Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

karmadan mâdümu (Tasavvuf Sözlüğü)

istememektir. Ikincisi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a (aydınların) fakrı; yoklukta süküt etmektir. Üçüncüsü ahassın (seçkinlerin) fakrı; varken sarf etmek ve başkasını tercih etmektir. (Câmi’, 61 …

istememektir. Ikincisi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a (aydınların) fakrı; yoklukta süküt etmektir. Üçüncüsü ahassın (seçkinlerin) fakrı; varken sarf etmek ve başkasını tercih etmektir. (Câmi’, 61

Allah'ı kasd (ve murâd) etmeye giden yollar dört tanedir. Bunların hepsine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a muhakkik sıddiklerden, üçüne sâhib olan mukarreb evliyâdan, ikisine sâhib olan yakin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a şâhidlerden, birine sâhib olan ise Allah'ın sâlih kullarından olur. İlki zikirdir; yaygısı (göstergesi) sâlih amel, meyvesi ise nürdur. İkincisi tefekkürdür, yaygısı sabır, meyvesi ise ilimdir. Üçüncüsü fakrdır; yaygısı şükür, meyvesi ise şükrün artmasıdır. Dördüncüsü hubbdur (sevgidir); yaygısı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâya /a ve dünyâ ehline buğz etmek, meyvesi ise Sevgili'ye kavuşmaktır. (Câmi’, 61, 171

Ginâ sâhibi kullar, Hakk dışında her şeyden O'nunla müstağni olurlar. Zira onun varlığını elde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a her şeyi elde etmiş olur. Bilakis hiçbir şeyi mevcüd ve te'sirli olarak görmez. İstenileni elde eder ve sevileni müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a gizlenir. (Câmi', 91

Fakr, şeref elbisesi, peygamberlerin giysisi, sâlihlerin örtüsüdür... Abdullah Mübarekrt şöyle demiştir: Fakirlik içerisinde zenginlik göstermek fakirlikten daha güzeldir.

Ebü Hafs ise şöyle der: Kulu Mevlâ'sına götüren en iyi vâsıta, bütün hâllerinde ona ihtiyacının devam etmesi, bütün fiillerinde Sünnet'e bağlı kalması ve rızkını helâl yoldan aramasıdır.

Şiblir" de fakrın hakikatini şöyle açıklamıştır: Fakr, Allah'tan başka hiçbir şeyle yetinmemektir.

(Hasan) Musühirt bu konuda şöyle söylemiştir: Fakrı, nimetler zenginleştirmez, zorluklar değiştirmez.

Ebü Hüseyin Nürirh fakrı, Fakrın sıfatı yoklukta sükün, varlıkta ise başkasını tercih etmektir. şeklinde açıklamış ve şöyle demiştir: Eski püskü giysiler, incinin üzerindeki örtüdür. Ancak bugün bunlar leşin üzerindeki çöpe dönmüşlerdir.

Sehl Abdullahrtıda Sâdık fakir, istemez, verileni de geri çevirmez, elindekini de saklamaz demiştir

Ebü Abdullah Hafifsh Üç gün aç kalan ve üç günden sonra çıkıp bir şeyler isteyen fakir hakkında ne dersin? şeklindeki soruya Bulursanız yeyin ve süküt edin. Bu kapıdan içeri bir fakir girerse hepinizi küçük düşürür.

Bişr-i Hâfirh şöyle demiştir: En üstün makam kabre varıncaya dek fakra sabretmeye istinad etmektir.

farakliti Ebü Abdullah Kureşi ise şöyle demiştir: Fakrın fayda ve semereleri açlık ve çıplaklıktan elem duyma hâlinin varlığı, bunlardan lezzet duyma, bu duyguların artması ve bu konularda yarışmak (ve bu yarışta üstün gelmeye çalışmaktır).

Üstad Ebu'l-Kâsım Cüneyd şöyle demiştir: Ey fakirler topluluğu! Siz Allah'ı tanıyorsunuz ve onun için ikrâmda bulunuyorsunuz. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a yalnız kaldığınızda Allah ile birlikte nasıl olduğunuza bakın. (Nebhâni, I, 307

Fakrın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a , bâtının hakikatinde değil, tarikatın zâhirindedir. Zâhir, dünyevi maksatlara karşı zâhid davrananların fakrı; bâtın ise Allah'tan başka her şeyden sıyrılarak yalnızca uhrevi maksatlarla uğraşanların fakrıdır

Tedkik (Bir İncelik): Zenginlik ve fakirlik birbirlerine karşı övündüler. Zenginlik, Ben Kebir olan Rabb'in vasfıyım, sen nesin ey hakir? dedi. Bunun üzerine fakirlik, Eğer benim vasfım olmasaydı, senin vasfın ortaya çıkamazdı, benim tevâzüum olmasaydı, senin kadrin yücelmezdi. Benim vasfım a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyeti /a yaymanın alâmetidir. Senin vasfın ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyetle /a çatışmadır. Çatışanın beli kırılır, çatışmadan uzak kalan kurtulur diye cevâb verdi

Tahkik: Fakirin hâli uyanık olmayan kişiye karışık geldi. Bu yüzden, Fakir fakih değildir fanlamıaz) dedi. Oysa harfinin olduğunu bilemedi. (Kavânin, 28

Fakr-ı zât mıknatısının husüsiyeti a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a ve bağışları cezbedici olmasıdır. Kimin fakirlik vasfı çok olursa, nasibi o kadar bol ve büyük olur

Tedkik: Fakirlerin istemekle tanınmaları, onların istemesinin sonucunu alan, ihtiyaç ve istekleri karşılanan kişinin bildiği şimdi (var olan), daha sonra (da var olacak olan) bir husüsiyetleridir

Tahkik: Rabb'in . a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a zenginliğe sâhib olmakla vasıflanması. O, gerçek fakirliği bize emretmiştir. Bu vasıfla lütuflar meydana gelir. Çünkü fakire cömertlik etmek ve gönlü kırık a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/miskin/" miskine /a yardımcı olmak zenginin merhametindendir. (Kavânin, 30

farakliti Farakliti, Faraklit'e mensüb demektir. Fâ, elif, kesreli râ, yâ, tâ ve elif-i meksüre ile (yazılır). İbrânice bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelime /a olup, mânâsı hak ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/batil/" bâtılı /a ayıran kimsedir. Bundan murâd nübüvvetin bâtını olan velâyetin mazharı kasedilir

Faraklit'ten murâd, son peygamber Hz. Muhammed'dir. Onun doğuşuyla hakikatlerin keşfini ve velâyette nübüvvetin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a mertebeleri sona ermiştir. (Heyâkil, 104

fariza ( Aa: ,8 ) bk. a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/farz-sunnet/" farz-sünnet /a