Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

kârru zâti'l-elma'i (Tasavvuf Sözlüğü)

Karru zâti'l-elma'i ile (parlaklığın zâti aslıyla) kasd edilen, bazı hâllerde vâki olan sabit bir müşâhededir. Bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a iken tam bir aydınlanma ve zuhür için nefsine ardı ardına …

Karru zâti'l-elma'i ile (parlaklığın zâti aslıyla) kasd edilen, bazı hâllerde vâki olan sabit bir müşâhededir. Bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a iken tam bir aydınlanma ve zuhür için nefsine ardı ardına nür feyzi olur. (Heyâkil, 103

kasd/kusüd Kusüdun mânâsı (bir işe) kasd etmeye (kalkışmaya) yakın olan irâde ve sâdık niyetlerdir. (Luma , 446

Kusüd, maksüdun hakikatini taleb edecek azmin sağlam olmasıdır. Süfilerin (bu kavramı kullanmalarının) maksadı hareket ve süküna bağlı değildir. Çünkü seven sevgide sükün bulmuş ise kâsıd (kasd eden) olur. Bu ise alışılmış duruma aykırıdır. Zira kasd edenlerin kasdı, ya onların zâhirlerinde bir te'sir meydana getirir, ya da bâtınlarına (iç dünyâlarına) dâir bir delil olur. Çünkü sevenler istek ve hareketlerinde sebebsiz olarak kasd ederler ve böylelikle bütün vasıfları sevgiliyi kasd etmek olur. (Hücvîrî, 472-473

Kasd, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tecerrud/" tecerrüde /a (Allah'tan başka her şeyden sıyrılmaya) karar vermek demektir. Bunun ilk inceliği irtibâta (bağlanmaya) sevkeder, tereddütten ve geçici şeylerle ülfet etmekten kurtarır. İkincisi, hangi sebeble karşılaşırsa ondan uzaklaştıran bir kasddır. Üçüncüsü, icabet, hükmü (fizik kurallarını) aşmak ve fenâ denizinde kulaç atmak kasdıdır. (Ravza, 485

Hâtır'a... dördüncüsünde azm denir. (Beşinci mertebede) murâdına yöneldiğinde ise buna kasd adını verirler. Fiile başladığında gelen hâtır ise niyet adını alır. (Câmi’, 27

(Ayrıca bk. hâtır/havâtır ya da hatre/hatarât