Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

lerin (Tasavvuf Sözlüğü)

bulunması aynı seviyededir. Şeriata tâbi ise aldırmaz. Çünkü o, Allah'a giden meşrü yoldur. Allah onu sadece saadet hükmüyle kendine ulaşılsın diye teşri etmiştir. Aynı zamanda bu vaziyette, her hâl ve vakitte arzuladığı …

bulunması aynı seviyededir. Şeriata tâbi ise aldırmaz. Çünkü o, Allah'a giden meşrü yoldur. Allah onu sadece saadet hükmüyle kendine ulaşılsın diye teşri etmiştir. Aynı zamanda bu vaziyette, her hâl ve vakitte arzuladığı şeyin olması da şart değildir. Kişinin, bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetin /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a meydana geldiği hâli ve onu iktizâ eden (gerektiren) vakti bilmesi gerekir

Bu şehvets-i ârızi, tâat amelleriyle alâkalıdır. Bir yer görüp de onun tabiatını beğenen, orada namaz kılmak isteyen veya bir faziletten dolayı, o vakitte onu bir başkasına öğreten kişi gibi bir hâli gerekli kılar. Şübhesiz bu vaziyet, Allah'la birlikte olan hâli üzerinde kötü bir te'sir bırakır. Bu tür lezzet almanın ölçüsü, ilâhi bir üşâhedeyle değil, amelledir. Bu, gizli bir tuzaktır. (Fütühât, II, 187

Şehvet, nefsin, arzu duyulan şeyin yükselmesiyle yükselen, düşmesiyle düşen bir âletidir. Şehvet kendisinden lezzet almanın münâsib olduğu şeyden lezzet alma irâdesidir. Lezzet, rühâni ve tabii olarak ikiye ayrılır. Cüz'i nefs, tabiattan doğar. Yabiat nefsin anası, rüh-ı ilâhi ise babasıdır. Rühâni şehvet, asıl itibâriyle tabiattan kurtulamaz. Onunla lezzetlenen kimse bâki olur. Ondan ancak münâsib bir şekilde lezzet alınır

Bizimle Hakk arasında süretten başka münâsebet yoktur. İnsanın kemâliyle lezzet alması, en kuvvetli lezzet almadır. Kişinin kendi süretinde olan kimselerle lezzet alması da en kuvvetli lezzettir. Bunun delili şudur: İnsan bütünüyle lezzet içinde hareket etmez. Bütünüyle bir şeyi müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a fâni olmaz. Mehabbet ve aşkı, sadece bir kadına veya erkeğe âşık olduğunda rühâniyetinin tabiatında akıp gider. Bunun sebebi, bütünüyle ona mukabil olmasıdır (karşılık gelmesidir). Çünkü o kendi süretindedir

Âlemdeki her şey O'ndan bir cüz'dür (parçadır). Sadece bu münâsib cüz O'na mukabil olabilir. Bundan dolayı, ancak kendisi süretinde bir şeye âşık olduğunda fâni olur. İlâhi tecelli, Âdem'in, üzerinde yaratıldığı süretin kendisine vâki olduğunda, mânâ mânâya mutabık olur ve bütünüyle lezzet alabilmek mümkün olur. Şehvet insanın zâhiri ve bâtıni tüm cüzlerinde dolaşır. İşte bu, vâris olan âriflerin aradığı şehvettir. (Fütühât, II, 189

