Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

lah'ın tevfikiyle (Tasavvuf Sözlüğü)

Allah bizleri ve sizleri kendi sevip rızâ gösterdiği şeylere muvaffak kılsın! (Gunye, II, 125 Havf ve recâ, kulu kötü edebden uzaklaştıran iki dizgindir. Bu iki dizginden mahrum olan her kalb harâbdır. (Âdâb, 8 Recâ, …

Allah bizleri ve sizleri kendi sevip rızâ gösterdiği şeylere muvaffak kılsın! (Gunye, II, 125

Havf ve recâ, kulu kötü edebden uzaklaştıran iki dizgindir. Bu iki dizginden mahrum olan her kalb harâbdır. (Âdâb, 8

Recâ, (âhiret nimetleri gibi) vaad a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a konularda Hakk'ı tasdik etmek (yani Hakk'ın vaadine güvenmektir. Havf, kalbin Allah'ın gücüne ve intikamına vâkıf olmasıdır... (Âdâb , 21

Havf ve recâ, yakin ehlinin iki şerefli makamıdır. Bunlar, tevbe-i nasühun sağlamlığı içinde meydana gelirler, çünkü kişinin korkusu, onu tevbeye sevkeder, korkusu olmasaydı tevbe etmezdi, recâsı olmasaydı korkmazdı. Havf ve recâ, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minin /a kalbinde bulunması gereken iki önemli unsurdur. Tevbesinde samimi olan tevbekârın havf ve recâsı birbirine denk olur

Zünnün Mısri şöyle der: Allah'ı seven kişi, havf kalbini sulamadıkça a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a kadehinden içemez. ( Avârif, 290

Ebü Abdullah Hafif demiştir ki: Recâ; kalblerin, ümid edilen (Allah'ın; lütfunu görmeleri sebebiyle huzüra ermeleridir.

Havfı sağına, recâyı soluna, ilmi önüne ve tefekkürü de arkana al! Düşmanın (şeytan) sağından geldiğinde, askerleriyle birlikte havfı bulur ve savunma a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" imkânı /a kalmaz. Diğer yönler de bunun gibidir

Bu yön sıralamasını yapmamızın sebebi, düşmanın insana buralardan saldırmasıdır. Havfa sağ tarafı tahsis ettik, çünkü bu taraf cennet, sol taraf cehennem tarafıdır. Düşman sağ taraftan geldiğinde, acele cennet yönünden gelmiş demektir. Burası a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetler /a ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lezzetler/" lezzetlerin /a olduğu yerdir. Bunları sana süslü püslü gösterir ve sevdirir. Bu esnâda ona havf ârız olur ve onu senden uzaklaştırır. (Sağında) havf olmasaydı, ona aldanırdın, bu aldanışla kendi mülkünde helâkın vâki olurdu. Havfın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a sağ tarafta olması gerekir, sakın onu diğer yönlerde kullanayım deme! Aksi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a ye'se düşer, ümidini kaybedersin! Hikmet, her şeyi yerli yerine koymaktır. İnsanın korkusu, askerin cebhânesi mesabesindedir. Düşman kendisine bulaşmadıkça veya böyle bir tehlikeden korunma gerekmedikçe cebhâneyi kullanmaz. Cebhâneyi, bu gibi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/durumlarin/" durumların /a dışında kullandığında, kendisiyle alay edilir ve maskara olur. Böylece de câhil ve ahmak olduğu ortaya çıkmış olur

Düşman sana sol taraftan geldiğinde, ümidini kırmaya, tam bir ümidsizliğe, Allah hakkında kötü zanna ve günâha düşürmeye gelmiş demektir. Emeline ulaşabilirse, işte o zaman helâk olursun. Bu durumda recâ, senin Allah hakkında hüsn-i zan beslemeni sağlayacak, düşmanı def edecek ve seni ona karşı kontrol altına alacaktır

Düşman sana önünden geldiğinde, ifadelerin zâhirinden seni tecsim ve teşbihe (Allah'a cisim ve şekille izâh etmeye) yönlendirecektir. İşte burada seni ilmin koruyacak ve hüsrana uğramanı engelleyecektir

Düşman sana arkandan gelince, birtakım şübheler ve fâsid (bozuk) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâller /a getirip seni ayartmaya çalışacaktır. İşte o zaman senin imdâdına tefekkür yetişecek ve o düşmanı kovacak

Bütün bunlar olmasaydı ve düşünüp araştırmasaydın, hataya düşüp helâk olacaktın, (Allah'ın sana emanet olarak verdiği her şey demek olan) mülkün de helâk olacaktı. Senin kendi hakimiyetinde olan şehrinde, sana saldıracak olan düşmanla (şeytanla) bu dört yönün dışında mücadele edebilmeye imkân yoktur. (Tedbirât, 194

Havf, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayet/" bidâyette /a olanları (yeni youlna yeni girenleri), hoşlanılmayan şeylerden sakındıran şeydir

Recâ, (dünyânın hemen elde edilebilen zevklerini değil) âhiret nimetlerini istemektir. (Istılâh, 537

İnsanın pek çok hâli vardır. Fakat kabz ve bast denen iki hâl vardır ki, bunların tümünü kapsar. İster havf ve recâ, ister vahşet ve ünsiyet, ister a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybet /a ve teennüs, hangisini dersen de. İster ârif, ister temkin ya da telvin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a (belli bir hâlde kalan ya da hâlden hâle geçen) bir mürid, (yani hulâsâ) her kim olursa olsun, bir kulun herhangi bir etken veya sebeb olmadan devamlı olarak bu hâllerle hâllenmesi mümkün değildir. (Rüh, 39

Havf, Allah isminin tezahür ettiği ilâhi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olanlarin/" olanların /a makamıdır. Çünkü havf, hükümle çatışır. Şübhesiz o perdeden de korkar, perdenin kalkmasından da. Perdeden korkması, ona perde olması sebebiyle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a cehlin (bilmediği şeylerin) bulunmasından dolayıdır. Perdenin kalkmasından korkması ise, perdenin kalkma