Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

lak (Tasavvuf Sözlüğü)

ataş (susuzluk), vecd, dehş , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heyeman/" heyemân /a (tutkunluk, âşıklık, aşırı heyecân), berk ve zevktir. (Menâzil, 32 Ahvâl velilere, makamât ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/abdal/" abdâla …

ataş (susuzluk), vecd, dehş , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heyeman/" heyemân /a (tutkunluk, âşıklık, aşırı heyecân), berk ve zevktir. (Menâzil, 32

Ahvâl velilere, makamât ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/abdal/" abdâla /a mahsüstur. (Fütüh, 21

Alıvâlin tamamı kabzdır. Çünkü veli onu korumakla yükümlüdür. Korunması emr olunan her hâl kabz hâlidir. Kadere teslim olmak tamamen bast hâli olur. Çünkü bu durumda kaderde mevcüd olmasının dışında korunması emr olunan herhangi bir şey yoktur. Kadere ters düşülmemelidir. Acı-tatlı kaderin her şeyine rıza gösterilmelidir. Hâller sınırlı olduğu için, bu sınırların korunması emredilmiştir. Lütuf ise —ki kaderdir- sınırlı değildir ki korunması emredilsin. (Fütüh, 125

Alvâl kalblerin muâmeleleridir. Onlar kalblere gelen zikirlerin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/safasi/" safâsıdır /a . Cüneyd şöyle demiştir. Hâl, kalbe inen fakat devamı olmayan bir feyizdir. Hâller şunlardır:

Murâkabe, saf yakin ile gaybe ait olan şeylere bakmaktır

Kurb, Allah'tan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/baskasindan/" başkasından /a gaib olarak onun huzürunda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmeti /a (dikkati) toplamaktır

Mehabbet, sevdiği ve sevmediği şeyler konusunda sevilene muvâfakat etmektir. Recâ, (âhiret nimetleri gibi) vaad a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a konularda Hakk'ı tasdik etmektir (Hakk'ın vaadine güvenmektir

Havf, kalbin Allah'ın gücüne ve intikamına vâkıf olmasıdır

Hayâ, kalbi bast a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halinden/" hâlinden /a sınırlamaktır. Bu sınırlama, kurbun bu hâlleri gerektirmesi sebebiyledir. Bazı süfiler a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kurbet/" kurbet /a hâlinde (Allah'ın 2) büyüklüğüne ve heybetine bakar ve bu sebeble kendilerine havf ve hayâ galib olur. Bazıları da Allah'ın lütfuna ve ezeli ihsânına bakar; dolayısıyla onun kalbine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a ve recâ galib olur

Şevk, sevileni andığı zaman kalbin kendinden geçmesi, coşmasıdır

Üns, Allah'ta sükün bulmak ve bütün işlerde ondan yardım beklemektir. Tumıa'nine, kaderin cilveleri altında süküneti korumaktır

Yakin, şübheyi ortadan kaldırarak tasdik etmektir

Müşâhede, yakinen görmekle gözle görmeyi ayırt etmektir. Zira Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Allah'a onu görüyormuşsun gibi ibâdet et. Sen onu görmüyorsan da o, seni görüyor. Bu, hâllerin sonudur. Sonrasında fevâtilı, levâili ve menâih hâl/ahvâl vaki olur ki hiçbir söz bunları anlatamaz. Allah'ın nimetlerini sayacak olsanız sayamazsınız. (Âdâb , 21

Sehl Abdullah (Tüsteri, süfilerin ilmi hakkında) şöyle demiştir: Hâl ilmi, yani kulun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâsı /a ve âhireti konusunda Allah ile kendi arasındaki hâlinin hükmüdür.