Mâder-i büttür büt-i nefs hevâ

Lik o büt mâr oldu bu büt ejdehâ

Ahen seng oldu nefs büt şirâr

Ab içinde o şirâr eyler karar

şehvet Seng âhen âbdan olmaz pesin

Bu ikiden âdem olsun mu emin

Seng âhende nihândır çünki nâr

Âb içün ol nâre yok te'sir-i kâr

Âteşi sü söndürür bi-ihtiyâr

Seng âhenden ne mümkin mahv-ı nâr

(Mesnetii, I, 32

Büt siyeh sü küzede itmiş kümün

Çeşme ol âb- siyâha nefs-i dün

Ol tirâşide sanem seyl-i siyâh

Büt-tırâşın nefsi ayn-i âb-ı râh

Büt derün-i küzede âb-ı siyeh

Nefs-i şümun çeşme sâr-ı âb-ı reh

Yüz sebüyı kesr ider bir pâre taş

Virmez âb-ı çeşmeye amma telaş

Büt şikest olmak bakılsa sehldir

Sehl görmek nefsi gayet cehldir

İster isen süret-i nefsi eger

Düzenin bâbı yididir kıl nazar

Her nefes bir mekr her mekrinde hem

Oldu yüz fir'avn fir'avni be hem

Hâlıkı Müsâ ve Müsâ'dır penâh

İtme Fir'avn ile imânın tebâh

Din-i Ahmed'de olup ahd-i Ahad

Ola gör vâreste-i Bü cehl-i bed

Bütün putların anası, sizin nefsinizin putudur. Hâriçte görülen putlar, birer yılandır, hâlbuki nefs putu bir ejderhâdır

Nefs, çakmak taşı ile demirdir. Put ise, çakmak taşından sıçrayan kıvılcımdır. O kıvılcım su ile söner. (Mesnevî , I, 49

Kıvılcım söner ama, çakmak taşı ile demir su ile söndürülebilir mi? İnsanoğlu bu ikisi kendisiyle beraber oldukça nasıl emin olabilir?

Çakmak taşı ile demirin ateşi, kendi içlerinde gizlenmiştir. Onların içlerine su girmez ki ateşi söndürsün

Su, ancak dışarıda bulunan ateşi söndürür. O, taşın ve demirin içine nasıl girer?

Nefsin ve şehvetin sembolü olan çakmak taşı ile demirden, küfrün ve bütün kötülüklerin kıvılcımları sıçrar. Dumanları yükselir

Kaptaki, küpteki su bitse de, nefs çeşmesinin suyu tazedir, kesilmeden akar durur

Put, testide gizli duran kara sudur. Sen nefsi, bu gizli kara suyun kaynağını bil

O yontulmuş put, çamurlu, kirli kara bir sele benzer. Put yontan nefs ise ana yoldaki çeşmedir

Bir taş parçası yüz testiyi kırar. Fakat çeşmenin suyu durup dinlenmeden akar. Put kırmak kolaydır, hem de pek kolay, fakat nefs putunu kırmayı kolay sanmak bilgisizliktir, bilgisizlik

Nefsin, her anda bir hilesi vardır ki, onun her hilesi ile isyân denizinde yüzlerce Firavun ile Firavun'a uyanlar batmadadır

Sen, kurtulmak istiyorsan, Müsâ'nın Rabb'ine ve Müsâ'ya sığın. Benliğe kapılıp firavunluk ederek imânını kaybetme

Ey kardeş, Sen Allah'ın emrine ve aziz Peygamberimizin sünnetine uy da, ten Ebü Cehl'inden ve nefsâni isteklerden kurtul... (Mesnevî , I, 50

Bâdezân bil nâr şehvet nârıdır

Her günâhın aslıdır serdârıdır

Nâr-ı süret âb ile efsürdedir

Nâr-ı şehvet düzehe reh-bürdedir

Nâr- şehvet su ile bulmaz sükün

Düzeh-i-tab' oldu ol bed-kâr-ı dün

Çâre nâr-ı şehvete a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/var/" envâr /a -ı din

Nür kim itfâ-yı nâri'l-müşrikin

Nür-i Hakk'dır bil bu nâra çâre-ger

Nâr-ı İbrâhim'i fikr eyle yeter

Âteş-i Nemrüd-ı nefsinden sana

Tâat-ı Hakk iledir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a rehâ

Nâr-ı şehvet nâkıs olmaz sarf ile

Ân-ı teskin oldu habs-ı zarf ile

İştiğline a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/terakki/" terakkidir /a sebeb

