hâlidir. Bu makamda neşelenme ve müjde vardır. Bir zât şöyle der: Sana bir bedel arayan yaratığa şaşarım! Onun, mâsivayla nasıl ünsiyet ettiğine şaşarım!
Cüneyd şöyle der: Sevginin kemâlinin alâmetleri şunlardır: O'nu devamlı siütrette kalbde sevinçle zikretmek, O'na neşe ve şevk duymak, O'nunla ünsiyet peyda etmek, O'nu, nefsini sevmeye tercih etmek, yaptığı her şeye rızâ göstermek. Allah'la ünsiyet kazanmış olmanın alâmeti; halvetten zevk duymak, yalvarıştan tad almak, dünyâyı ve dünyâdakileri düşünemeyecek derecede kendini ünsiyete vermektir. Bu durum, halkla ünsiyete hamledilmeyecek ve makul olan sınırlar üzerinde tertib edilecektir. Mehabbet, yaratılmışları sevmeye hamledilmeyecektir. Öyle olursa, düşünceleri kapsamına alır, çünkü şevk de bir düşünce hâlidir. Şevk, Sevgili'de huzür arama ve O'na ısınma ve O'ndan tad alma, O'nda rahatlık hissetme ve O'nda hayat bulmadır. (Küt, TI, 64
Heybet ve üns, kabz ve bastın üstünde iki hâldir. Nitekim kabz havfın üstünde bir mertebe, bast ise recânın üzerinde bir derecedir. Heybet kabzdan daha yüce, üns ise kabzdan daha mükemmeldir. Heybetin hakkı gaybettir. Her a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybet /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a gaybet hâlindedir. Heybet sâhibleri gaybetteki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/durumlarin/" durumlarına /a göre farklılık gösterirler. Kimisinin gaybeti uzun, kimisininki ise kısa sürer
a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/uns-heybet/" üns-heybet /a 1141 Ünsün hakkı ise sahvdır. Üns sâhibi olan herkes sahv sâhibidir. Sahv sâhibleri şürb hâllerindeki meşreb farklılıklarına göre farklılık gösterirler. Bunun için denmiştir ki: Ünsün en aşağı mertebesi kızgın ateşler içinde bile olsa, sâlikin üns hâlinin bozulmaması ve bulanmamasıdır. (Kuşeyri, 36
Üns ve heybet, Hakk yolunun fakirlerinin hâllerinden ikisi olup şu demektir: Hakk Teâlâ kulunun kalbine celâl a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhidi /a ile tecelli edince kulun bundaki nasibi heybet, cemâl şâhidi ile kulun kalbine tecelli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a ise bundan nasibi üns olur. Heybet ehli olanlar, O'nun celâlinden dolayı yorgunluk içinde, üns ehli olanlar ise, O'nun cemâlinden dolayı neş'e içinde olurlar. O'nun celâlinden a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a ateşiyle yanan bir kalb ile cemâlinden müşâhede nüruyla parıldayan bir kalb arasında fark vardır
Meşâyıhtan bazıları, heybetin âriflerin, ünsün ise müridlerin derecesi olduğunu söylemişlerdir. Onun için kimin ayağı Hakk'ın huzürunda ve vasıflarının tenzihinde ne kadar sâbit olursa, kalbi üzerindeki heybet gücü o kadar kuvvetli olur, tab'ı da ünsten o kadar kaçar. Çünkü üns cins ile birlikte olur. Kulun Hakk ile aynı cins ve şekilden olması a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muhal/" muhâl /a olduğuna göre, O'nunla beraber üns hâli tasavvur edilemediği gibi, Allah'ın halk ile ünsü de imkânsızdır
Eğer üns mümkün olacaksa, ancak O'nun zikri ile ünsiyet mümkün olur. Onu zikretmek O demek değildir. O başkadır, zikri başkadır. Çünkü zikretmek kulun sıfatıdır
Mehabbet husüsunda Allah'tan başkası ile üns yalancılıktır, kuru iddiâ ve vehimdir. Yine müşâhededen hâsıl olan heybet bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/azamet/" azamettir /a . Azamet ise Allah'ın sıfatıdır. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a durumu nefsinden nefsi ile olan kul ile, durumu kendi fenâsından Hakk'ın bekası ile olan bir kul arasında çok fark vardır. (Hücvîrî, 456
Allah Teâlâ buyurmuştur ki: Kullarını beni sana sorduklarında fonlara şunu hatırlat:) Ben fonlara çok) yakınım, bana duâ edenin dudlarına cevâb veririm. Üns, kurbun (yakınlığın) rahatlığına a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a eder
Ünsün üç derecesi olup ilk derecesi, şevâhidle Işâhidlerle) ünsiyettir. Bu üns, zikri güzel görmek, semâ ile beslenmek ve işâretlere vâkıf olmaktır
Ünsün ikinci derecesi, keşf nüruyla ünsiyet etmektir. Bu üns de, evvelki üns mertebesini aşmak, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heyeman/" heyemân /a kuvvetinin bu ünsü arındırması ve fenâ dalgasının bu ünse darbe vurmasıdır. Bu tür üns, bir topluluğun akıllarına hâkim olur, bir başka topluluğun da sabretme takatini ortadan kaldırır, onlardaki ilim bağlarını çözer. Bu husüsta, şu duâ yoluyla bir haber vârid olmuştur: Zarar verecek sıkıntı ve saptırıcı fitneden sana sığınıyor, sana kavuşmak için şevk istiyorum.
Ünsün üçüncü derecesi ise, kendisi hakkında hiçbir şey söylenemeyen, târifine işâret edilemeyen ve künhüne vâkıf olunamayan hazretin müşâhedesi sırasındaki