Denilmiştir ki: Hâl, helâl yemenin farz olması bakımından helâl olanı bilmeyi taleb etmektir. Helâli taleb etmenin farziyyeti (farzlığı) vârid olmuştur. Bu farziyyetten sonra da, farziyyeti itibâriyle helâli bilmek de farz olmuştur

Yine denilmiştir ki: O (hâl ilmi), bâtını fiç dünyâyı) bilmeyi taleb etmektir, (bu bilgi) kulun yakinini artırır. Bu ilim ancak âlimlerin sâlih olanları, yakin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibleri /a , zâhid ve Allah'a yakınlaştırılmış olan kimselerle sohbet ve yakınlık kurmakla elde edilir. Allah bu kişileri kendi orduları arasına dahil etmiştir. İsteyenleri onlara sevk eder, onları bu üstüh insanların yollarıyla güçlendirir ve irşâd eder. Çünkü bunlar Hz. Peygamber'in ilmine vâristirler. Bu kişilerden yakin ilmi öğrenilir

Hâl, değişme husüsiyeti gösterdiği için ( hâl diye), makanı ise değişmediği, istikrar bulduğu için makamı diye isimlendirilir. Bir şey özü itibâriyle hâl olur, sonra makam hâlini alır. Kulun kalbinde bir muhâsebe hissinin (duygusunun) doğması, sonra nefsâni husüsiyetlerin hâkim olması a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yuzunden/" yüzünden /a bu hissin kaybolması, yine bunun bazen ortaya çıkması ve bazen kaybolması gibi. Kul, muhâsebe hâlini devam ettirirse, bu durum devamlı hâle gelir. Nefsâni sıfatların ortaya çıkmasıyla muhâsebe hâlinin ortadan kalkması, ilâhi yardımın gelmesine kadar devam eder. Hakk'ın yardımıyla muhâsebe hâli kula hâkim olur ve nefs mağlüb edilir. Muhâsebe hâli bütün te'siriyle onu kuşatır, nefsin vatanı, istikrar yeri ve makamı olur. Diğer hâl ve makamlar da böyledir

Bunun devamlı olması ve kulda yerleşik duruma gelrnesi hâlinde kul, muhâsebe makamından a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a makamına yükselmiş olur. Muhâsebe kişinin makamı olduğunda, murâkabe onun için hâl olur. Sonra murâkabe hâli, hata ve gafletin zaman zaman kulun iç dünyâsında galib gelmesinden dolayı, hata ve gafletin dağılmasına götürür. Allah, yardımıyla kulunu destekler. Böylece murâkabe hâl olduktan sonra makama dönüşür

Muhâsebe makamı, ancak murâkabe hâlinin gelmesiyle istikrara kavuşur. Kula, müşâhede hâline yükselme a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" imkânı /a verildiğinde, murâkabesi istikrar bulur ve makamı hâline gelir. Müşâhede, bazen gizlenerek bazen de ortaya çıkarak açık bir şekle dönüşen bir hâl olur. Sonra makam hâline gelir ve bu makamın aydınlığı gizlilik örtüsünden kurtulur (makam hâline gelmesi onun gizliliğini ortadan kaldırır

Müşâhededen sonra fenâ fillahı gerçekleştirme, beka billaha ulaşma, ayne'lyakinden a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakka-l-yakin/" hakka'l-yakine /a çıkma gibi en üst derecelere yükseliş ve kulda kalbi kap306 hâl/ahvâl

layan örtüyü yaran hakka'l-yakin hâli meydana gelir. Bu ise müşâhedenin en üst derecesidir

Makamât (makamlar) kesbi, ahvâl (hâller) vehbidir. Bizim tertibimize göre tamamı vehbidir. Kesbi olanlar vehbi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olanlarin/" olanların /a yardımıyla elde edilince, vehbi olanlar da kesbi olanların yardımıyla elde edilir. Hâller vecdin meyveleridir. Makamlar ise vecde götüren yollardır. Ne ki makamlarda kesb ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a ortaya çıkmış mevhibeler gizlenmiş; hâllerde de mevhibeler ortaya çıkmış, kesb gizlenmiştir. Hâller semâvi ve ulvi mevhibeler, makamlar ise bu mevhibelere giden ve götüren yollarA Hâller amellerin mirâsıdır

