idrâk eder. İdrâk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a şey onu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâle /a ulaştırır. Onun idrâk ettiği ise, O'nun Zât'ının değil, sadece cemâlinin meclâ ve mazharıdır. Bundan sonra nefs, alâkalardan, cemâl sebebiyle idrâk etmiş olduğu cisim ve karaltı şeklinde tecrid edilmiştir (soyutlanmıştır), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a denen şey odur. Kemâli varsa cemâl de beraberinde olur. Çünkü birini ancak diğeriyle beraber idrâk edebilir. Biri olmazsa diğeri de olmaz. (Ravza, 288
Cemâl cüz'i cemâli müşâhedeye; cüz'i cemâl külli kemâl denizine, külli kemâl ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a cemâlin fezâsına ulaştırır. Bu durumda nefs, cemâlden başkasına meyletmez, özlem duymaz, âşık olmaz, başkası için yanıp tutuşmaz. Cemâle ancak nürla âşık olur. Hayra ancak vücüdla âşık olur. Hayır, vücüd ve nür ise bilinmektedir. (Ravza, 291
Celâl, hafâ (gizlilik) demek olup Zât'ın ardından gelir. Cemâl ise zuhür (ortaya çıkma) demek olup, gizlilikten sonradır. Bu sonralık zaman yönüyle değildir. (Sofyavi, 336
Celâlle edeblenmeden cemâl makamı iddiâsında bulunan kimseyi bırak gitsin. O bir deccâldir. O adamlar sınıfında gerçek bir yeri yoktur
cemâl-i ma nevi Tervik: a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halvet/" Halvette /a olana Hâli, hâli (Allah'la baş başa kal)! , celvette (halk içinde) isen Hâli, hâli (hâlim, hâlim, ben kendimle başbaşayım) de. Halvette iken nefslerin şehvetlerden uzak tutulması, onu celvetteyken şehvetlerinden ayırmanın temelidir. (Kavânin, 36
Celâl ve cemâl iki mertebedir
Cemâl, süretin (şeklin) değil, vasfın cemâlidir. (Nefehât, 64
