Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

lah'ın varlığında istiğrâkı (Tasavvuf Sözlüğü)

bunun sonunda tam olarak fâni olmasıdır. Fenâfillâhın son mertebe sayılması, başlangıçta, insanın kendi ihtiyâr ve irâdesi ile yapabildiği bir şey gibi görünebilir. Hakikatteyse bu, tarikatın başlangıcıdır. Bundan …

bunun sonunda tam olarak fâni olmasıdır. Fenâfillâhın son mertebe sayılması, başlangıçta, insanın kendi ihtiyâr ve irâdesi ile yapabildiği bir şey gibi görünebilir. Hakikatteyse bu, tarikatın başlangıcıdır. Bundan evvelki hâller ise bu yola girenler için (eve girmeden önce geçilen) bir avlu mesâbesindedir

Tarikatın başından itibâren keşf ve müşâhedeler başlar. Hatta bu yolun yolcuları, uyanıklık hâllerinde melekleri, peygamberlerin rühlarını görür, sözlerini işitir, onlardan bir çok fayda elde ederler. Sonra hâl onların şekillerini, misâllerini görmekten öyle derecelere yükselir ki, bunu sözle anlatmak imkânsızdır. Bunu kim anlatmaya kalkışırsa, söylediklerinde kaçınılması mümkün olmayan açık hatalara düşer. Hulâsa iş, Allah'a o kadar yaklaşmak derecesine varır ki, bunlardan bir kısmı Allah'ın kendisine hulül ettiğini, bir zümre Allah ile birleştiğini, diğer bir zümre de Allah'a vâsıl olduğunu tahayyül eder. Bunların hepsi hatadır. (Munkız, 139

Süfiyyenin yolu, devamlı ibâdet yapmak ve Allah'tan başkasıyla alâkayı kesmektir. Kesbi ilimlerin, nefste sâbit bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/meleke/" meleke /a elde etmekten söz etmesi zordur. Bu, sadece ömrün başlarında kolay olabilir. (Mizân, 38

Mutasavvıf, süfi olmaya çabalayan ve bu konuda çabasını sürdüren kimsedir. Çabaladığında ve süfilerin yoluna girerek yolu aldığında mutasavvıf adını alır. Nitekim gömlek giyene tekammese (gömlek giydi) , zırh giyene de tederre'e (zırh giydi) demeleri gibi zühd yolunu tutana mütezehhid 1zâhidleşen) derler. Züh930 süfi-mutasa vvıf-mustasvif/ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sufiyye/" süfiyye /a

dünde nihâyete ulaşıp eren, eşyâdan nefret eder hâle gelerek eşyâdan fenâ bulan ve her şeyi terk edene zâhid denilir. Bu hâlden sonra zâhide eşyâ gelir fakat o onları istemez, onlardan nefret de etmez; aksine Allah'ın emrine uyar ve onun fiilini beklerse bu kimseye mutasavvıf denir. Süfi, bu mânâ ile vasıflanırsa o zaman bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimenin /a mânâsı —süfi kelimesi aslında musâfât fsaflaştırma) kökünden alınmış saflaştırılmış mânâsındadır- Allah Teâlâ'nın saflaştırdığı kul demektir. Bu itibârla, nefsin âfetlerinden temizlenen, yerilecek şeylerden uzak kalan, tuttuğu yolun övülecek hâllerine sülük eden ve kalbiyle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a hiçbirinde sükünet bulmayarak hakikatlere bağlı kalan kimseye süfi denilmiştir

Tasavvuf, Hakk ile sıdk (doğruluk), halk ile güzel a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâklı /a olmaktır denilmiştir. Mutasavvıf ile süfi arasındaki fark ise şudur: Mutasavvıf işin başında olan, süfi ise yolun sonuna gelmiş a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimsedir /a . Mutasavvıf, vasl yoluna yeni girmiş olan, süfi ise yolu kat' etmiş ve varılacak kimseye varmış olan kişidir. Mutasavvıf yüklenen, süfi ise yüklenilen kimsedir. Mutasavvıf ağır-hafif ne varsa yüklenir de yüklenir, sonunda nefsi erir, hevâsı yok olur, irâde ve emâneti kaybolur, neticede saflaşır ve süfi adını alır. O zaman süfi kaderin mahmülü, meşietin küresi, kudsün terbiyecisi, ilim ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmetlerin /a kaynağı, emniyet ve kurtuluşun yurdu, evliyâ ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/abdal/" abdâlın /a sığınağı, huzür kaynağı, onların rahatlatıcısı olur. (Gunye, II, 160

