Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

kudret (Tasavvuf Sözlüğü)

Şöyle anlatılır: Râbia yaz mevsiminde tenha bir evde sürekli itikâf ediyor, oradan hiç ayrılmıyordu. Hizmetçisi ona: 'Hanımım! Bu evden ayrılın ve gelin Allah'ın kudretinin eserleri hakkında düşünün deyince Râbia ona: …

Şöyle anlatılır: Râbia yaz mevsiminde tenha bir evde sürekli itikâf ediyor, oradan hiç ayrılmıyordu. Hizmetçisi ona: 'Hanımım! Bu evden ayrılın ve gelin Allah'ın kudretinin eserleri hakkında düşünün deyince Râbia ona: Bilakis sen içeri gir de Allah'ın kudretini düşün dedi ve ekledi Benim işini kudreti düşiinmektir.'

Kalbin askerleri üçe ayrılır: Birinci kısım irâdedir... İkinci kısım; organları (irâdenin yöneldiği) bu maksada hareket ettirir. Bu da kudret diye adlandırılır. Bu askerler diğer organlara -bilhassa kaslara ve kirişlere- dağılmışlardır. Üçüncü kısım da ilim ve idrâktir... (İhyâ', III, 7

Kudret ancak Allah'a ait olan zâti bir kuvvettir. Kudretin şânı ilmi gereği mâlümâtı; (yani mahlükatı) aleni âleme çıkarmasıdır. O âlem, tecelli için tecelli edilen bir yerdir. Yani O'nun, âlemin yokluktan varlığa çıktığına dâir mâlümâtının aynlarının zuhür yeridir. Zira Allah kendi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilminde/" ilminde /a onu yokken var olarak bilir. Kudret varlıkları yokluktan ortaya çıkaran bir kuvvettir. Kudret, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyetin /a kendisiyle zâhir olduğu nefsi (zâti) bir sıfattır

O, yani kudret bizde de var olan kudretin aynısıdır. Bize a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a sonradan yaratılmış, Allah'a nisbetle ise kadim, ezeli kudret olarak adlandırılır. Kudret bize nisbet edildiğinde icâdlarda bulunmaktan acizdir. O kudretin aynısı Allah'a nisbet edildiğinde ise eşyâyı icâd edip yokluğun gizliliğinden şuhüd âlemine getirmeye gücü olur. Bunu anla, zira bu mühim bir sırdır. Bunu açıklamak ise ancak Allah ehli kimselere yaraşır

Bize göre kudret, İmam Muhyiddin Arabi'nin görüşünün aksine mâdümu (yok olanı) icâd etmektir. O ise şöyle demektedir: Allah, eşyâyı yokluktan yaratmamıştır. Ancak onu ilmi varlıktan ayni faleni) varlığa çıkarmıştır. Bu sözde akla uyan bir yön varsa da zayıf bir noktaya istinad eder. Ben, yok olan şeyi icâd etme