Kemâl-i hâss bi'l- a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/insan/" insân /a finsana mahsüs olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a ), hayvanlarda da bulunan tevehhüm ve hissiyyât dışında ne şekilde ise öylece akli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olanlarin/" olanların /a hakikatini idrâk etmektir
Bil ki nefs bizzât kemâle susamış ve yaradılışı icabı ona kabiliyetlidir. Ancak nefsin bedeni a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetleri /a ve ona ârız olan şeylerle meşgul olması durumu bedeni ne kadar istilâ ederse, onu kemâlden o kadar uzaklaştırır. İnsan, şehvetini ne kadar kırar ve onu kahrederse, aklını şehvetin esaretinden ve köleliğinden kurtarırsa, düşünce ve nazar ile göklerin ve yerin melekütunu, onlarda yaratılmış olan acâiblikleri, hatta kendisini mütâlaa etmeye koyulursa, mahsüs (duyularla algılanabilecek) kemâle ulaşmış olur. (Mizân, 15
kemâl-i zât? (bk. illet