Bazıları demişter ki: Ahvâl şimşekler gibidir (parlar ve derhâl kaybolur). Eğer devamlı olursa bu hâl değil, nefsin sözü ve vesvesesidir. Bu söz her hâl için değil, ancak önce ortaya çıkan sonra da nefsin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imtihan/" imtihân /a edildiği hâller için doğru olabilir. Suyun yağa karışmadığı gibi, hâller de nefse asla karışmazlar

Bazıları da bu hâllerin bâki ve dâimi olduğuna a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a , Hâller devamlı ve peş-peşe gelmezse hâl değil, levâih, tavâli' ve bevâdir adını alır. Bunlar hâllerin kendisi değil, başlangıcıdır.

Hâl zikr-i hafidir (kalben yapılan zikirdir

Hâl Allah'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a ettiği şeydir. Çalışmak ve ameller yoluyla sâhib olunan her şey için derler ki: Bu, kulun gayret ettiği şeydir. Müridde mevhibe (Allah tarafından hibe edilen) ve vecd türünden herhangi bir şey görüldüğü zaman derler ki: Bunu, bu hâlin bu tür ilisânlardan bir mevhibe olmasına işâret olarak hâl diye isimlendirmişlerdir.

Süfilerden bazıları demişlerdir ki: Bir kulun içerisinde bulunduğu makam, ancak o makamdan daha ileri bir makama terfi ettiği zaman tamamlanmış olur. Bundan sonra da üst makamdan altta olan makama bakarak bulunduğu makam hakkında hükme varır.

En iyisini Allah bilir, ancak şunları söylemek de mümkündür: Kul belli bir makamdayken, daha sonra yükseleceği makamdan kendisine bir hâl verilir. Kendisinde bu hâlin bulunmasından ötürü, bulunduğu makamda Hakk'ın tahakkuk etmesi tasarrufunda bulunur. Terfi etse de etmese de kula bunun dışında bir şey verilmez. Kul, makamlara hâller vâsıtasıyla yükselir

Hâller, daha sonra makamlara varılınca kesble iç içe olan mevhibelerdir. Kula, daha sonra terfi edeceği bir makamdaki hâl, ancak o makama terfi etmeye yaklaştığı zaman görülür

Yine kul, makamlara terfi etmeyi hâlleri artırarak sürdürür. Bu münâsebetle, tevbeye varıncaya kadar hâllerle makamların iç içe olduğu görülür. İçerisinde hâl ve makam bulunmayan hiçbir fazilet yoktur. Zühdde hâl ve makam vardır, tevekkülde hâl ve makam vardır, rızâda da hâl ve makam vardır

Sâlik rızâ husüsunda hâl sâhibi değil, makam sâhibi olur. Hâl makamdan önce gelir, ama makam daha köklüdür. Deriz ki: Çünkü makam kulun kesbinden filizlenerek ondaki tabiata yüklenen şeydir. Hâl ise Allah'tan gelen bir mevhibedir. Tabiatla karışması söz konusu değildir. Rızâ hâli en şerefli hâl, rızâ makamı da en sağlam makamdır. Makamların çok sayıda hâli olması gerekir. Makam ancak bir hâlin geçmesi sayesinde olur. Hâller geçip gitmeden makamların ortaya çıkması mümkün değildir. Hâllerden makam hâline gelenler olduğu gibi, makam hâline gelmeyenler de vardır. Bundaki sır, bizim şu sözümüzde yer alır: Makamlarda kesb zâhir, mevhibe gizlenmiş; hâllerde ise kesb gizlenmiş, mevhibe zâhir olmuştur. ((Avârif, 276

Zevk imân, şürb ilim, reyy ise hâldir. Zevk bevâdih ehlinin (kalbine ansızın mânevi hâller gelip giden kişilerin), şürb, tavâli, levâih ve levâmi ehlinin (mânevi hâllerin bir nebze daha kalıcı olduğu kişilerin), reyy ise ahvâl ehlinindir. Çünkü ah