hâlidir. Bu makamda neşelenme ve müjde vardır
Bir zât şöyle der: Sana bir bedel arayan yaratığa şaşarım! Onun, mâsivayla nasıl ünsiyet ettiğine şaşarım!
Cüneyd şöyle der: Sevginin kemâlinin alâmetleri şunlardır: O'nu devamlı sürette kalbde sevinçle zikretmek, O'na neşe ve şevk duymak, O'nunla ünsiyet peyda etmek, O'nu, nefsini sevmeye tercih etmek, yaptığı her şeye rızâ göstermek. Allah'la ünsiyet kazanmış olmanın alâmeti; halvetten zevk duymak, yalvarıştan tad almak, dünyâyı ve dünyâdakileri düşünemeyecek derecede kendini ünsiyete vermektir. Bu durum, halkla ünsiyete hamledilmeyecek ve makul olan sınırlar üzerinde tertib edilecektir. Mehabbet, yaratılmışları sevmeye hamledilmeyecektir. Öyle olursa, düşünceleri içine alır, çünkü şevk de bir düşünce hâlidir. Şevk, Sevgili'de huzür arama, O'na ısınma, O'ndan tad alma, O'nda rahatlık hissetme ve O'nda hayat bulmadır. (Küt, TI, 64
Aşk-ı hakiki, herhangi bir zâtın şu an yanında bulunduğunu tasavvur etmekten hoşlanmaktır. Şevk ise, bu sevinmeyi tamamlamak için harekete geçmektir. Süret bir açıdan hayalde temsil edildiği gibi temsil edilebilir; bir başka açıdan da temsil edilemez. Bunun gibi, hissi bir işle alâkalı olarak hissi temsilin tamamı gerçekleşinceye kadar histe temsil edilemediğinde ittifâk edilmiştir (Yani bir şey duyularla algılanmadıkça, zihinde tasavvur a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a mümkün değildir, bir şeyin duyularla algılanabilinmesi için, bir defa da olsa, duyularla algılanmış olıması şarttır). Her
