semeresidir. Bu ise kulun Kayyüm olan Rabb'i ile kaim olduğunu görerek her türlü şekilden fâni olması, kendi kendine kaim olduğundan gâib olmasıdır. Bu da kulun eserleri görme konusundaki istiğrak ve (ibâdetlerini) gizleme kirinden kurtulmasıdır. Bu durum, süfit hâlinin kaybolmasıdır. Melâmeti, ihlâs makamında bulunan fakat, ihlâsın hakikatını kavrayamayan kimsedir. İşte a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/melamet/" melâmeti /a ile süfi arasındaki bâriz fark budur. (Avârif, 49
a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihlas/" İhlâs /a , itâat (ve ibâdet) konusunda sadece Hakk'ı kasd etmektir. Bu da —Allah Teâlâ'ya yaklaşma dışında, Allah'tan başka varlıklara yapmacıklı davranmak, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a övgüsünü kazanmak, halkın kendisini övmesini arzulamak gibi başka şeylerle değil- sadece Allah Teâlâ'ya yaklaşmayı istemekle olur
İhlâs, insanları mülâhaza etmekten (ve ameli takdir etmeleri arzusundan) sakınmaktır. Ebü Ali Dekkak şöyle demiştir: İhlâs halkın mülâhazasından korunmak, sıdk ise nefsin mütalaasını hesaba katmamaktır. İhlâs a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olan muhliste riyâ, sıdk sâhibi olan sâdıkta ise ucb (kendini beğenmişlik) yoktur.
Ebü Yâkub Süsi İhlâslarında ihlâs görenlerin ihlâsı ihlâsa muhtaçtır demiştir
Zünnün şöyle demiştir: Şu üç şey ihlâs alâmetidir: Kişinin nezdinde halkın övmesi ile yermesinin bir olması, amel sırasında ameli görmenin unutulması, amelin âhirette sevâb getireceğinin unutulması.
Ebü Osman Mağribi İhlâs, devamlı olarak Hâlık'ın rızâsını gözeterek, mahlükatı görmeyi unutmaktır demiştir
ihlâs Huzeyfe Mar'aşi de: İhlâs, kulun amellerinin gizli de, açık da olsa, aynı olması demektir.
Fudayl İyâz: İnsanlardan dolayı ameli terk etmek riyâ, insanlar için amel etmek şirktir. İhlâs ise Allah'ın seni bu afetten korumasıdır demiştir
Ebü Muhammed Sehl Abdullah Tüsteri'ye denildi ki: Nefse en zor gelen şey hangisidir? Cevâb verdi: İhlâstır. Çünkü nefsin ihlâsta nasibi yoktur.
Yusuf Hüseyin şöyle demiştir: Dünyâda en değerli şey ihlâstır.
Tâbiin imamlarından Mekhül şöyle buyurmuştur: Kırk gün ihlâs üzere bulunan hiçbir kul yoktur ki kalbinden zuhur eden a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a menbaları dilinden dökülmüş olmasın.
Sehl Abdullah Tüsteri ise: Kim hâlis ve sâdık bir kalb ile kırk gün zühd üzere devam ederse kendisinden kerâmet zuhür eder. Kırk gün zühd üzere devam a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a kendisinden kerâmet zuhür etmeyen kimse zühdünde sâdık değildir demiş, kendisine kerâmetlerin o kimseden ne şekilde zuhür ettiği sorulunca da: Dilediği şeyi, dilediği yerden, dilediği kadar alır , şeklinde cevâb vermiştir
Yine Sehl-i Tüsteri şöyle buyurmuştur: Akıllı kimseler ihlâsın ne olup olmadığını araştırdılar, ancak şundan başkasını bulamadılar: İhlâs, kulun sükün ve hareketinin, gizlide ve açıkta araya hiçbir şey karıştırmaksızın —ne nefsini, ne hevâsını, ne de dünyâyı - sadece Allah için olmasıdır.
