Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

kendisinde (Tasavvuf Sözlüğü)

üns istirahati bulunan bir emniyet hâlinin verdiği sükünettir. İkinci fark ise şudur: Sekinet, peşpeşe gelen (bir gelip bir giden) bir sıfat olur. Ama tuma'nine, sâhibini asla terk etmeyen bir sıfattır... (Menâzil, 31 …

üns istirahati bulunan bir emniyet hâlinin verdiği sükünettir. İkinci fark ise şudur: Sekinet, peşpeşe gelen (bir gelip bir giden) bir sıfat olur. Ama tuma'nine, sâhibini asla terk etmeyen bir sıfattır... (Menâzil, 31

Sekinet, rahmetin inmesi esnâsında hissedilen itmi'nândır (huzürdur;). (Istılâh, 537

Sekinet, vaadedilen bir şeyden dolayı veya herhangi bir durumu taleb etmekle nefste hâsıl olan şeyden (duygudan) dolayı nefsin sükün bulmasıdır. Bu hâle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sekinet/" sekinet /a isminin veriliş sebebi şudur: Sekinet hâsıl olduğunda, nefslerin sükün bulduğu şeyden başka her şeye ait rüzgârların varlığı ortadan kalkar

Sikkin de sekinet kelimesinden türetilmiştir. Böyle olmasının sebebi, sâhibinin onunla kesilmesi mümkün olan şeyleri kesmesidir. Bu lafız, sükün kelimesinden türetilmiştir. Sükün sübüt 1durma) demektir. Bu, hareketin zıddıdır. Hareket bir nakil, sekinet ise nefsin sükün bulduğu bir şeyde sâbit olmasıdır. Harekete doğru sâkin olsaydı, o zaman onun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a bu olurdu. Bu, ancak mütâlaa veya müşâhede ile olur. Böylece a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'min /a olan o kişilere sekinet iner. Sekinet, inişiyle birlikte onları bulundukları mertebeden, ıyân (gözle görme) makamına nakleder. Bu hâl, onların ıyân sayesinde imânlarına imân katmak süretiyle imânlarının artmasıdır. (Fütühât, TI, 60

Sekinetin ilk inceliği, ibâdette huşü sekinetidir. İkinci inceliği muhâsebe ve Hakk'ı Hakk'ta a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a esnâsındaki sekinettir. Üçüncüsü ise kısmete râzı olmak ve şatahâta mâni olmaktır. (Ravza, 489

sekr-sahv (sekr-i 'akli; sekr-i ilâhi; sekr-i tabi'at; sekrân

Sahv geçici, huzür ise daimidir

Sekrin (mânevi sarhoşluğun) ortaya çıkışı tabiattan değildir. Onun vürüdu sırasında tabiat ve hislerde (duyularda) bir değişme olmaz. Gaşyet (baygınlık, kendinden geçme) ise insan tabiatıyla karışık olduğundan onun vürüdu esnâsında tabtat ve hislerde değişmeler olur. Böyle bir şey abdesti bozabilecek niteliktedir. Gaşyet devam etmez, sekr ise devamlıdır. (Lüma', 417

Sekr, eşyâdan değil, eşyâyı temyiz etmekten gaib olmaktır (geçmektir). O, dostların, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lezzetler/" lezzetlerin /a , kısaca Hakk'ın dostluğu husüsunda, zıtlar arasında ayrım yapamamaktır. Hakk'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdunun /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/galebe/" galebesi /a (hâkimiyeti), kendisine elem veren şeyle lezzet veren şeyi ayırd etme melekesini ortadan kaldırmıştır. (Ta'arruf, 85

Sekrden sonra gelen sahv, temyiz (ayırd etme) hâline dönerek elem veren şeyle haz veren şeyi birbirinden ayırdedebilme, fakat Hakk'ın rızâsına muvâfık olduğu için elem veren şeyi tercih sekr-sahv etme, bu uğurda acı duymama, aksine elem veren şeyden zevk alma mânâsına gelir. Nitekim büyüklerden biri şöyle demiştir: Belâ beni dilim dilim doğrasa, bu bende sadece senin sevgini artırır, sevgini! (Ta'arruf, 86

Sahv, gaybet hâlinin sona ermesinden sonra his ve şuür hâline dönüştür. Sekr ise güçlü bir vâridin (feyzin) te'siri ile gaybet hâli yaşamaktır. Sekr, bir bakıma gaybet hâlinden daha ziyâde bir hâldir. Çünkü bazen sekr a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a sekr hâlinde tam ve mükemmel bir mertebede olmadığı zaman bast hâlinde bulunur. Bazen sekr hâlinde eşyâyı hatırlama hâli kalbinden gider. Vâridin kendisini tam olarak ku