Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

kuvvâ (Tasavvuf Sözlüğü)

O iki arazı olan bir cevher, iki vasfı olan bir zâttır. Bu cevherin hüviyeti ilim ve kuvvâdır (kuvvetlerdir). Bu kuvvetler, ya kuvvetler yatağında akan ve üç kat şeklinde çıkan alim ve hakimdir ya da a href …

O iki arazı olan bir cevher, iki vasfı olan bir zâttır. Bu cevherin hüviyeti ilim ve kuvvâdır (kuvvetlerdir). Bu kuvvetler, ya kuvvetler yatağında akan ve üç kat şeklinde çıkan alim ve hakimdir ya da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a ilimleriyle süzülen ve basiti (olan varlığı) üç hüviyette terkib eden kuvvetlerdir

Eğer İlim asıldır (köktür) diyecek olursan, o zaman kuvvetler fer'dir (daldır) ya da Kuvvetler yerdir diyecek olursan, o zaman da ilim ekindir

Bu ilim iki türlüdür: Biri sözlü, diğeri ise ameli ilimdir. Sözlü ilim, senin süretinin heyetinde terkib edilen ve süretinin inniyet inden sıyrılan örnektir. Ameli ilim ise, hakimin onun aracılığı ile bilgisinden yararlanmaya götüren ve sultanın onunla hükümlerini işlettiği hikmettir

Bu kuvvetler de ikiye ayrılır: Birincisi, toplu tafsili kuvvetlerdir. Bunun şartı güzel mizâca istidâdlı olmak, takib edilen asılların doğru olması ve nakledilenin sağlam olmasıyla birlikte fiilin kemâlidir. İkincisi, toplu hayali kuvvetlerdir. Bunun şartı, cevherin varlığının yer kaplama ve iki şey arasından temeyyüz (ayırd edilebilme) kabiliyetine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olmasıdır

İki vasfı olan zât ise, sen ve benden ibârettir. İlâhımız, benim için seninle, senin için benimledir. Sen lafzın kabül a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a bakımdan değil, hüviyetin (kulluk vasıfların) bakımından sen"dir. Ben , lafzın kabül ettiği bakımdan değil, hakikatim yönüyle ben im. Rabb'a ait vasıflardan olan ene fben) (ile) bizzât O'na a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a edilir. Ben inniyetime göre ben , lafzın kabül ettiği bakımdan hüvallah hükmündenim, sen de yaratılış olman bakımından hüve'l-'abd sın (kulsun). (İnsân, I, 7

kuvve-i gazab-kuvve-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvet /a -kuvve-i tefkir

kuvve-i gazab-kuvve-i şehvet-kuvve-i tefkir (gazab; a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a -i kuvve-i gazabiyye; kemâl-i şehvet; kemâl-i vehm

Kemâl-i kuvve-i gazabiyye (gazab kuvvetinin kemâli), nefsine hâkimiyyet veya öfkelenilen kişide meydana gelebilecek eziyeti hissetme sıfatına bürünmesidir. Kemâl-i şehvet (şehvetin kemâli), meselâ tat alan organın, tadın bulunduğu maddenin sıfatından lezzet almaktır. Eğer böyle bir tat alma işi hariçten gelen bir sebebe bağlı değilse tat mevcüddur. Dokunma, koklama ve benzerleri de böyledir. Kemâl-i vehm vehmin kemâlij, vehmin arzuladığı veya hatırladığı şeklin sıfatına bürünmesidir. Diğer kuvvetlerin durumu da böyledir. (İşârât, IV, 21

Mutlaka terbiye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a gereken kuvvetlerin tamamı, tefkir (düşünme) kuvveti, şehvet kuvveti, gazab kuvveti olmak üzere üç tanedir. Fikir kuvveti lâyık olduğu şekilde terbiye edilip düzeltildiğinde hikmet elde edilir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Kime hikmet verilirse ona pek çok hayır verilmiş demektir. (Bakara, 2/269

Hikmetin semeresi ise şudur: Onun sayesinde hak itikadları a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/batil/" bâtıldan /a , doğru sözü yalandan; güzel hareketi çirkininden ayırmak kolaylaşır. Halkın bir çoğuna bu iş karışık gelmekle birlikte (hikmet sâhibine) hiçbir şey karışık gelmez. İlmin ölçüsü olarak verdiğimiz şeyler bu kuvvetin ıslah ve terbiyesine yardımcı olur

İkinci kuvvet; şehvet kuvvetidir. Onun ıslahı ile iffet elde edilir. ve böylece nefs kötülüklerden uzaklaşır, hayra ve gücü yettiğince övülmüş olan isâra (başkasını kendisine tercih etmek) yönelir

Üçüncüsü gazab kuvvetidir. Onun zabt ve ıslahı ile hilm ve şecaat elde edilir. Hilm, öfkeye hâkim olmak ve nefsin (öfke konusunda) rahatlamasını engellemektir. Şecâat ise, Allah Teâlâ'nın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kitabi/" kitâbında /a yerilmiş olan korku ve hırsa engel olmaktır. (Mizân, 43

Gazab, Allah 5. için olduğunda övülen, başka şeyden dolayı olduğunda yerilen bir şeydir. (Feth, 109