Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

lah'ın (Tasavvuf Sözlüğü)

ecel muhakkak gelecektir. Şevk, kalbin gaibe (şu an yanında mevcüd olmayana) yönelmesidir. (Süfilerden oluşan) bu topluluğun yolunda ancak müşâhede yoluyla kaim olmuştur. Kur'ân-ı Kerim'de bu illetin ismi zikr edilmez …

ecel muhakkak gelecektir. Şevk, kalbin gaibe (şu an yanında mevcüd olmayana) yönelmesidir. (Süfilerden oluşan) bu topluluğun yolunda ancak müşâhede yoluyla kaim olmuştur. Kur'ân-ı Kerim'de bu illetin ismi zikr edilmez

Şevkin üç derecesi vardır: İlk derecesi, âbidin cennete olan şevkidir. Bu şevk, korkanın emin olması, hüzün duyan kişinin sevinmesi ve emeli olan kişinin emeline ulaşması içindir

Şevkin ikinci derecesi, Allah Teâlâ'ya duyulan şevktir. Bu şevk, tohumu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsânların /a son noktalarında büyüyen bir sevgidir. Bu sevginin büyümesiyle kalb O'nun mukaddes sıfatlarına bağlanır, cömertliğinin latifelerini, ihsânın alâmetlerini, fazlının haberini gözüyle görmeyi özler hâle gelir. Bu şevk, kendisini ihsân vâdisinde kaplar, seyrinde ona yoldaşlık eder, tahammül gücünü kuvvetlendirir. Şevkin üçüncü derecesi ise, mehabbetteki saflığın tutuşturduğu bir ateştir. Bu ateş tutuşunca, hayatı aksatacak hâle gelir, teselli bulmayı ortadan kaldırır. Vuslata ermedikçe bu şevki bir karara vardıracak hiçbir şey yoktur. (Menâzil, 33

Şevk-i evvel (ilk şevk), âhirette a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ru-yet/" rü'yet /a , vuslat ve müşâhededen sonra sona erer. Dünyâda sona ermesi tasavvur bile olunamaz. İbrâhim Edhem müştaklardandı (şevk ehlindendi) ve şöyle derdi: Bir gün kendi kendime Allah'ım, eğer seni sevenlerden birine, sana ulaşmazdan önce, kalbi huzüra erdirecek bir şey vereceksen, onu bana da ver. Çünkü kalbim dayanmıyor' dedim. O gece rüyamda ne göreyim! Beni huzürunda durdurmuş Ey İbrâhim, bana ulaşmadan önce kalbinin sükünete ereceği bir şeyi sana vermemi istemeye utanmıyor musun? Özleyen, Sevgili'sine kavuşmadan sükünet bulabilir mi? Bunun üzerine dedim ki: Allah'ım, senin sevginle sarhoşum, ne dediğimin farkında değilim, beni bağışla ve bana ne diyeceğimi öğret! Bana şunu söyledi: Allah'ım, beni kaderine râzı olan, belâna sabreden, devamlı olarak senin nimetlerine şükreden kullardan kıl! İşte bu şevk, ancak âhirette diner

Şevk-i sâni (ikinci şevk) şuna benzer: Ne a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a sonu vardır, ne de âhirette. Çünkü onun sonu, âhirette Allah'ın celâlinin, sıfatlarının, hikmetinin ve fiillerinin kula açılmasından sonra gelir. Bunlar Allah Teâlâ tarafından bilinir, bilinmemesi şevk

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muhal/" muhâldır /a . Çünkü bunun sonu yoktur. Kul, cemâlin ve celâlin bâki olduğunu ve kendisine hiçbir şeyin açıklanmadığını bilir ve asla şevki dinmez. Bilhassa kendi derecesi üzerinde dereceler gören kimselerin şevki (hiç dinmez). Ancak bu kimseler, vuslatın (kavuşmanın) aslına ulaşmak için vuslatlarını tamamlamaya iştiyâk duyarlar. (İhyâ', 38-39

(Hâllerden) şevk, sevileni andığı zaman kalbin kendinden geçmesi, coşmasıdır. (Âdâb , 21

(Nefs) rühi olarak öyle neşelendi ki, (bu neşenin) ilk hâli ihvânın bast ile tecrid dedikleri ilâhi parlak vâriddir. (Heyâkil, 95

Antâki'ye şevkin ne olduğu soruldu. O da şu cevâbı verdi: Sadece gaibe şevk duyulur. O'nu bulduğumdan beri, hiç O'ndan gaib olmadım. Şevki inkâr edecek hiçbir sebeb göremiyorum. Çünkü, bahşiş ve ihsânların mertebeleri, kurbun (yakınlığın) nasiblerindendir, bunların da sonu yoktur. Böyle olunca, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/seven-kimse/" seven kimse /a şevki nasıl inkâr edebilir? O gaib değildir, bulduğuna a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a şevk duyan da değildir. Sadece, kurbun nasiblerinden elde edemediklerinin iştiyâkı içindedir. Durum böyledir de neden hâlâ şevk hâline karşı çıkılır?

Bunun diğer bir yönü de şöyledir: İnsanın bazı gerekli işleri vardır. Bunlar, insanın beşeriyyeti finsanlığı) ve tabiatı gereği ve hâlin hükmünün gerektirdiği bilginin sınırlarına vâkıf olamaması sebebiyle, hâlin hükmü tarafından vârid olur. Bu işlerin mevcüdiyeti, bizde şevk ateşini tutuşturur. Şevkten kasdımız, içten gelen ve kurb makamının en yüce nasiblerinin taleb a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesidir /a . Bu taleb sevenlerde mevcitddur, öyleyse şevkin inkârı mümkün değildir.

Şevkler onu kuşattı

gözlediler geçerek sipere

onu korumak için

Şair diyor ki: Şevkler (özlemler) bu âşığı çepeçevre kuşattığı, o da bu'd ve kurb hâli ile hâllendiği ve bazı hâllerinde misâl alemindeki güzel süretler tecelli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a için şevk olarak nitelenmiştir. (Tercümân, 26

Şevk Necid'e vardı sabırsa Tihâme'ye

Bense kaldım Necid'le Tihâme arasında

Bu şiirde, aşağı ile yukarının bir araya gelemeyeceği gibi, şevk ile sabrın da bir araya gelemeyeceğine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a edilmiştir. Ben bu ikisi arasında sıkıntılar berzahındayım. Bazen sabır noktasında bulunuyorum ve sabretmem gerekiyor. Çünkü vuslata yol yok

Şevk ise terkibi terk etmemi istiyor. Terkib, şu görünmekte olan tabii bedendir. Bu beden, ulvi âlemden gelen latifeyi almaya mâni oluyor. Çünkü, takdir edilen