Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

kesbi (Tasavvuf Sözlüğü)

bırakmak, kendisini celvetten (halka karışmaktan) korumak, insanın kolayca tâbi olabileceği şeylerden kaçınmak, her türlü âdetini bırakıp gece ve gündüz kendini ibâdete vermek Murâbıtın işi; vakitleri iyice kollayarak …

bırakmak, kendisini celvetten (halka karışmaktan) korumak, insanın kolayca tâbi olabileceği şeylerden kaçınmak, her türlü âdetini bırakıp gece ve gündüz kendini ibâdete vermek

Murâbıtın işi; vakitleri iyice kollayarak her vaktin virdini tam zamanında yapmak, namazların vaktini dört gözle bekleyip asla gaflete düşmemektir. Kişi, ancak bunları yerine getirmekle mücâhid bir murâbıt olabilir

Süfilerin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zaruri/" zarüri /a vazifeleri; bâtınlarındaki (iç dünyâlarındaki) cem hâlini muhâfaza etmek, bâtınlarındaki karmaşayı gidererek tefrikayı yok etmektir. Çünkü onlar, rühlara a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a cem hâline ermişler, ilâhi ülfet râbıtasıyla da ittifâk etmişlerdir, kalblerin müşâhedesi sayesinde el ele vermişler, nefsleri süslemek ve kalbleri arındırmak için ribâtlarda murâbıt olmuşlardır. Bunun içindir ki onların, mutabakat içerisinde birbirleriyle ülfet eden ve birbirlerini a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/seven-kimse/" seven kimseler /a olmaları gerekir

Zâviye;... namaz, oruç, teheccüd, teemmül, zikir, fikir, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zikredip/" zikredip /a kendinden geçme, vird etme, zikir halkası oluşturma, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masivadan/" mâsivâdan /a kurtulup Allah'la olma, mârifet ve tahkik elde etme, müşâhede ve vusüle varma, Allah ve Resül'ünde fâni olma gibi İslâm dinine ait alâmetlerin ifâ edildiği yerlere a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ribat/" ribât /a , hangâlh ve tekke denir. Bu yerlerin başka isimleri de vardır. (Rihle, 164

(Ayrıca bk. tekye/tekke

ricâlü'l-gayb/ricâlullah (âl Siz) / Cazâi Si ) ) (ricâlü âlemi'l-enfâs; ricâlü'lbesâbis; ricâlü'l-eyyâmi's-s-sitt; ricâlü'l-feth; ricâlü'l-iştiyâk; ricâlü'l-mâ'; ricâlü't-tahti'l-esfel

Her devirde, ricâl-i feth olarak isimlendirilen yirmi dört kişi vardır. Artmazlar, eksilmezler. Allah ehlullahın kalblerini, mârifet ve sırlara açmıştır. Allah bu (adamları) her saat için saatler adedince kılmıştır. İçlerinde gece ya da gündüz herhangi bir saatte kendisine bilgi ve mârifetlerin açıldığı kimseler vardır. Bu durum, o saatin adamına aittir. Onlar farklı farklı yerlerdedirler, asla bir araya gelmezler. Her birinin ebedi olarak kalacağı bir mekân vardır. Bunlardan Yemen'de iki kişi, Şark ülkelerinde dört kişi, Mağrib'de altı kişi vardır. Geri kalanları diğer bölgelerdedir. Onlarla alâkalı âyet, Allah'ın Kitâb'ında şu şekilde geçmektedir: Allah'ın insanlara açacağı herhangi bir rahmeti tutup hapseden olamaz. O'nun tuttuğunu O'ndan sonra salıverecek de yoktur. (Fütühât, TI, 15

Ricâl-i iştiyâk (özlem insanları) beş kişidir ve bunlar endişe sâhibidirler. Onları tasvir eden biri şöyle demiştir:

Farkında bile değilim uzun mudur kısa mı gece

Nasıl bilsin bunu endişeyle kavrulan yürek

Şevkleri, onları müşâhede aynında endişeye sevkeder. Onlar Allah yolunda ricâlü'l-gayb/ricâlullah

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olanlarin/" olanların /a sultanları arasında yer alırlar ve (beş kişi olduklarından) beş vakit namaz ricâlidirler. Onlardan her biri, farz namazlardan birine tahsis edilmiştir. (Fütühât, II, 18

Ricâl-i mâ (su adamları); denizlerin ve nehirlerin diplerinde (içlerinde (Nebhâni) yaşayan, Allah'a ibâdet eden ve herkesin tanıyamadığı bir topluluktur... (Fütühât, II, 21; Nebhâni, I, 47

Ricâl-i besâbis fıssız çöllerin adamları); bunlar âlemdeki mevki, makam ve itibâr sâhibleridir ve Âdemoğlu cinsinden varlıklardır. İnsanlara görünür ve kaybolurlar. İnsanlarla karşılıklı olarak konuşurlar. Bunlar daha çok dağlarda, kırlarda, vadilerde ve nehir kenarlarında otururlar. Ancak onlardan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" imkânı /a olanlar, şehirlerde de mekân tutmuştur. Makamları enfestir, onlar özlenmezler ve kendilerine bir hata isnâd edilmez. (İnsân, II, 28

