygamberler başak burcunda gönderilmişlerdir. Bu sebeble öncekilerde kuruluk, bu ümmette ise bütün işlerde itidal hakim olmuş ve emrolunduğu her şeyde Hz. Peygamberin hakikatinin itidali ortaya çıkmıştır. (Esfâr, 32
Fe kabe kavseyni ev ednâ liki yay mesâfesi hatta daha da yakın) İ makamındaki büyük sırrı dinle
İnsân-ı kâmil; seyr a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilallah/" ilallah /a 'tan sonra, seyr fillah tahakkuk edip, Allah'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâkı /a ile ahlâklanarak icmâl yoluyla bu seyir de tamamlandığında -ki, isim ve sıfatların aksetmesinin zuhür dâiresinin tamamlanması seyr fillah'a bağlıdır-, Mâşük'un a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a asâletiyle zuhür etmesine lâyık ve müstehak olur. Bu zuhür, zılli şâibe (gölge şâibesi), hâl ve mahal vehmi olmaksızın gerçekleşir. Hatta öyle ki (bu zuhürda), Mâşük'un Zât'ına ait sıfatlar Zât'ından ayrılmaz. Zât'ın, sıfatlarıyla âşıkın aynında zuhür etmesi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zaruri/" zarüri /a hâle gelir. Böylece kavseyn (iki yay), yani sıfatların kavsıyla Zât'ın kavsı hâsıl olur. İşte bu, en yüce makam olan kabe kavseyn makamı olup aslın zıll şâibesi olmadan zuhüruyla alâkalıdır
a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kabiliyyet-i-evvel/" kâbiliyyet-i evvel /a
Allah'ın inâyetiyle sâdık olan âşıkta, herhangi bir isim ya da sıfat murâdı olmaksızın mükemmel irtibât ve Mâşük'un Zât'ıyla alâka zuhür a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a zaman, işte bu vakitte isim ve sıfat, Allah'ın kudretinin fazlıyla gözünden tamamen gizlenir, fikrinde ve müşâhedesinde Zât'tan başka hiçbir şey kalmaz. (Mektübât, II, 137
sıfatlar mevcüd olsalar bile, müşâhede etmesi mümkün olmaz. Burada Ev ednâ (daha yakın) sırrı zuhür eder, kavseynden de eser kalmaz
Bu yüce makamdan ayrıldığı zaman, önce halk âlemine ayak basar, hatta toprak unsuru üzerine oturur. Bu temiz unsur, Kuds âlemine uzaklığı ve ondan ayrı kalmış olmakla beraber, Kuds âlemine her şeyden daha yakındır. İniş ve düşüşe baktığımız zaman, kurb (yakınlık) devletini halk âleminin nasibi olarak buluruz. Bilakis o, toprak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/unsurun/" unsurunun /a nasibidir
Evet! Dâiredeki urüc (yükseliş) yönünde bulunan ilk noktayı düşündüğümüz zaman, dâire içinde bu yöne en yakın nokta olarak ikinci noktayı buluruz. Düşüş yönünden düşündüğümüz zaman da, ilk noktaya en yakın olarak, ilk noktaya dönük olan ve ona bakan son noktayı buluruz. O'na dönük olanla, O'ndan yüz çeviren arasında ne büyük fark vardır! İkinci noktanın, ilk noktanın zuhürâtına meyli vardır. Son nokta ise, zuhürâtı sırtının arkasına atarak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zahir-olan/" zâhir olan /a Zât'ı ister. O nerede, bu nerede (aralarında ne büyük fark vardır)! (Mektübât, II, 138
(Ayrıca bk. ittisâl
