Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

kurb (Tasavvuf Sözlüğü)

secdesidir ve Hakk'ın kabül mertebesinin kapısını çalmaktır. Kapı açılır, başını kaldırır, bu tecellide ona hâsıl olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dehset/" dehşetten /a dolayı elindeki ameller düşer. Ne getirdin? diye …

secdesidir ve Hakk'ın kabül mertebesinin kapısını çalmaktır. Kapı açılır, başını kaldırır, bu tecellide ona hâsıl olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dehset/" dehşetten /a dolayı elindeki ameller düşer. Ne getirdin? diye nidâ edilir. Falan oğlu falanın amelleridir, sultanın beni ona a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halife/" halife /a kıldı; hazretin çölünden bana almamı ernrettiğin tüm vergi bana arzedildi der

Hakk Onu imâm-ı mübinle kabül edin, onu ben yaratmadan evvel yazmıştım der. Bir harf bile değişmez. Onun zimmetlerini illiyyine kaldırınız buyurur, zimmetler kaldırılır. İşte bu sidre-i müntehâdadır

Ancak bu amellerde zulüm ve hakka muvâfık olmayan şeyler varsa, onlara gök kapıları açılmaz. Bu durumda onların varacağı yer felek-i esirdir, orada vâki olan hitâb, burada da vâki olur. (Sonra onlara emr edilir, Siccin'e gönderilir. âyetinde olduğu gibi. (Tedbirât, 188

Orada ne eş var ne benzer

O'na a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olmada hepsi imkânsız

Benim vücüda bağlı sevgim

O'nun aynıyla beraber

Aklın onu ayırması şekillerledir ancak

Tenzih etse de akıllar O'nu

atarlar ona sözle teşbili okları

Hepsi aldanış bunların

Yaygınlaşsın ikrarın varlığı diye

İşte bunun için söyledim aldattığını

Sözleri cevâb oldu edasıyla kendinden

İhlâl bunların tamamı

O'nun aynı sâbit oldu

Bir çelişki olarak akılda ve imânda

Bunun için aşırıya gitmedi

Mü'min korunur te'vilinden onun

İclâldir Allah katında sıfatı onun

Ben a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-vil/" te'vil /a ederim oysa aklına tapar

söylenecek gibi değil

Hâl akıldadır. Akıl ise nefste değil rühtadır. Rüh meleğin arkadaşıdır. Melek ise ilim, feraset, ilhâm, kısmet, âhiret, zikir, hak ve yakin sâhibidir. (Rüh, 40

Akıl, yükseliş ve düşüş arasında sürekli gidip gelir. Bâri'sine (yaratıcısına) istifâde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a yaklaşır, O da ona tecelli eder. Zâtına dâir, üzerinde bulunduğu bir kısım keşfolunur. Kendini bildiği kadar yaratıcısını da bilir. Onun zâtına dâir bilgisinin sonu yoktur. Rabb'ini bilmesinin de sonu yoktur. Zâtını bilmesinin yolu tecelliler, Rabb'ini bilmesinin yolu da O'nun zâtıyla ilgili bir şey bilmesidir. O'nun dışında bulunanlara fayda vererek yaklaşır, böylece sonsuza kadar artarak gider. Işte o, fakir ve zengin, aziz ve zelil, köle ve efendidir. Hakk, mârifetleri elde etmesi için ona tecellileri taleb etmeyi sürekli olarak ilhâm eder. Bu ismin ona hâkim olması, arşlardan birinde olur

Akıl, sadece bedihi olarak bildiği veya düşüncenin kendisine verdiği şeye yönelir. Düşüncenin onu idrâk etmesi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/batil/" bâtıldır /a . Aklın onu düşünce yoluyla idrâk etmesi de bâtıldır. Ancak o, akıldan kaynaklanır. Bununla birlikte onun sınırı akletmek ve elinde bulunan şeyi zabt etmektir. Hakk, ona kendisini bilmeyi bahşetmiş, o da bu bilgiyi akletmiştir. Çünkü bu akıldır, düşünce yoluyla gelmez. İşte bu, kendisine mâni olamadığımız şeydir. Akıl, Hakk Teâlâ'nın kullarından dilediğine bahşettiği bu bilgiyi idrâk etmekte bağımsız değildir. Fakat akıl o bilgiye, bir delili ya da burhanı olmaksızın yönelir. Çünkü mârifet, aklın idrâk araçlarının sınırları ötesindedir. Sonra bu zaâti sıfatları kelimelerle ifâde etmek imkânsızdır. Çünkü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimeler /a temsil ve kıyasa yabancıdır . (Fütühât, I, 141

Kevni a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/berzah/" berzahta /a kabül eder nefs

Ulvi felekte kabül edilir rüh

iki emin arasında

His ise süfli felekte bağlı

Akl iki nev oldu evvel meksebi

Kim anı mektebde kesb eyler sabi

Ol kitâb u hâce ile fikr olur

Ol meâni ilm-i hüb u bikr olur

Aklın efzün-ter olur ağyârdan

Lik olur hıfzın girân tekrârdan

Levh-i hâfızsın idersin dakk u lâk

Levh-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mahfuz/" mahfüz /a oldu çün itdin sebâk

Akl-ı sâni bahşiş-i Yezdân olur

Menbaut ânın derün-ı cân olur

(Mesnevti, IV, 76

Akıl ikidir: Birincisi çalışarak, uğraşarak kazanılan akıldır; onu , okuldaki çocuk nasıl çalışarak bir şeyler öğrenirse, bilgi elde ederse, sen de öylece çalışarak öğrenir, elde edersin

Kitâbla, hocadan bellemekle, düşünce ile, okuyup ezberlemekle meâniye ait, başka güzel, dokunulmamış bilgiye ait şeyleri elde edersin

Böylece aklın başkalarından üstün olur ama, onları ezberlemek de sana ağır gelir

Geze dolaşa, ezberleyici bir levh gibi olursun, fakat Levh-i Mahfüz olan, bunlardan geçen kişidir!

Öbür akıl ise Allah'ın ihsânıdır; onun kaynağı can içindedir, gönül içindedir! (Mesnevî , IV, 525

Müslümanların dilinde akıl lafzı, Yunan dilindeki akıl lafzına benzemez. Müslümanların dilinde akıl nkale-ya'kilu fiilinden masdardır. Nitekim Kur'an'da şöyle geçer: Kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli cehennemin mahkitmları arasında olmazdık Şiibhesiz bunda akleden bir kavim için ayetler vardır. Hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı, elbette düşünecek kalbleri ve işitecek kulakları olurdu. Bununla, Allah'ın insanda ya