mâbüdlarından uzaklaşıp, O'na dönerler. Velâyet, ayrıca a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a mânâsına da gelir. Veli kelimesinin ise, fel vezninde ism-i mef'ül mânâsında bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelime /a olması mümkündür. Nitekim Allah Teâlâ: O, sâlih kullarını tevelli eder (korur). Ârâf, 7/196) buyurmuştur. Çünkü Allah Teâlâ (kendi yaratmış olmasından dolayı sevdiği için,) kulunu vasıfları ve fiillerinden dolayı terk etmez. Onu kendi katında muhâfaza eder
Veli kelimesi, mübâlağa ile ism-i fâil mânâsında fe'il vezninde de olabilir. Çünkü kul, O'nun tâatını tevelli eder (üzerine alır), O'nun hukukuna sürekli olarak uyar, O'ndan başka her şeyden yüz çevirir. Bu (kul) mürid, o (Rabb) da murâd olur (kul Rabb'ini ister, Rabb da aranan ve istenen olur). (Hücvîrî, 254
Cüneydrh şöyle demiştir: Velinin vasıflarından biri korkusuz olmaktır. Çünkü korku, istenmeyen bir şeyin ileride başa gelmesini gözetlemek veya sevilen bir şeyin ileride elden çıkmasını beklemek demektir. Oysa veli, ibnü'l-vakt fiçinde bulunduğu zamanla meşgul) olan kişidir. Onun geleceği yoktur ki, bir şeyden korksun. Velide korku bulunmadığı gibi, ümid de yoktur. Çünkü ümid, istenen bir şeyin elde edilmesini veya istenmeyen bir şeyin giderilmesini beklemek demektir. Bu ise fiçinde bulunulan vakitten) sonraki bir vakitte olan bir şeydir. Yine veli hüzne de kapılmaz. Çünkü hüzün kalb sıkıntısından ileri veli-nebi-resül 1197 gelir. Rızâ aydınlığında ve muvâfakat filâhi emirlere uyma) bahçesinde bulunan bir kimse için, hüzün nasıl mümkün olabilir? (Hücvîrî, 260-261
Rütbelerin en yücesi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatlerin /a tümünün ya da çoğunun kendisine açıldığı nebinin derecesidir. Bu derece, çalışmadan ve zorlanmadan kazanılmıştır. Çok hızlı bir şekilde ilâhi keşfle gerçekleşmiştir. İşte insanın elde edebileceği saadet budur. Bu saadet, insanı mekân ve mesafe ile değil, ama mânâ ve hakikat ile Allah'a yaklaştırır. Bu makamda edeb gereği dilin dizginleri tutulmalıdır
Ancak durum, bir tâifenin iddiâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a gibi kurbun (yakınlığın) ötesinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittihad/" ittihâda /a varmıştır. Bazıları Kendimi tenzih ederim, şânım ne yücedir bir başkası Ben Hakk'ım diyebilmiştir. Başkaları bu durumu hulül kelimesiyle; Hıristiyanlar lahüt ve nasütun ittihâdı deyimiyle ifâde etmiştir. O kadar ki, Hıristiyanlar Hz. İsâ'nın s1 Allah'ın yarısı olduğunu söyleyebilmiştir. Allah bu zâlimlerin sözlerinden beridir ve yücedir!
Özetle Allah'a yürüyenlerin konakları sayılamayacak kadar çoktur. Ancak her sâlik, sülükunda ulaştığı konağı da, ardından gelecek konakları da bilir. Elde ettiği şeyin hakikatini sadece toplu olarak ve gayba irnânla kuşatabilir. Nübüvvetin hakikatini sadece nebi bilebilir. (Mizân, 23
Alâmet-i veli (velinin alâmeti), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a eziyet ve tecâvüzlerine sabretmektir. Halktan gördüklerini görmezlikten, işittiklerini duymazlıktan gelirler, kıymetli varlıklarını insanlara hibe ederler. (Feth, 180
Bâsitân-ı eyd/bâsıti eydihim (ellerini uzatanlar)": Hakk'ın nürlu işrâklarına mazhar olmuş öyle muhterem insanlar bulunmaktadır ki, onlar, yüzlerini ulühiyyete dönmüşler, fiil ve sıfat tecellileri gibi, Zât'ın tecellisini beklemektedirler... Onların, Hakk'a ait feyze mahsüs istidâdları, Hakk tarafından a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâle /a erdirilmiştir. Böyle, istidâd diliyle yapılan duâ kabül edilir. (Heyâkil, 103
yalnızca resüllerin dilinden öğrenilir hükümler
âyetlerin bilgileriyse
yollarda yürüyenlere açılır ancak
bir makamdan inmesi bir velinin
daha da yükselmek demektir ancak
Hakk sınırlanamaz çünkü
Burada, Görsen o zâlimleri ölüm dalgaları içinde boğulurken, melekler ellerini uzatmış bâsıti eydihimi, derler ki: Çıkarın canlarınızı! Bugün zillet azabıyla cezalandırılacaksınız...' âyetine gönderme yapılmaktadır
veli-nebi-resül
niyetlerin özündedir yakınlaşmanın ta kendisi
seçilmiş olanın
yüceliktir yücelikler içinde
asla hükmedilemez ona
hiçbir şey te'sir edemez
onun yüceliğine
(Fütühât, 1, 296
Merâzil-i evliyâ (velilerin dereceleri) iki çeşittir: Hissi ve mânevi. Hissi menzilleri, cennet yüz derece olsa da Cennet'tedir. Dünyâdaki hissi menzilleri hârikulâde neticeleri olan hâllerdir. Abdallar ve benzerleri gibilerinde bu bariz olarak ortaya çıkar. Bazıları bu duruma a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olur, fakat ondan hiçbir alâmet ortaya koymaz. Bunlar melâmiyye ve ileri gelen asillerdir. Bu yol, yüz küsur menzilden fazladır. Her menzil de birçok menzil ihtivâ eder
İşte bunlar, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a ve âhirette onların hissedilen makamlarıdır. Mârifet mertebelerindeki mânevi makamları ise iki yüz kırk sekiz bin menzildir. Bu ümmetten önce onlara hiç kimse ulaşamamıştır. Bu nokta, bu ümmetin üstünlükleri arasında yer alır. Onların çeşitli tatları vardır, onu tadan bilir. Bu sayı dört makamda toplanır: Ledünni ilim makamı, nür ilmi makamı, cem ve tefrika ilmi makamı ve ilâhi kitâbet ilmi makamı
Sonra bu makamlar arasında onların cinsinden başka makamlar vardır. Bunlar da yüz küsur makama kadar varır. Hepsi de velilere ait olan makamlardır. Her bir makam sayıları belli pek çok menzile ayrılır. (Fütühât, TI, 42
Resül kavmine gönderilir. Nebi, kendisine peygamberlik vazifesi verilena kadar kendi başına ibâdet eder. Veli ise, resülün uykusundan uyandırdığı kimsedir. Resül imam, veli imama uyandır. Nebi ise hem imama uyan, hem de imamdır. Mahfüz olup mâsüm değildir. Resül mâsümlar sınıfındandır, istenen, sevilen ve kendisine sığınılan kişidir. Mü'min onu tasdikeder ve ona yönelir. Âlim, onun için burhân, delil ortaya koyar. Onun doğruluğunu ikrar ve itiraf eder. Câhil ona bakar
