Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

kâlemeden (Tasavvuf Sözlüğü)

Deriz ki: Süfi, dâimâ kalb a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasfiyesi/" tasfiyesi /a ile meşgul olan kişidir. Nefsin şâibelerinden kalbi tasfiye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a her ânını bulanıklıklardan …

Deriz ki: Süfi, dâimâ kalb a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasfiyesi/" tasfiyesi /a ile meşgul olan kişidir. Nefsin şâibelerinden kalbi tasfiye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a her ânını bulanıklıklardan temizler. Onun bu tasfiyesine Mevlâ'sına karşı dâimâ iftıkar (ihtiyaç) hâli yardımcı olur. Neticede iftikarın devamlılığı, onu bulanıklıklardan arındırır. Nefsi harekete geçip nefsânt sıfatlarından biri ortaya çıkacak olsa, derin basiretiyle bunu derhâl farkeder, hemen nefsten Allah'a sığınır. Tasfiyeye devamı ederek cen hâlini yaşar. Nefsin harekete geçmesiyle fark hâli ortaya çıkar, tefrika (fark) ve bulanıklık meydana gelir. Ancak Rabb'i kalbine hükmedince, o da kalbi sayesinde nefsine hâkim olur.

Süfiyyeye süf giydikleri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/icin-sufi/" için süfi /a denilmesi zâhirlerine göre verilen bir hükümdür. Onların hâl ve makamlardan herhangi birini a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a edilerek tavsif a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a de bâtınlarına göre verilen bir hükümdür. Zâhirlerine göre verilen hüküm daha muvâfık ve evlâdır. Onları elbiseleri olan süfa nisbet edip a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sufiyye/" süfiyye /a olarak adlandıran görüş, tevâzüa daha lâyık ve daha yakındır

(Bir görüşe göre) onlar süfiyye olarak adlandırılmıştır, çünkü onlar, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a ve ihtimamlarını kalbleriyle ve gönülleriyle (her an) Allah'a ve O'nun huzürunda bulunmaya yöneltmek süretiyle Allah'ın huzürunda ilk safta yer alırlar

Süfiyyeye, Hz. Peygamber zamanında onun çevresinde ve terbiyesi altında yaşayıp fakir ve muhâcirlerden oluşan Suffe'ye nisbetle bu ismin verildiği de söylenmiştir

Süfi, (Hz. Peygamber'in Onlar, Allah'ın zikrine çok düşkün olan kişilerdir. Zikir, üzerlerinden ağırlıklarını kaldırmıştır. Böylece onlar, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyamet/" kıyâmete /a hafifleyerek gelmişlerdir. (Tirmizi, Duâ, 128) dediği,) müferridiinun makamındadır. Mutasavvıf ise, seyrinde Allah Teâlâ'nın zikrine kalbin karar noktasına, kalbiyle O'nun murâkabesine ve Allah'ın nazarını gözlemesiyle lezzete vâsıl süfi-mutasavvıf -mustasvif/süfiyye olmuş sâirin makamındaki kişidir. Süfi, rühun karar kıldığı yerde, müşâhede sâhibidir. Mutasavvıf ise, kalbin karar kıldığı yerde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a sâhibidir

Câfer Huldi dedi ki: Ebu'l-Kâsım Cüneyd'e sordum: a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihlas/" İhlâs /a ile sıdk arasında fark var mıdır? Evet, sıdk köktür ve ilktir, ihlâs ise daldır ve sıdka tâbidir. Daima ikincisi birincisine tâbidir dedi ve sonra şöyle devam etti: Aralarında fark vardır. Çünkü ihlâs ancak amele başladıktan sonra meydana gelir. İhlâs ancak ihlâsı hâlis kılma, bu konuda hâlis (niyetli) olmaktır. Târif edilen ihlâs melâmetilerin, ihlâsı hâlis kılma gayreti ise süfilerin hâlidir. İhlâsı hâlis kılma işinde (saf ve temiz) bir ihlâsa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olmak, ancak ihlâsın hâlis kılın