zevk duyması diye târif eder. (Nebhâni, I, 237
Şevk; iç a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyânın /a yanıp tutuşması, kalbin ateş alması ve ciğerlerin parçalanmasıdir. a
Ebü Abdullah Hafif şöyle demiştir: Şevk; kalblerin vuslatla huzür bulması, kurb ile de vuslat istemesidir.
Ebu'l-Abbas Ahmed Ebi'l-Hayr Sayyâd ise şunu söyler: Şevk; a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a ağacının bir dalıdır, kendi başına kaim değildir. Sevgi ateşinin hararetinin çokluğundan gönül galeyâna gelir. İşte o anda kul heyecana kapılır. İşte bunun adı şevktir. O şöyle de demiştir: Veli, yeryüzünde, kokuları müridlerin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gonullerin/" gönüllerine /a doğru esen bir reyhân çiçeği gibidir. Müridler, bu kokular sayesinde Allah'ı özlerler.
Bir süfi şunu ilâve eder: Şevk, ayrılık sebebiyle gönülden çıkan bir alevdir. Vuslat (kavuşma) tahakkuk edince söner; gönüllere Sevgili'yi müşâhede etme hâli galib olursa, işte o zaman şevk ona yol bulamaz.
Bazıları şevk ile iştiyâkı birbirinden ayırır ve şöyle der: Şevk; vuslata erme ve görmeyle sükünet bulur, iştiyâk ise, vuslatla son bulmaz. (Nebhâni, I, 365
şey Şey cem'i (toplanmayı), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muzec/" enmüzec /a izzeti, rakâm ise zilleti gerektirir. Bunlardan her biri kendi âleminde müstakil olup, kendi feleğinde yüzer. Rakimin sıfatından bir şeyi enmüzece giydirirsen, üstünden enmüzec kanünu kalkar. Enmüzecin sıfatlarından birini rakime giydirirsen, giydirdiğin sıfatın kendisine uygun olmayan şeyin zuhür etmesinden dolayı rakimi onda göremezsin. Zâtı, ne zaman bu ikisinden birine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a eder, ötekine nisbet etmezsen ikinci bir zâta muhtâç olmuş olur, böylece şirke düşersin
Enmüzece ait olan bir şeyde zât, rakim kuvvetiyle tasarruf ederse buna zât-ı urüc dersin. Zât, rakimden bir şeyde enmüzec kudretiyle tasarruf ederse buna zât-ı tenezzül dersin. Rakimin kuvvetiyle bir kısım için zât tasarruf ederse rakim dersin. Zât, enmüzec için enmüzec kudretiyle tasarruf ederse buna da enmüzec dersin. Zât, sırf Zât üzerine olursa orada ne isim, ne de resim vardır. Bu ifâdelerdeki rakim ile kulu; enmüzec ile Kutbü'l- acâib felekü'l-garâib adlı kitâbımızı; zât ile de ezel ve ebeddeki şeylerin bilgisi hakkındaki İnsân-ı Kâmil adlı kitâbımızı kasd ediyoruz. (İnsân, I, 11
