Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

kullanılması (Tasavvuf Sözlüğü)

mecâzidir. Mürid için din husüsunda sermayesini ve servetini terk ettikten sonra dinara ve dirheme, binâya veya vazifeye esir olması çirkin bir şeydir. Mürid için a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyânın /a varlığı …

mecâzidir. Mürid için din husüsunda sermayesini ve servetini terk ettikten sonra dinara ve dirheme, binâya veya vazifeye esir olması çirkin bir şeydir. Mürid için a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyânın /a varlığı ya da yokluğu eşit olmalıdır ki dünyâdan dolayı hiç kimseyi sıkıştırmasın. (Envâr, I, 73

(Şeyh şöyle buyurdu:) Mürid, Rabb'ini a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddet/" şiddet /a ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayretle /a zikrettiğinde, herhangi bir yavaşlama olmadan luzlı bir şekilde makamların yolu onun için genişler. Belki de başkasının bir ay veya dala fazla zamanda kat edemediği bir mesafeyi o bir saatte kat eder... (Yine şeyh şöyle buyurdu:) Zikir yolunda olan sâlik, kurb makamına giden gayretli bir kuş gibidir. Zikir yolunun dışında bulunan sâlik bazen sürünerek giden bazen duran müzmin hasta gibidir. Maksadından uzaklaşarak ömrünün tümünü böyle geçirir ve maksadına asla ulaşamaz. Bir fakir, Cüneyd'denv" kendisi için duâ etmesini istediğinde Cüneyd şöyle cevâb vermişti: Kardeşim! Allah'tan, seni en yakın yollardan kendisine ulaştırmasını dilerim. Bu onun bu'd fuzaklık) ateşini ve cefasını söndürüp dindirecektir. (Envâr, I, 88

Mürid, dünyâ ile olan alâkalarını ve ona iltifât etmeyi azaltmalı, dünyâ giysileriyle süslenmemelidir. (Envâr, I, 89

Mürid, başkalarını kendisine tercih etme ve eziyetlere katlarına hâlinde ise, ya dünyâda ya da âhirette veyahut hem dünyâda hem de âhirette a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a bütün akranlarından ileride olur. (Envâr, I, 96

Mürid, ihlâsla mücâhede etmelidir. Çünkü mürid, Allah ile olan gizli hâllerinde sâdık olursa, Allah onu kendi aile ve topluluğundan kılar. Nitekim şeyh şöyle söylemiştir: Kim nazarını hâlis olarak mâverâya yöneltirse, halk içinde bozulmaktan, yozlaşmaktan kurtulur... İffetli, pâk ve şerefli olmayan kimse kanınıdan da olsa benim evlâdımı değildir. Tarikata ve dine bağlanmış olan, kendini korumaya, zühd, verâ ve az tamah a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olmaya çalışan kimse en uzak yerden de olsa benim evlâdınıdır... Müridin durumunun zayıf olması, farz ve nafileleri yerine getirebilecek kadar ilim tahsil etmesi gerekir. Bunların dışında seyrini lmânevi yürüyüşünü) tamamlaması ve Rabb'ini tanıyabilmesi için bu ilmin dışında fesâhat ve belâğatla uğraşmamalıdır. İşte o zaman onu Rabb'inden hiçbir şey meşgul edemez. Nahiv, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâm /a ve fıkıh ilmi tahsil eden kimse, hemi keşf hem de müşâhede bakımından Allah ile birliktedir. Ancak keşfe seyirle ulaşamayan kimsenin kâinâtta meşgul olduğu her şey onu Allah'tan alıkoyabilir. Hatta mübâh olan bir konuşma bile onu meşgul edebilir. (Envâr, I, 99

Mürid olmanın şartlarından biri şudur: Mürid, değil yalan iddiâda bulunmak, sâdık bir iddiâda dahi bulunmamalı, kendisiyle olaylar ve yabancı kadınlar arasında bir sevgi ve dostluk bulunmamalıdır. Bu durum ancak şeyhler için geçerlidir

Mürid, hem bedeniyle hem de kalbiyle çok çalışkan olmalı, şeyhinin huzürunda tarikat hakkında gevezelik etmemeli, şeyhi izin vermedikçe tarikat ahlâkıyla ahlâklanmış olsa bile tarikat hakkında konuşmamalıdır. (Envâr, I, 100

