Dedim ki: Bana ilm-i hıyâtayı fterziliği) öğretir misin? Güldü ve şöyle dedi: Mâalesef, senin gibilerinin bunu yapmaya gücü yoktur. Bu ilim senin türün için kolay değildir. Bizim terziliğimiz, amelimiz, kasdımız ve aletimizle ilgili değildir... -Terzilik, burada a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heyula/" heyülâyla /a birlikteki süretin terkibine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a etmektedir.- Ben sana terziliği, yamalı, sert hırkanı düzeltmene imkânın olduğu kadar öğretebilirim... —bununla ilm-i tıbbın keşfini ve mizâcın itidâlini korumak süretiyle bedenin iyileştirilmesini kasd ediyor
Müellif şöyle der: Yamalı hırkanı düzeltmene ehemmiyet ver! Müellif Onu dik! dememiştir. Çünkü dikmek, maddeyle birlikte bulunan süretin terkibidir. Diğerinin ise böyle bir durumu yoktur. Bana ilmin bu kadarını öğretti
Sonra dedim ki: Şimdi bana Kelâmullah'ı öğret! Dedi ki: Bu köyde kaldığım müddetçe mesafe çok büyüktür. Senin Kelâmullah'tan birçok şeyi öğrenme imkânın yoktur. Ancak ben sana, sana kolaylaştırıldığı kadarını öğretebilirim.
Bana bir levha -Levh-i Mahfüz- getirdi. Bana görülmemiş hece harflerini öğretti. -Müellif levha ile müşterek hissi (ortak duyuları), hece harfleriyle mantık ilmini kasd ediyor. Çünkü mantık, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a ilmine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a hece harfleridir.- Sonunda ben bu hece harfleri vâsıtasıyla bütün sürelerin mânâsını anlamaya başladım
Ardından dedi ki: Bu hece harflerini anlamayan kimse Kelâmullah'ı gerektiği ölçüde bilmeye ulaşamaz. Bu hece harflerinin hâllerine muttali a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimse /a derinleşmeye başlar. O zaman ebced ilmini öğrendim. -Müellif ebced ilmiyle hikmet ilmini kasd ediyor. Çünkü bu ilim keşf ilimlerine nisbetle ebceddir
Tahsilimi tamamladıktan sonra onun harflerini gücüm yettiği kadar levhaya nakşettim. —-Levhaya nakşetmekle ledünn ilmi olarak adlandırılan bilgi ve mârifetin keşfini kasd ediyor. Bu ilimle görülmemiş a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatler /a zâhir olur. Bu ilim sonsuz değildir
Nihâyetinde bana Kelâmullah'ın mânâlarından görülmemiş şeyler zâhir oldu. Bu yolda her ne zaman bir müşkille karşılaştığımda, şeyhim onu gideriverir. (Cebrâ'il, 149
Bazı süfiler Levh-i Mahfüz'u, dâirenin merkezi olarak tâbir etmiştir. Süfileri bu tâbiri kullanmaya sevk eden sebeb şudur: Onlar yeryüzünün a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halife/" halifesi /a olan insanın, mülkünde adaletine, bağış ve hükümlerinde yolunun doğruluğunu görünce adaletinden dolayı ona kâinât dâiresinin merkezi adını vermişlerdir. Bir noktadan birbirine eşit şekilde çevreye uzanan çizgilere bakarak Levh-i Mahfüz'u kürenin merkezine yordular ve bunu adaletin son noktası olarak gördüler. Bu mânadan dolayı bu mânâya dâirenin merkezi adını verdiler. (Tedbirât, 128
Arş-ı azim, levh-i mahfüz, sâbit külli nâtık nefstir. Allah, Kalem-i Âlâ'yı yaratınca, onun için ikinci bir mertebe yaratmıştır. O, levh-i mahfuz olan nefstir; o da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/melaike/" melâike /a -i kirâmdır. Bu, şu âyette her şey ile işâret edilen şeydir: Her şeyin açıklamasını levhalara yazdık. Ârâf, 7/145) Bu, levh-i mahfüzdur: Nasihat ve tafsilât