Tasavvuf, süf (yün) giymekten değil, safâdan türemiştir. Tasavvuf konusunda sâdık olan bir süfi, kalbini Mevlâ'sı olan Allah dışındaki her şeyden tasfiye eder. Bu (tasfiye işi), kerâmet izhâr etmekle, başkalarını küçük görmekle, kitâblar telif etmekle, sâlihlerin hikâyelerini anlatmakla, parmakları tesbih ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tehlil/" tehlil /a ile hareket ettirmekle gerçekleşmez. Ancak Hakk'ı taleb etme husüsunda sadakat, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a husüsunda zühd, kalbi halktan ayırmak ve Mevlâ'nın dışındaki her şeyden sıyrılmakla gerçekleşir. (Feth, 90

Süfi, melâmetiden başkadır. Melâmeti iyiliğini açığa çıkarmayan, kötülüğünü de gizlemeyen kimsedir, süfi ise halkla meşgul olmaz, halkın (kendisini) kabül etmelerine, reddetmelerine de aldırmaz. (Âdâb , 7

Bundan başka süfiyye, yüce ilimlerle ve şerefli hâllerin kendilerine has kılındığı mümtâz zâtlardır. Onlar muâmelet ilimleri, hâl ve hareketlerin kusurları ve yüce makamlar hakkında konuşmuşlardır. Bu yüce makamlar şunlardır: Tevbe, zühd, verâ, sabır, rızâ, tevekkül, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a , havf, recâ, müşâhede, tuma'nine, yakin, kanâat, sıdk, ihlâs, şükür, zikir, fikir, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a , itibar, vecel (korkuj, tâzim, iclâl, pişmanlık, hayâ, cem ve tefrika, fenâ-beka, mârifet-i nefs, mücâhede-i nefs, riyânın, gizli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetin /a ve şirkin incelikleri, ihlâsın keyfiyeti

Süfiyye aynı zamanda mâni olan ve menedici şeyler, zikirlerin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatleri /a , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhidin /a tecridi (saf tevhid), tefrid dereceleri, sırrın cürümleri, Kadim'le karşılaştırıldığında hâdisin yokluğu, hâllerin kusurları, fark hâlindeki şeylerin cem'i, karşılık ve bedellerden yüz çevirmek ve itirâzı terketmek gibi fakihlere müşkil görünen süfi-mutasa vvıf -mustasvif/süfiyye şeyleri istinbât edip açıklarlar. Derece ve menzillerdeki bu tür husüslardaki müşkillerden başka, canlarını verecek kadar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucadele/" mücâdele /a etmek onlara has bir fiildir. O kadar ki, böyle bir hâli bulunduğunu iddiâ edenlerden delil isterler. Onlar bu hâllerin doğrusu ve yanlış şekilleri hakkında görüşler a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/beyan/" beyân /a ederler. Onlar dinin koruyucusu ve gözde mensüblarıdır. (Âdâb?, 15

Ahlâk-ı süfiyye (süfiyyenin ahlâkı) şunlardan meydana gelir: Hilm, tevâzu, samimiyet, şefkat, tahammül, muvâfakat, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a , yumuşaklık, isâr, hizmet, ülfet, güleryüzlülük, kerem, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/futuvvet/" fütüvvet /a , mevki ve makamı terk, mürüvvet, meveddet, cüd, teveddüd, af, bağışlama, sehâ, vefâ, hayâ, kibar muâmele, müjdeleyici olmak, güzel söz, sükünet, vakar, duâ, senâ, hüsn-i zan, nefsi küçük görme, ihvânı güzel karşılama, şeyhlere saygı, küçüklere şefkat, büyüklere saygı, kendisinin verdiğini küçük görmek, kendisine verileni büyük görmek. (Âdâb , 19

