Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

kelâm (Tasavvuf Sözlüğü)

Zünnün'un şöyle söylediğini duydum: Sözün özü şu dört şeyde döner: Allah'ı sevmek, az olanı (dünyâyı) sevmemek, Kur'ân'a uymak ve limân ve amel bakımından kötüye doğru) değişmekten korkmak. (Kuşeyri, 9 (Sâlikin) …

Zünnün'un şöyle söylediğini duydum: Sözün özü şu dört şeyde döner: Allah'ı sevmek, az olanı (dünyâyı) sevmemek, Kur'ân'a uymak ve limân ve amel bakımından kötüye doğru) değişmekten korkmak. (Kuşeyri, 9

(Sâlikin) kalbinde, külli rühun feyzinden akla gereken ilimlerin te'siri elde edildiği zaman, bunu kelâmı , kavl ve hitâb diye ifâde ettik. Allah, onu bu sıfat üzere yarattığında, onun meskenini beyin olarak tâyin etmiştir. Bu da, (beden) ülkesinin bütün köşelerine hâkim olması, çöldeki su havzası gibi olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâl /a , düşünme ve hafıza hazinelerine yakın olması ve kendisine, onu bütün işlerinde göz önünde tutacak yakınlıkta bulunması içindir. (Tedbirât, 160

Kelâm, yaralamak mânâsında kelm'den türetilmiş olan rahmâni te'sirlere a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a nefsi bir sıfattır. Bu yüzden yaranın yaralıya te'sir etmesi gibi te'sirlere sâhib dedik. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a mahlükatın kulaklarına çalınan ilk söz Kün 101) sözüdür. Âlem ancak kelâm sıfatından zuhüra gelmiştir. Kelâm sıfatı Ratımân'ın nefesinin âyâna teveccüh a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a o nefeste kasd edilen şahsiyetin açılmasıdır. İşte bu oluş ve nefesle oluşan şeye kelâmı denir. Nitekim bir harfi çıkarmak isteyen kimsenin nefesi harfe kelâm-ı evliyâ S31 ulaşıyor ve ses denilen nefes çıkıyor. Maksadı ne ise -bilhassa harfin kendisi ise, meselâ hâ harfinden vâv a kadar olan harflerin mahrecinden- kasd a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a harf çıkar. Buna tekvin (yaratma) basamakları denir ki, oradan Rahmâni nefes yükselir. Varlıkla vasıflanan âyân-ı sâbiteden (bütün kâinât ilminin süretler şeklinde sâbit olduğu âlemden) hangisi taayyün ederse, konuşan kimsenin, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimenin /a nefesi üzerinde ona göre bir te'siri olmalıdır. Ancak konuşulan ilâhi, rabbâni veya rahmâni olabilir

Kelâmının rabbâni ve rahmâni olmasından telaffuz ettiği anda kelâmın görübaşka bir şekilde ortaya çıkacak olursa meselâ, Zeyd'e Kalk demesi gibi, bu sözü söyleyen kimse Kalk kelimesini söylemiş olur. Eğer Zeyd onun emriyle kalkarsa emreden kimse Zeyd'de Kalk kelimesinden kallenanın süretini meydana getirmiş olur. İşte bu ilâhidir. Çünkü âyânı meydana getiren ancak Allah'tır. Bu, bütün mahlükat için geçerlidir. Eğer sözü işitilmez ve emrinin etkisi duyanda te'sir etmezse bu durumda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmeti /a eksik olacağından ilâhi olmaz, ancak rabbâni veya rahmâni olabilir. Rabbâni ve rahmâni olan için sadece kelâmın meydana getirilmesi yeterlidir. (Fütühât, II, 178

kelâm-ı evliyâ yöl aS ) Kelâm-ı evliyâ (velilerin kelâmı), peygamberlerin kelâmına benzer. Bu sebeble peygamberlerin sözü gibi dinlenmeli, ezberlenmeli ve gereği yerine getirilmelidir. İnsan, böyle Muhammedi bir vâris ve kâmil müceddid a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mursid/" mürşidden /a , ilim ve irfan sırları iktibas ettiği miktarda iyi âriflerin ve seçkin, kâmil mürşidlerin izinde olur. (Buğye, 8