Mürid olmanın şartlarından biri de şudur: Mürid, günâhlardan en uzak insan olmalı, geceleyin çok uyanık kalmalı ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyam/" kıyâmda /a bulunmalıdır. Efendisine (Rabb'ine) hizmetini artırdıkça ona olan yakınlığı ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsânı /a (görüyormuş gibi ona ibâdet etmesi) artar. (Envâr, I, 102

Mürid, tarikat yolunu vasıf ve kalemle değil de zevkle (tadarak) tanıyabilmek için azınini bir araya toplamalıdır. (Envâr, I, 104

Müridin tarikat binasının dört temeli vardır: Birincisi, Allah Teâlâ'yı diliyle zikrederken kalb huzür içinde olmalıdır. İkincisi, Allah Teâlâ'yı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a etmek için kalbi cem etmeye zorlamaktır. Üçüncüsü, Allah Teâlâ'nın rızâsı için nefs ve hevâsına muhâlefet etmelidir. Dördüncüsü, Allah Teâlâ'ya ibâdet etmek için şübheli yiyecekten uzak kalmalıdır. Bu dördüncü usul kutbdur. Bununla âzâlar temizlenir ve kalb sâf hâle gelir

Mâhir mürid, nefsine payı olan meşrü yiyeceği verir ve onu azdıracak şeylerden alıkoyar. Çünkü nefs, Allah Teâlâ'nın kula emanetidir. Nefse açlık gibi yollarla zulmetmenin başkasına zulmetmekten farkı yoktur. Bazılarına göre kişinin kendi mürid-murâd nefsine zulmetmesi başkasına zulmetmesinden daha ağırdır. Çünkü onlara göre kendini öldüren kimsenin azabının başkasını öldürenden daha ağır olacağı doğru kabül edilmiştir. (Envâr, I, 115

Mürid, dünyâdan çıktıktan sonra kalbiyle ona a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvet /a nazarıyla baksa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hicab/" hicâbla /a , hesaba çekilmekle veya azabla cezâlandırılır. (Envâr, I, 129

Mürid önce dinler, sonra, anlar, sonra bilir, sonra müşâhede eder, en sonunda da tanır (mârifete erer

Sâdık mürid olmanın şartlarından birisi, müridin nefsinin haz alacağı şeye adım atmamasıdır. Çünkü irâdede sâdık olmak tüm şehvetleri kalbden yok eder. (Envâr, I, 130

Mürid-i sâdık sâdık mürid)... Sâdık müridliğin şartlarından biri, Allah'a kavuşmaktan başka hiçbir şevkin kendisini rahatlatmamasıdır. Müşâhede dünyâda kalb ile, âhirette ise zâhiri gözle bakarak olur

Mürid-i sâdıkın alâmetlerinden biri de, bizim ıstılâhımızdaki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sunnet/" sünnet /a ve farzları yerine getirmesidir. Sünnet, dünyâyı terk etmek, farz ise Allah'ı zikretmeye devam etmektir

Mürid-i sâdık olmanın bir şartı da, kendisiyle ehl-i dünyâ arasında ne bir dostluk, ne bir arkadaşlık, ne de şer'i ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zaruri/" zarüri /a miktarın dışında bir beraberliğin bulunmasıdır. Çünkü Allah Teâlâ'nın yolunun aşkı, onun başkalarına meyletmesine müsaade etmez. (Envâr, I, 138

Müridi Hakk'ın husüsi hazretine götürecek en kestirme yol zikre devam etmektir. Nitekim zikirlerine devam eden kimsenin sırrının temizleneceği husüsunda ittifâk etmişlerdir. Sırrını temizleyen kimsenin Allah Teâlâ'nın huzürunda yeri olur. (Envâr, I, 144

Müridin uyması gereken edeblerden birisi, bir şeyhin kabrini ziyaret a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a onun ölmüş olduğuna ve kendisini duymayacağına itikad etmemesidir. Mürid, şeyhin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/berzah/" berzah /a hayatında olduğuna inanmalıdır ki, bereketine nail olabilsin. Çünkü kul bir velinin kabrini ziyaret ettiğinde, orada Allah'ı zikrederse o veli kabrinde oturur ve onunla birlikte Allah'ı zikreder. Nitekim biz İmam Şafii, Zünnün Mısri ve bir kısım Karafe şeyhinde bu olaya defalarca a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhid /a olduk. (Envâr, I, 161

