Keşf-i kulübun (kalblerin keşfinin) nüru... Sonunda bütün a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetler /a yanar, aksi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a kalb ile Allah Teâlâ arasında perde var demektir. Şehvetler yandığında, gaib olan şeyler açılır ve kalb, bulunduğu yerden geçmişte olanı, gelecekte olacağı görür. İçinde hiçbir şey olmadığı zaman aynanın varlıkları nasıl gösterdiğini düşün. Eğer ayna renkli olsaydı, perdelenmiş olacağından şekiller orada görülmeyecekti. Aynı şekilde ayna ters çevrildiğinde orada hiç kimsenin süreti görülmez. (Envâr, I, 160
keşf-i sâkk/ref'-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hicab/" hicâb /a DUS AS ) Keşfi sâkk , Allah'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyamet/" kıyâmet /a günü bekleme yerinde mü'minlerden perdeyi kaldırmasından kinâyedir. Ehl-i Sünnet'e göre a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minler /a Rabb ve Yaratıcıları olan Zât'ı keyfiyetsiz ve sınırsız olarak görecekler ve Allah onlara tam olarak görünecektir. Allâme Emir Ali Abdüsselâm şöyle söylemiştir: Keşf olunacak demek zan ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâl /a olarak değildir, (gerçek mânâda görülecek demektir). Görmekten maksad her bakınıdan görmek değildir. Görmek, görenin gücü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbetin/" nisbetinde /a olur. Nitekim keş f-i sâkk' tâbiri buna a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a eder.
Şeyhimizin dediğine göre mü'minler, nimet içerisinde kaybolacaklardır, ayılıp akılları başlarına gelince, anlatabilecekleri bir şey hatırlamazlar. Müfessir Beyzâvi bu konuda şöyle söylemiştir: Keşf-i sâkk tâbiri, işin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddet/" şiddeti /a ve zorluğundan kinâyedir. işin zorlaşması, durumun ağırlaşması ve keşf-i sâkk' tâbirleri bu konuyu temsil eder. Hâtem'in de dediği gibi bunun aslı, harbde cariyelerin kollarını, paçalarını sıvamaları tâbiridir. Yani o gün açık ve gözle görülecek bir şekilde işin aslı ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a ortaya çıkar. Beyzâvi bu ifâdesiyle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ru-yet/" rü'yet /a ve tecellinin gerçekleşeceği görüşünden uzaklaşarak Zemahşeri'nin inkâr fikrine meyletmiştir. (Meşârık, 257
