perdelerin ilki olan aklın süretini görür
Sonra Allah sübüti, külli nefsin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a için bir ayna yaratmış, akıl da, tıpkı O'nun akla perdesiz tecelli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a gibi nefse perdenin arkasından tecelli etmiştir. Ardından nefs kendisini aklın aynasında görmüştür. Nefsin hakikati, aklın hakikati üzerindeki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hicab/" hicâb /a gibidir. Sonra Hakk Teâlâ nefsin hakikatini tabiata ayna kılmıştır
Ardından tabiat, akıl ve nefs perdesinin yaratılmasından dolayı, O'nun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilminde/" ilminde /a sâbit olan nefsin hakikatine tecelli etmiş, böylece tabiat kendisini nefsin aynasında görmüştür. Tabiat nefsin üzerindeki perde gibi olunca, Hakk bu perdenin arkasından hebânın hakikatine tecelli etmiştir. Hebânın hakikati de tabiat aynasında zuhür etmiştir. Bunun gibi cisim de hebânın aynasında zuhür eder. Şekil de cismin aynasındadır. (Tabiat, hebâ, cisim ve şekilden ibâret olan) bu dört a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/unsurun/" unsurun /a toplamı arştır. Arş sadece nefs aynasında zuhür eden şeydir. Böylece arş, bu silsilenin tamamı olur. (Esfâr, 29
Arş, tüm mümkün varlıkları çevreleyen külli rüh; tüm hakikatleri içine alan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/insan-i-kamil/" insân-ı kâmilin /a kalbi; cisimler âlemini kuşatan cisim ya da Hz. Peygamber'in en kapsayıcı olmasından dolayı —ki bütün a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a isimleri onunla kaimdirahadiyyet-i cem'i kuşatan büyük âlemin tamamından ibârettir. Zira o, tüm cemâli ve celâli isimlerin zuhür yeridir. Bundan dolayı O'nun şeriatı en mükemmel, en kuşatıcı, en geniş şeriattır. Zira o şeriat, teşbih, tenzih, tasrih ve tenbihi bir araya toplamıştır. (Esfâr, 39
Arş, tahkike göre a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/azamet/" azametin /a zuhür yeri, ilâhi tecellinin mekânı, Zât'ın husüsiyetidir. Ona hazretin cismi ve hazretin mekânı adı verilir. Ancak bu mekân altı yönün hepsinden de münezzehtir. O en yüce nazargâh, en parlak mahal ve mevcüdâtın bütün çeşitlerine de şâmildir. Cismâni âlemin, rühâni, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâli /a , akli ve diğer âlemleri de içine alması itibâriyle arş, Mutlak Vücüd'da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/insan/" insâni /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdun /a cismi gibidir. Bundan dolayı, süfiler zümresinden bir kısmı, Arş külli cisimdir demiştir. Ancak bu cümlede nazar vardır. Çünkü külli cisim rühlar âlemini içine almış olsa bile, rüh da, nefs-i külli de onun üzerindedir
Şu da bir gerçektir ki, arşın üstünde Rahmân'dan başka bir şeyin olduğunu bilmiyoruz. Nefs-i külli için Tevlı tâbirini de kullanmışlardır. Böyle bir tâbir ise Levlı, arşın üzerindedir mânâsında bir hükümdür. Bu da, icmâya aykırıdır. Süfi arkadaşlarımızdan arşın külli cisim olduğu görüşünde olanlar, onun levhin üzerinde olması konusunda bizim görüşümüze aykırı düşmüyorlar. Levh için nefs-i külli tâbirini kullananlar da onlardır. Hiç şübhe yoktur ki, nefs mertebesi cisim mertebesinden daha yücedir
Arş hakkında, keşfin bize a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a olarak bildirdiği şeyi ibâre hükmüne indirdiğimizde (yani keşfi bilgiyi sözle ifâde etmeye giriştiğimizde) şöyle dedik: O, mânevi ve şekli feleklerin tamamını kuşatan bir felektir. Bu feleğin dış yüzü, Rahmaâniyet mekânı olup bu feleğin hüviyet nefsidir. Hüviyet nefsi de ayni ya da hükmi olsun mutlak vücüddur. (İnsân, TI, 4
(Arş) vücüd mertebelerinden olup külli cisimdir. Arş, âleme a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a insanın kalıbı menzilesindedir. Cismâniyeti, rühâniyeti, zâhiri ve bâtınıyla insanı çevreler. Bu sebeble, süfilerden bir kısmı onu külli cisim olarak isimlendirmiştir. Rühun bedeni herhangi bir yerinde olmaksızın kuşatmış olması gibi
Mevcüdun arşın vücüdu olması da böyledir. Cüz'i ve külli varlıklarıyla eşit olan bütün âlemi çevrelemiş bulunan mevcüdâtta hareket etmiştir. İşte bu Rahmâni Nefs'tir, anlayan kimseler için hulülsuz Rahmâni istivâdır. Rühun süreti gibi
