secdesidir ve Hakk'ın kabül mertebesinin kapısını çalmaktır. Kapı açılır, başını kaldırır, bu tecellide ona hâsıl olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dehset/" dehşetten /a dolayı elindeki ameller düşer. Ne getirdin? diye nidâ edilir. Falan oğlu falanın amelleridir, sultanın beni ona a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halife/" halife /a kıldı; hazretin çölünden bana almamı ernrettiğin tüm vergi bana arzedildi der
Hakk Onu imâm-ı mübinle kabül edin, onu ben yaratmadan evvel yazmıştım der. Bir harf bile değişmez. Onun zimmetlerini illiyyine kaldırınız buyurur, zimmetler kaldırılır. İşte bu sidre-i müntehâdadır
Ancak bu amellerde zulüm ve hakka muvâfık olmayan şeyler varsa, onlara gök kapıları açılmaz. Bu durumda onların varacağı yer felek-i esirdir, orada vâki olan hitâb, burada da vâki olur. (Sonra onlara emr edilir, Siccin'e gönderilir. âyetinde olduğu gibi. (Tedbirât, 188
Orada ne eş var ne benzer
O'na a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olmada hepsi imkânsız
Benim vücüda bağlı sevgim
O'nun aynıyla beraber
Aklın onu ayırması şekillerledir ancak
Tenzih etse de akıllar O'nu
atarlar ona sözle teşbili okları
Hepsi aldanış bunların
Yaygınlaşsın ikrarın varlığı diye
İşte bunun için söyledim aldattığını
Sözleri cevâb oldu edasıyla kendinden
İhlâl bunların tamamı
O'nun aynı sâbit oldu
Bir çelişki olarak akılda ve imânda
Bunun için aşırıya gitmedi
Mü'min korunur te'vilinden onun
İclâldir Allah katında sıfatı onun
Ben a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-vil/" te'vil /a ederim oysa aklına tapar
söylenecek gibi değil
Hâl akıldadır. Akıl ise nefste değil rühtadır. Rüh meleğin arkadaşıdır. Melek ise ilim, feraset, ilhâm, kısmet, âhiret, zikir, hak ve yakin sâhibidir. (Rüh, 40
Akıl, yükseliş ve düşüş arasında sürekli gidip gelir. Bâri'sine (yaratıcısına) istifâde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a yaklaşır, O da ona tecelli eder. Zâtına dâir, üzerinde bulunduğu bir kısım keşfolunur. Kendini bildiği kadar yaratıcısını da bilir. Onun zâtına dâir bilgisinin sonu yoktur. Rabb'ini bilmesinin de sonu yoktur. Zâtını bilmesinin yolu tecelliler, Rabb'ini bilmesinin yolu da O'nun zâtıyla ilgili bir şey bilmesidir. O'nun dışında bulunanlara fayda vererek yaklaşır, böylece sonsuza kadar artarak gider. Işte o, fakir ve zengin, aziz ve zelil, köle ve efendidir. Hakk, mârifetleri elde etmesi için ona tecellileri taleb etmeyi sürekli olarak ilhâm eder. Bu ismin ona hâkim olması, arşlardan birinde olur
Akıl, sadece bedihi olarak bildiği veya düşüncenin kendisine verdiği şeye yönelir. Düşüncenin onu idrâk etmesi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/batil/" bâtıldır /a . Aklın onu düşünce yoluyla idrâk etmesi de bâtıldır. Ancak o, akıldan kaynaklanır. Bununla birlikte onun sınırı akletmek ve elinde bulunan şeyi zabt etmektir. Hakk, ona kendisini bilmeyi bahşetmiş, o da bu bilgiyi akletmiştir. Çünkü bu akıldır, düşünce yoluyla gelmez. İşte bu, kendisine mâni olamadığımız şeydir. Akıl, Hakk Teâlâ'nın kullarından dilediğine bahşettiği bu bilgiyi idrâk etmekte bağımsız değildir. Fakat akıl o bilgiye, bir delili ya da burhanı olmaksızın yönelir. Çünkü mârifet, aklın idrâk araçlarının sınırları ötesindedir. Sonra bu zaâti sıfatları kelimelerle ifâde etmek imkânsızdır. Çünkü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimeler /a temsil ve kıyasa yabancıdır . (Fütühât, I, 141
Kevni a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/berzah/" berzahta /a kabül eder nefs
Ulvi felekte kabül edilir rüh
iki emin arasında
His ise süfli felekte bağlı
Akl iki nev oldu evvel meksebi
Kim anı mektebde kesb eyler sabi
Ol kitâb u hâce ile fikr olur
Ol meâni ilm-i hüb u bikr olur
Aklın efzün-ter olur ağyârdan
Lik olur hıfzın girân tekrârdan
Levh-i hâfızsın idersin dakk u lâk
Levh-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mahfuz/" mahfüz /a oldu çün itdin sebâk
Akl-ı sâni bahşiş-i Yezdân olur
Menbaut ânın derün-ı cân olur
(Mesnevti, IV, 76
Akıl ikidir: Birincisi çalışarak, uğraşarak kazanılan akıldır; onu , okuldaki çocuk nasıl çalışarak bir şeyler öğrenirse, bilgi elde ederse, sen de öylece çalışarak öğrenir, elde edersin
Kitâbla, hocadan bellemekle, düşünce ile, okuyup ezberlemekle meâniye ait, başka güzel, dokunulmamış bilgiye ait şeyleri elde edersin
Böylece aklın başkalarından üstün olur ama, onları ezberlemek de sana ağır gelir
Geze dolaşa, ezberleyici bir levh gibi olursun, fakat Levh-i Mahfüz olan, bunlardan geçen kişidir!
Öbür akıl ise Allah'ın ihsânıdır; onun kaynağı can içindedir, gönül içindedir! (Mesnevî , IV, 525
Müslümanların dilinde akıl lafzı, Yunan dilindeki akıl lafzına benzemez. Müslümanların dilinde akıl nkale-ya'kilu fiilinden masdardır. Nitekim Kur'an'da şöyle geçer: Kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli cehennemin mahkitmları arasında olmazdık Şiibhesiz bunda akleden bir kavim için ayetler vardır. Hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı, elbette düşünecek kalbleri ve işitecek kulakları olurdu. Bununla, Allah'ın insanda ya