Seri Sakati: İnsanlar için bir şey yapma, bir şey terk etme, keşf ve kerâmette bulunma! demiştir. (Bustân, 24
Riyâyı, ancak muhlis (ihlâslı) olan anlar. Yani riyânın hakikatini ve onun gizli yönlerini sadece ihlâsı elde etmek isteyenler bilebilirler. Bu ise uzun araştırma yapmak ve bu husüsta kafa yormakla mümkün olur. Buna rağmen yine de tamamı değil, sadece bir kısmı anlaşılır. Tamamını anlamak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a işidir. Eğer bir kimse riyâyı tanıdığını iddiâ ediyorsa, bu onun riyânın ne olduğunu anlamadığını gösterir. (Bustân, 47
Bil ki her şeye bir başka şeyin karışması mümkündür. Bir şey, kendisine bir başka şeyin karışmasından âri olunca ona hâlis adı verilir
İhlâsın zıddı şirktir. Muhlis olmayan kimse müşriktir. Şirkin de dereceleri vardır. Ulühiyyetteki şirk, tevhideki ihlâsın zıddıdır. Şirkin gizlisi açığı olduğu gibi ihlâsın da gizlisi açığı vardır. Riyânın derecelerini ve ona götüren yolları daha önce zikretmiştik. Şimdi de kurba (yakınlığa) niyetlenerek harekete geçen, fakat bu niyetine bir başka niyet ya da nefsin başka bir payının karıştığı kişi hakkında söylüyoruz. (Kudâme, 392
İhlâs, ameli, bozacak şeylerden arındırmaktır. İhlâsın ilk inceliği ameli görmemek, buna ilâveten yaptığı amelden bir karşılık beklememek; ikincisi, cömertlik ihlâs
olarak gördüğünden dolayı yaptığı amelden utanmak; üçüncüsü, ihlâstan halâs olmak ve şekilden bağımsız olarak ihlâstır (kendini ihlâsa zorlamadan ihlâsın gerçekleşmesidir). (Ravza, 482
İhlâs, sâlih zâtlar ve onlardan alt makamlardakiler için, ibâdetlerde mahlükâtın görmesine iltifât etmemektir. Muhsinlerin ihlâsı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a ve âhirette bir mükâfât talebi gütmeden Hakk'a ibâdettir. Onların ibâdeti mükâfât için değil) kendilerine ibâdet emri verildiği içindir
Sâlihler ve bunlardan başka muhsin zâtlar için ihlâsın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbeti /a , bir köleye ücretin nisbeti gibidir ki, o çalışması karşılığında ücret talebinde bulunmaz
Şehitlerin ihlâsı, varlığı tek olarak Hakk Teâlâ'ya bağlamaktır
Muhakkik a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddik/" sıddik /a zâtların ihlâsı, Yüce Hakk'ın Zât'ını bilmek için, isim ve sıfatlardan herhangi birine ihtiyaç duymamaktır
Mukarrabün zâtların ihlâsı, temkin eserlerinin zuhüru altında kaları telvinden kurtuluşun gerçekleştirilmesidir. Bu da silinip yok olunca kaları ihlâsın ta kendisidir. Allah, hakkı söyler. Doğruya a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a eden O'dur. (İnsân, II, 93
Riyâ-yı ârifin (âriflerin riyâsı), ihlâsı müridinden (müridlerin ihlâsından) üstündür. Bunun mânâsı şudur: Müridlerin ihlâsı, âriflerin aksine ihlâsını görmek ve ihlâsının farkına varmakla zedelenmiştir. Ârifler ise riyânın her türlüsünden uzaktır. Bazen müridin, riyâ cinsinden gördüğü şey, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gercekte/" gerçekte /a riyâ değil, ârifin sıfatıdır. Oysa ki yakin ve keşfle Allah'ın hem kendisini, hem de yaptıklarını bilip gören bir ârif için riyâ nasıl söz konusu olabilir? Ârifin amelle, teklif a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbetin/" nisbetinden /a başka bir alâkası yoktur. (Envâr, II, 85
İhsânın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâli /a , ameli karşılık beklemek, bir maksad gütmek veya riyadan arındırmaktır. İhlâsın mânâsı budur. İhsânın kemâli ancak bütün ibâdetlerde basiretnüruyla ulühiyyet hazretini müşâhede etmekle elde edilir... (Buğye, 26
Ihlâs, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minlerin /a kalbine tevdi edilen Allah'ın nürlarından bir nürdur. Bu nür, kulun Allah'tan başkasıyla olan ilişkisini keser. İşte bu ihlâsın aslıdır
İhlâs dört kısma ayrılır: Allah'a tâzim için, amelde, Allah'ın emrine tâzimde, ecir ve mükâfât istemekte, riyâdan sakınarak amelini kusurlardan arındırmakta ihlâsı istemek. Bunlardan birini yerine getiren kurtulur ve ihlâsa erer. Allah katında onlar için dereceler vardır. Allah kulların yaptıklarını görendir famellerini karşılıksız bırakmaz). (Câmi', 44
Ihlâs, Mâbüd'dan başka hatırlanan her şeyi unutmaktır. (Câmi’, 54
İhlâs üç kısımdır: Avâmın ihlâsı, ameli bulanıklıklardan tasfiyedir. Havassın ihlâsı, halkı muâmelelerden çıkarmak, ehassın ihlâsı ise, kalbin her türlü gizliyi bileni devamlı görerek, halkın görmesini unutmaktır. (Câmi’, 61
