En güzel hayat, kanâat ve ilimdir. (Bu da:) haşyetullâhtır. Bu da âhireti a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâya /a tercih etmek ve Allah'a giden yolu bilmek demektir. (Adâbı, 147
Süfiyyenin... başka bazı âdâbları ve çeşitli hâlleri arasında... dünyânın çoğu nimetinden vazgeçerek azıyla kanâat etmek, yalnızca çok gerekli olan azıkla yetinmek, giyecek, istirahat, yiyecek gibi dünyâ sıkıntılarından ancak gerekli olanla iktifâ etmek, fakirliği zenginliğe tercih etmek, aza yaklaşıp çoktan uzaklaşmak, açlığı tokluğa, azı çoğa tercih etmek... (yer alır.) (Lüma', 29
Kanâat odur ki her şey
ama her şey yok olsun gözünde
Fazlası kamaştırdığında gözlerini
O'ndan gelen a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a sırlarının
Vecd sıfatı belirince işâretleriyle
niçin sapsın tamaha
(Ebü Süleyman Dârâni demiştir ki:) Zühde göre verâ neyse, rızâya göre kanâat odur. Verâ zühdün, kanâat da rızânın ilk merhalesidir. Kanâat, alışılan ve ülfet edilen şeylerin bulunmaması hâlinde huzür içinde olmaktır denilmiştir
Ebü Bekr Merâği şöyle demiştir: Akıllı kimse dünyâ işini kanâat ve tehir, âhiret işini hırs ve acele, din işini ise ilim ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittihad/" ittihâd /a ile idare eder.
kanâ'at Ebü Abdullah Hafif de Kanâat elde bulunmayana istek, elde bulunana da ihtiyaç duymamaktır demiştir. Allah onlara güzel bir rızık verecektir âyetinin mânâsıyla kanâatin kasd edildiği söylenmiştir
Muhammed Ali Tirmizi, Kanâat, kişinin kısmetine düşen rızka râzı olmasıdır demiştir. Kanâat, mevcüd olanla yetinmek, elde olmayana tamahın ortadan kalkmasıdır denilmiştir
Vehb şöyle demiştir: Zenginlik ve izzet bir arkadaş bulmak için çıkıp dolaşmaya başlamışlar, sonunda kanâate rastlamışlar ve onun yanında kalmışlar
Şöyle demişlerdir: Kimin kanâatı besili olursa, her türlü çorba ona hoş gelir. Her hâlinde Allah Teâlâ'ya dönen kimseye, Allah Teâlâ kanâatı rızık olarak verir. (Kuşeyri, 81
Kanâat, geçimi, dolandırıcılık yapmadan, güzelce sağlamak demektir. (Mizân, 76
Bize göre kanâat, fazlasını istemeden olanla yetinmektir. (Fütühât, Il, 194
Sabır... basit hazlara karşı ise buna kanâat adı verilir. (Kudâme, 286
Kanâat kalb zenginliğidir. Semeresi de gaybları derinlemesine bilen (Allah'tan) râzı olmaktır. (Câmi, 54
Kanâat üçe ayrılır: Birincisi, avâmın kanâati olup azıkla alâkalıdır. İkincisi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a kanâatidir, zikirle olur. Üçüncüsü ise, havassın havâssı kanâatidir, Allah'ı görmekle olur. (Câmi', 61
Kanâat lügat mânâsı olarak kısmetine râzı olmak demektir. Hakikat ehline göre ise, alışılan ve ülfet edilen şeylerin bulunmaması hâlinde huzür içinde olmaktır. Azla yetinmek olduğu da söylenmiştir. Var olana ihtiyaç duymamak ve yok olanın peşine düşmemektir de denilmiştir. (Câmi', 217
Kanâat (için) Bişr-i Hâfi şöyle demiştir: Kanâat, yalnızca a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minin /a kalbine yerleşen bir mülktür.
Ebü Bekr Merâği ise şöyle söylemiştir: Akıllı kimse dünyâsını kanâat ve erteleme ile idare edendir.
Ebü Yezid'e e Bu mertebeye nasıl ulaştın? diye sorulunca şöyle cevâb vermiştir: Bütün dünyâ sebeblerini bir araya topladım, onları kanâat ipiyle bağladım, sonra sıdk mancınığına koydum ve ümidsizlik denizine attım, sonunda da rahata kavuştum.
Abdullah Hafif şöyle demiştir: Kanâat, olmayanı beklemeyi bırakmak, olana da ihtiyaç duymamaktır.
Şöyle denilmiştir: Allah'ın kanâat şerefiyle dirilttikleri dışında kalan fakirler ölülerdir. Şöyle de denilmiştir: Allah beş şeyi beş yere koymuştur: İzzeti tânte, zilleti günâha, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybeti /a gece ibâdetine, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmeti /a boş mideye, zenginliği ise kanâate. Zünnün, Kanâat karâr
eden kişi, zamanının insanlarından rahata erer, akranlarını geçer demiştir. (Nebhâni, Câmi, Il, 41
karâr 1 ) Karar, hâlin hakikati hakkında tereddüdün ortadan kalkmasıdır. (Hücvîrî, 467