Süfiyye, ilm-i dirâsetten (kesbi ilim demek olan dirâset ilminden) de nasib almışlardır. Dirâset ilmi süfileri bildikleriyle amel etmeye götürmüştür. Bildikleriyle amel ettiklerinde bu amel onları verâset ilmine götürmüştür. Onlar da diğer ilim erbabıyla aynı mâlümâta a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a oldukları a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a ilm-i verâseti de bildiklerinden onlardan daha üstün ve daha âlim oldular

İlm-i verâset ise, dini en ince noktalarına kadar bilmektir. Allah Kur'an'da Her topluluktan bir kısmının dini iyi öğrenmek ve savaştan geri döndüklerinde kavimlerini uyarmak için harbden geri kalmaları gerekli olmaz mı? buyurmuştur. Âyette geçen uyarma fıkhi bilgilerle mümkün olur. Uyarmak, uyarılanın ilim ile hayata döndürülmesi demektir. İlimle hayata döndürmek, dini meselelerde mütehassis olan fakih seviyesindekilerin yapabilecekleri bir mazhariyettir. Bu yüzden fıkıh, dindeki en yüce ve mükemmel mertebelerden olmuştur. Burada fıkıh kelimesiyle kasd edilen dünyâda tam mânâsıyla zühd hayatı yaşayan takvâ sâhibi âlimin ilmidir. Böyleleri sâhib oldukları bu ilim sebebiyle içinde bulunduğu toplumu uyarıcı rütbesine ulaşmışlardır. İlim ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyetin /a ilk kaynağı, Hz. Peygamber'dir 5

Bil ki, bu kitabda, süfiyyenin şerefli hâli olarak zikrettiğimiz her şey mukarrebin hâlidir. Süft mukarrebdir. Kur'ân'da süfi ismi geçmez. Süfi ismi yerine mukarreb kullanılmıştır

Süfiyye, müslüman topluluklar içinde, Resülullah'a tâbi olmaya tam mânâsıyla muvaffak olmuş kimselerdir. Çünkü onlar Peygamber'in sözlerine kayıtsız şartsız boyun eğdikleri gibi, onun emirlerini harfiyyen yerine getirmiş ve yasaklarından kaçınmışlardır. Nitekim Allah Peygamber size neyi verirse onu alın, size neyi yasaklarsa, ondan kaçının buyurmuştur. Onlar da amellerinde, rızıklarında, ibâdetlerdeki gayretlerinde, teheccüdde, namaz ve orucun nafilelerinde ve daha pek çok meselede Resülullah'ın izinden gitmişler, söz ve hareketle932 süfi-mutasavvıf-mustasvif/süfiyye

rinde ona uymanın bereketiyle rızıklanınışlar; Resülullah'ın hayâ, hilm, af, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/musamaha/" müsâmaha /a , merhamet ve şefkat, güzel geçinme, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nasihat/" nasihat /a ve tevâzü gibi ahlâki husüsiyetleriyle ahlâklanmışlar; onun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hasyet/" haşyet /a , sekinet, heybet, tâzim, rızâ, sabır, zühd ve tevekkül gibi çeşitli hâlleriyle hâllenmişlerdir. Bu süretle, ona uymanın her şubesine vefâ göstermişler, sünneti hakiki mânâda ihyâ etmişlerdir

Abdülvâhid Zeyd'e Size göre süfiyye kimlerdir? diye sorulduğunda şu karşılığı vermiştir: Sürekli olarak akıllarıyla sünneti anlamaya dikkat edenler, ona tam mânâsıyla ve ayrılmamak üzere kalbleriyle bağlananlar, nefslerinin şerrinden Efendi'lerine sığınanlar... İşte süfiyye bunlardır.

Süfi, Yüce Allah'a olan ilticâsındaki sadâkati, O'na güzel bir şekilde bağlılığı