bırakmak, biriktirmeyi haram saymaktır.
Bunların açıklaması: Mücerred a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a ; hatıra gelen teşbih (Allah'ı yaratılanlara benzetine) ve ta'til (Allah'ın sıfatlarını reddetme) ile tevhidi lekelememektir
Semâı (işitileni) anlamak; sadece zâhiren değil, hâl ile de dinlemektir
İsârın isârı; isârın faziletinin başkalarına ait olması için, isârda onları kendine tercih etmektir (zaman zaman isârı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/baskasindan/" başkasından /a beklemektir
Sür'atli bir vecd; sırrın (kalbin) vecd hâlini ortaya çıkaran şeylerden boş kalmaması, Hakk'ın hitâbını işitineyi engelleyen şeylerle dolu olmamasıdır
Hâtırları keşfetmek; sırrından (kalbinden) gelip geçen şeyleri araştırmak, bunlardan Hakk'a ait olana uymak, O'na ait olmayanı bırakmaktır
Çokça sefer etmek; ibret almak için çokça a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/seyahat/" seyahat /a etmektir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: Yer yüzünde gezip de kendilerinden öncekilerinin akibetinin nasıl olduğuna bakmıyorlar mı? (Rüm, 30/9
Kesbi bırakmak; nefsi tevekküle yönlendirmek için kazanmayı terk etmektir. Biriktirmeyi haram saymak ise, (şeriata ait) ilmin (şeriatın) farz kıldığı biriktirme konusunda değil, (kişiye uygun düşen) hâl konusundadır (yani kişinin kendi durumuyla ilgili olarak farz olandan fazlasıyla ilgilidir). (Ta'arruf, 61
Cüneyd demiştir ki: Tasavvuf, vakitleri korumak, kulun haddi olmayan şeye muttali olmaması, Rabb'inden başkasına muvâfakat etmemesi, vaktinden (vaktinin gerektirdiginden) başka bir şeye yaklaşmamasıdır.
İbn Atâ da Tasavvuf Hakk'a boyun eğmektir demiştir
Ebü Yâkub Süsi'ye göre Süfi, sebebin rahatsız etmediği, talebin yormadığı kişidir. Yine Cüneyd'e a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasavvuf/" tasavvufun /a ne olduğu sorulduğunda şöyle cevâb vermiştir: Rühun kuvveti için sırrın Hakk'a ulaşmasıdır. Bu durum da nefs, sebeblerden fâni olmayıp, Hakk ile kaim olmadıkça mümkün olmaz.
Şibli'ye, süfilerin neden bu isimle isimlendirildikleri sorulduğunda şöyle cevâb vermiştir: Çünkü onlar, şekillerin varlığı ve sıfatların isbâtıyla vasıflandılar. Eğer şekillerin yok oluşu ve sıfatları isbât edenle vasıflansaydılar, ayırıcı vasıfları sıfat ve şekle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olmamak olurdu. Böyle demekle (Şiblij), mütehakkik (gerçek süfi) için şekil yada sıfat sâhibi olmayı inkâr etmiştir
Ebü Yezid Bistâmi Süfiler Hakk'ın kucağındaki (himayesindeki) bebeklerdir demiştir
Ebü Abdullah Nebâci ise şöyle demiştir: Tasavvuf birsam (zâtülcenb) hastalığına benzer. Başlangıcı saçmalaktır . yerleştiğinde insanı dilsiz hâle getirir. Yani (kişi tasavvufa girince) önce makamından söz eder ve hâli hakkında bilgi verir. Keşfi açıldığı zaman ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayret/" hayrete /a düşer ve suskunlaşır. (Ta'arruf, 62
Seri (Sakati'nin) şöyle dediği anlatılır: Tasavvuf üç mânâya gelen bir isimdir: Mârifetinin nüru verâının nürunu söndürmeyen, bâtın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilminde/" ilminde /a Kitâb ve Sünnet'in zâhirine aykırı konuşmayı gerektirmeyen, kerâmetleri Allah'ın haram kıldığı perdeleri yırtma iddiâsını taşımayan bir isim (Kuşeyri, 11
Bu adlandırma, süfiler topluluğuna hâkim olmuştur. Müfred (tekil) olana süfi , cemâatine de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sufiyye/" süfiyye /a denir. Buna vâsıl olan kişiye mutasavvıf , bunlardan oluşan cemâate de mutasavvıfe denir. Bu ismin Arabca olduğunu gösteren bir kök ve kıyas yoktur. Bu ismin ancak lakab hükmünde olduğu ortaya çıkmıştır. Bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimenin /a , kamis gömlek) giyilmesine takammese (gömlek giydi) şeklinde isimlenditasavvuf 1011 rilmesinden hareketle, süf fyün) kelimesinden tesavvefe (yün giydi) mânâsında tasavvuf olarak türetildiğini söyleyenler vardır. Bu da bir görüştür. Ancak yün giymek bu topluluğa özgü bir şey değildir... (Kuşeyri, 137
Muhammed Ali Kassâb der ki: Tasavvuf, şerefli bir kişiden, şerefli bir zamanda, şerefli bir topluluk içinde zuhür eden şerefli huylardır. Semnün'a tasavvufun ne olduğu sorulunca o da şöyle cevâb vermiştir: Hiçbir şeye sâhib olmaman, hiçbir şeyin de sana sâhib olmamasıdır.
Ruveym'e tasavvufun ne olduğu sorulduğunda o da şöyle demişti: Kişinin, Allah'ın murâd a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a şeye tam olarak boyun eğmesidir.
Cüneyd ise şöyle der: Her türlü alâkadan uzak bir şekilde Allah ile beraber olmaktır.
Ruveym Ahmed Bağdâdi der ki: Tasavvuf şu hasletler (nitelikler) üzerine kurulmuştur: Fakr ve Allah'a muhtaç olma esasına sarılmak, bezl, isâr ve cömertliği sıfatı hâline getirmek, ( Allah'a tam bir teslimiyetle) itirâz ve ihtiyârı terk etmek
Mârüf Kerhi demiştir ki: Tasavvuf, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatleri /a almak, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a elinde bulunan şeylerden ümidi kesmektir.
Hamdün Kassâr şöyle demiştir: Süfilerle arkadaşlık et! Çünkü onlar, aralarında (karşılaştıkları) çirkinlikleri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-vil/" te'vil /a edecek mazeretlere yönelirler (hayata ve insanlara iyimser bir gözle bakarlar). kendilerinde görülen güzelliklerle alâkalı olarak da kendilerini üstün görmezler, seni yüceltirler (kendilerinde görülen iyiliği kendilerine değil, karşısındaki insanın iyiliğine bağlarlar).
Harrâz'a ehl-i tasavvuf hakkında soru sorulduğunda şöyle demiştir: Bunlar öyle bir topluluktur ki, onlara bol bol ilâhi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a verilmiş, (Allah'tan başkasıyla meşgul olmaktan) mâni olunacak kadar fâni olmuşlar, sonra kendilerine, (Hakk'a) yakın olan sırlar