Müridin en faziletli virdi zikirdir. Çünkü namaz her ne kadar büyük bir ibâdet ise de zikrin câiz olduğu bazı vakitlerde câiz değildir. Allah Teâlâ'yı zikretmek hiçbir vakitte yasak değildir. Nitekim Şeyh şöyle söylemiştir: Bana göre, hevâ sâhibi olduğu sürece müridin en faziletli zikri Lâ ilâhe ill Allah' sözüdür. Tüm hevâsı yok olduğu takdirde Allah lafzını söylemek ona daha çok fayda verir...Tarikat yolunun başlangıcında virdlerden mahrum kalan, nihâyetinde vâridâttan mahrum kalır. Ey mürid, murâdına ermiş bile olsan virdlerine devamı et! (Envâr, I, 163

Mürid ancak Allah'ın katında zillet ve horluğun meydana gelmesi için ibâdet eder. Yoksa insanların gözünde ya dünyâda ya da âhirette bir mevki ve şöhreti olsun diye değil. (Envâr, I, 179

Müridin kurtuluşa ermesinin üç alâmeti vardır: Bunlar da şeyhini kendi nefsine tercih etmek, emrettiği her şeyi kabül etmek ve şeyhinin istediği her şeyde ona uymaktır. (Envâr, HI, 16

Müride hırka giydirmenin şartları vardır. Mürid, bu elbiseyi gerçek mânâda, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a makamlarına göre şereflenmek için giymelidir. Bunun şartı şudur: Allah Teâlâ, müride üzerindeki hırkayı çıkarmakla, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a bulunan kötü sıfatları ortadan kaldırmasını takdir etmiştir. Üzerindeki hırkanın takke, örtü, şal ya da gömlek olması fark etmez. Artık bu hırkayı çıkardıktan sonra müridde kötü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâka /a bağlı herhangi bir muhâlefet ya da nefslerin benliklerinden herhangi bir şey kalmamalıdır. Tersine onun bâtını , içinden rezilliklerin tamamen silindiği bir çocuğun bâtını gibi olmalıdır

Bundan sonra şeyh ona, daha önce üzerindeyken çıkardığı hırkanın benzeri olan bir başka hırka giydirir. Böylece bununla müridin üzerine Muhammedi ahlâktan onun için uygun gördüğü kısmı tamamıyla ona bahşetmiş olur. Bu ahlâka tedâvi, mücâhede ve riyâzetle ulaşılır. Böylece mürid bu ahlâkın boyasıyla boyanır. Bundan sonra da kendisinden nefsin benliği ve kötü ahlâk hemen hemen hiç ortaya çıkmaz

Müridliğe girmenin şartı halvettir. a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halvet/" Halvet /a , Allah'ın müride sahih keşfi muttali kılması sayesinde müridin, halvetin tüm şartlarını yerine getirmeye gücünün yetmesidir. Bunu hiçbir şey bozamaz. Böylece Allah halvetin tüm sonuçlarına bu kulu kendisinden bir beyyine ve bilgi ile muttali kılar. Halvet âdâbını yerine getirmeyip onun sonuçlarını elde edemeyen kimse sâdık bir mürid değildir. Nitekim Allah her şeyhi halvetin sonuçlarına muttali kılmaz. Çünkü o şeyh sâdık şeyh değildir. O, nefsiyle nefsinde öldürülen kimsedir. Ehl-i tarik ile alay eder. Onun hükmü, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâldeki /a bir düşün hükmü gibidir. Bir kadı (hâkim) veya emirin kapısından çıktığında küçülür ve herkes ona güler. (Envâr, II, 100

Bâtın ehlinin kalblerinin meyletmesi müridin sünnet-i seniyyeye uyduğu, kötü bidatlardan kaçındığı ve varlığı tamamen terk ettiği kadar olur. Tüm tarikat imamlarının icmâ ettiği usüllerden biri de nefy-i vücüd (varlığı silmek), bezl-i