Âteşi söndürmez olsa yüz hatab

şehvet Âteş-i bi-hime oldu müntafi

Bil ki takvâdan olur şehvet hafi

Bulmaz ateşten tagayyür rüy-i hüb

Surh ider rühsâr-ı takvâ-yı kulüb

(Mesnevtı, I, 144

Bâd-ı hışm u bâd-ı şehvet bâd-ı âz

Bi-niyâz u bi-nemâza rahne-sâz

Hakk yanında bende-i şehvet hemin

Ehl-i rıkdan oldu dün u vâpesin

Hâceden bu bir söz ile hürr olur

Ol ise helvâ iken âhir mürr olur

Bende-i şehvet içün yokdur halâs

Ola Mevlâ'dan meger a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a -ı hâs

Düşdüler bir çâha ka'r u gavrı yok

Kimsenin ol kâra cebr cevri yok

Kendisin bir çâha atmıştır ki ben

Hiç ana bulmam mümnüâsib bir resen

(Mesnetii, , 148

Bütün bunlardan sonra şunu da aklında iyi tut ki bu ateş şehvet ateşidir. Suçun, günâhın, kabahatin aslı ve sebebi odur. Dışarıdaki ateş su ile söner; fakat, içerdeki şehvet ateşi insanı cehenneme kadar götürür

Şehvet ateşi su ile sönmez; çünkü kıvrandırmak, azab etmek bakımından onda cehennem huyu vardır

Şehvet ateşinin çaresi nedir? Din nürudur. Nasıl ki cehennem a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'mine /a ; Ey mü'min çabuk geç, senin nürun benim ateşimi söndürüyor diyecektir

Bu ateşi ne söndürür? Allah'ın nüru. Nemrüd ateşini söndüren Hz. İbrâhim'in nürunu kendine üstâd edin de

Nemrüd'a benzeyen nefsinin ateşinden, şu öd ağacı gibi olan bedenin kurtulsun

Şehvet ateşi eksilip bitmez. Ona dilediğini vermemekle eksilir

Bir ateşe odun attıkça, o ateş hiç söner mi? Hiç odunu yakmaz olur mu?

Fakat odun atmazsan ateş söner. Allah'tan korkmak, çekinmek şehvet ateşine su serper

Kalblerdeki Allah korkusundan pembeleşerek güzelleşmiş olan yüzü ateş nasıl karartır?

Namaz ehli olmayan, gönül namazı kılmayanı öfke rüzgârı, şehvet rüzgârı, tama' rüzgârı kapıp götürür

Şehvete kul olan, köle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimse /a Allah'ın indinde kölelerden, çalınıp satılan esirlerden daha değersizdir. Çünkü harb esiri yahut satın alınmış bir köle, efendisinin bir sözü ile kölelikten çıkar, hür olur. Hâlbuki şehvet esiri olan kişi tatlı yaşar, fakat çok acılar çekerek ölür

Şehvete kul olan kişi, Allah'ın lütfundan, Allah'ın husüsi nimetine erişmekten başka bir şeyle (bu) kulluktan kurtulamaz

Şehvet öyle bir kuyudur ki, oraya düşenler dibini bulamazlar; fakat bu düşüş cebir ve zulüm değil; onun günâhı, onun nefsine uyması a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yuzunden/" yüzündendir /a

O, kendisini öyle derin bir kuyuya atmıştır ki, ben o kuyunun dibine ulaşacak ipi bulamam. (Mesnevî), I, 238

İrâde, aklın ve nefsin her türlü talebiyle alâkalıdır. Bu, istenen ya da istenmeyen bir şey olabilir. Şehvet ise, nefsin elde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a husüsi bir zevk duyduğu şeylerle alâkalıdır. Şehvetin mahalli hayvâni nefs, irâdenin mahalli ise nefs-i nâtıkadır. (Esfâr, 329