Ricâl-i iştiyâk, beş kişi olup, müşâhede aynındadırlar. Onları iştiyâk (özlem) coşturur ve ciğerlerini dağlar. İştiyâk şevkten daha derindir, bu sebeble onlar tarikat ehlinin sultanları olmuşlardır. Bunlara rıcâl-i salavât fnamaz insanları) da denir. Çünkü her birine, beş vakit namazdan tahsis edilen bir vakit vardır. Bunlar kendilerine tahsis edilen namazlara daha çok düşkiindürler. Tıpkı diğer evliyânın feleklere ve bazı hakikatlere düşkün oldukları gibi

Ricâl-i eyyâm-i sitt (altı günün adamları) ifâdesinden maksad, Allah'ın kâinâtı yarattığı günlerdir. Bunlar yedi gündür, ancak Cuma bunların dışında tutulmuştur. Çünkü Allah, o gün insâniyyetin (insanlığın) neş'etini yaratmıştır. İşte bu, âlemin yaratılış gâyesidir. Bunun içindir ki Cuma günü günlerin en faziletlisi olmuştur. Bu yedi günün husüsiyetleri şöyledir: Pazar işitmeden, pazartesi hayattan, salı görmekten, çarşamba irâdeden, perşembe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudretten /a , cuma ilimden, cumartesi ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâmdan /a vücüd bulmuştur. Bunların her biri sâhibinin mazhariyyetine nâil olmuştur. (Bunu iyi) anla! (Câmti , 109

Ricâlü'T-gayb (gayb adamları): Bunlar on kişidir, ne artarlar ne de eksilirler. Bunlar huşü ehli oldukları için, kendilerine Rahmân sıfatının tecellisi galib gelmiştir, onun için sadece fısıltı hâlinde konuşurlar. Allah şöyle buyurmuştur: Sesler Rahmân'a huşü hâlindedir, onlardan fısıltı dışında bir şey duyamazsın. Bunlar gizlidirler, bilinmezler. Hakk onları arz ve semâsında gizlemiştir, O'ndan başkasına a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/munacat/" münâcâtta /a bulunmazlar, ondan başkasını müşâhede etmezler. Allah şöyle buyurmuştur: Rahmân'ın kulları öyle kimselerdir ki, bunlar yeryüzünde tevâzü ile yürürler. Câhiller kendilerine bir laf attıklarında (sadece) selâm derler. Furkân, 25/63) Onların a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/adetleri/" âdetleri /a edebli olmaktır. Birisinin yüksek sesle konuştuğunu duyduklarında, göğüs etleri titrer ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayret/" hayrete /a düşerler

İşte bu vasıflarını saydığımız kişilere ehlullah ıstılâhında ricâl-i gayb (gayb insanları) denmektedir. Kendilerine bu ismin verilmesinin sebebi, zikrettiğimiz bu kişilerin, insanların gözlerinden uzak kalmayı istemeleridir

ridâ' Ricâl-i âlem-i enfâs nefesler âleminin adamları); onları anlatıyorum. Onlar Hz. Davud'un 8s kalbi üzeredirler. Onların sayılarında hiçbir zaman artma ve eksilme olmaz. Daha önce de bu sıfatla anıldıkları için biz onları Davud Peygamber'e nisbet ettik. Onlarda bulunan hâller, ilimler ve mertebeler Davud Peygamber'dekilerle birleşmiştir. Dünyâ onların tümünü görmüş, birlikte olmuş ve kendilerinden istifâde etmiştir. Onlar belli mertebelere a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibdir /a , sayıları sınırlıdır, ne artar, ne eksilirler. (Nebhâni, I, 42

Ricâl-i tahti'l-esfel faşağıların altındaki adamlar); bunlar, Allah'tan aldıkları nefesin ehlidirler. Kendilerinde olandan başka nefes tanımazlar. Onlar devamlı aynı sayıdadırlar, ne artarlar, ne de eksilirler. (Nebhâni, I, 44

Doğru sözlü, güvenilir ve ârif bir zât olan Ebu'l-Bedr Temâsüki Bağdâdi, sağlam bir zabt ve hıfz yoluyla zamanının tarik imanı olan Şeyh Ebu's-Suüd Şibl'den şöyle bir nakilde bulunmuştur: Bağdat'ta Dicle nehri kenarındaydım. İçimden Acaba su içerisinde Allah'a ibâdet eden kullar var mı? diye geçirdim. Bu düşüncem tamamlanır tamamlanmaz, nehirden bir adam fırladı, bana selam verdi ve Evet ey Ebu'sSuüd! Su içinde bile Allah'a ibâdet eden insanlar vardır! Ben onlardan biriyim ve Tikrit'liyim. Oradan ayrıldım, çünkü şu kadar gün sonra orada şöyle şöyle işler olacak dedi ve tekrar suya daldı. Aradan onbeş gün geçtikten sonra o zâtın Ebu's-Suüd'a dedikleri tek tek oluverdi. O da durumu bana olduğu gibi anlattı. (Nebhâni, I, 47