Tevhidin bir ibâresi, bir de mânâsı vardır. Ibâresi ihlâs a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimesi /a , mânâsı da o ibâre husüsunda ihlâsın kendisidir. Bu da, ibâresinin hatırlanmasıyla, iki dünyâdan ve beşeri vasıflardan sıyrılmaktır. (Câmi’, 153
İhlâsın lügat anlamı, itâatte riyâyı terk etmektir. Hakikat ehlinin ıstılâhında da aynı mânâya gelir. Bunun için a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a ehlinden bazıları ihlâsı: Tâatı, malhılukatın mülâhazasından arıtmaktır şeklinde târif etmişlerdir
Bir kısmı ise, Tâattaki maksudun sadece Allah'ın rızâsı olmasıdır demişlerdir. Bu sebeble Ruveym de Sâhibinin yaptığı karşısında dünyâ ve âhirette bir karşılık beklemeden yaptığı her amel ihlâstır demiştir. (Şöyle de demiştir): İhlâs, âbidin ibâdetinin gizli de, açık da olsa aynı olmasıdır Şöyle diyen de olmuştur: Ihlâslı kişi, günâhlarını gizlediği gibi sevâblarını da gizleyen kimsedir. (Câmi', 217
İhlâs; a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayat/" bidâyâtte /a (başlangıçta) Rabb'e ibâdette hiçbir zaman ortak koşmamaktır. Ebvâbda, ameli işlerken, üstünlük, makam arzusu gibi, Allah'ın rızâsından başka bir amacı hayalinden geçirmemek, Hakk'a kurb (yaklaşma) niyetini lekeleyebilecek nefsâni duygularla hareket etmemektir. Ihlâsın muâmeletaki aslı, amel sırasında amelini görmemek, yaptığı amelden karşılık bekleme talebinden halâs olmak (kurtulmak), yaptığı amelden memnun olmayı bırakmaktır. İhlâsın ahlâktaki derecesi ise, famelij şekilden, gösterişten ve Rabb'inin lütfunu (O'na değil, kendisine ait olarak) görme kirinden arındırmaktır. (Câmi', 281
İhlâs sâhibinin ihlâsı, diliyle söylemesine gerek kalmadan hâliyle ortaya çıkar. Alâmet: Muhlisin amellerini gizlediğini ve hâl örtüsüyle örttüğünü görürsün. Böyle birisine, durumu sorulduğunda, cevâb vermez, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a hâlini gizler
Delâlet: Bir kimsenin, kötü ve çirkin amellerini izhar ettiğini ve iyi amellerini gizlediğini görürsen, bu onun ihlâslı olduğunu, derecesinin yüceliğini, makamının ihtisasını gösterir
Alâmet: Kendisinin irâde ve ihtiyârı olmaksızın Allah, kulları arasında onun övgü sancağını dalgalandırır
Delâlet: Bir kimsenin övüldüğünde bundan hoşlandığını görürsen bil ki o helâki hak etmiş bir yalancıdır
Alâmet: İhlâslı kişi hatalarını, hüsn-i itikadlarından dolayı avama gizli kalsa da, bilhassa tenkidçilerden gizleme ihtiyacı duymaz. Çünkü işlenen amel göğün gizliliklerine emânet edilse de onun izleri insanın hâline yansır. Dil gizlemeye çalışsa da, zihinlerin ferâseti onun ayıplarını ortaya çıkarır
Delâlet: Ihlâs elbisesine bürünen kimse, hem avam hem de havâss tarafından el üstünde tutulur. Bu açıkça anlaşılan ve doğruluğu açıkça bilinen bir şeydir
Alâmet: İhlâslı kişinin kelârnı makbül, güzel hâli menküldur (nakledilir). Bütün taleb ve niyetlerinde her gün bir öncekinden iyiye gider
Delâlet: Tenhada ibâdette nefsinin tembelleştiğini, kalabalıkta şevklendiğini görürsen bil ki sen ihlâstan uzaktasın. Hiç ortalıkta havâss edâsıyla dolaşma
Alâmet: İhlâslı kimse tenhada, Hakk'la baş başa kalıp halkın nazarından uzaklaşınca ibâdet şevki artar
Delâlet: Yaratılmışlar için yaptığın her amel, seni âlemlerin Rabb'inden uzaklaştırır. Kendini ihlâs terâzisinde tart ve bak bakalım; üstünlük kefesi mi ağır basıyor, yoksa noksanlık kefesi mi?
Alâmet: İhlâslı kimse odur ki kalktığında Allah ile kalkar, oturduğunda Allah'la oturur. Allah için hareket eder. Allah'tan başka hiçbir maksadı yoktur. Sükün bulursa, Allah'la mutmein olur. İsterse, Allah'tan ister, yaparsa Allah için yapar. Kendisine bir şey verilirse (vereni görmez), Allah'ın elinden alır. Bütün işleri Allah'tandır, Allah'adır, Allah içindir, Allah adınadır. Allah Allah Allah...La havle velâ kuvvete illa billâh
Delâlet: İnsanlarla huzür bulan, onlara dayanan, hâllerinde onlara güvenen, sonra da kalkıp ihlâs ve takvâ makamında olduğunu sanan birini görürsen ondan uzak dur. Çünkü o gurur ve hevâ ehlindendir
Alâmet: İnsanlarla beraberken kendini yalnız hisseden, Mevlâ'sıyla sükünete kavuşarak ünsiyet eden birini görürsen, bu kişi muhlastır (ihlâsa erdirilmiş olan ihlâslı bir kişidir), seçilmişin seçilmişidir
Delâlet: Ne zaman ki hevâna değil de Mevlâ'na güvenirsen, işte o zaman O'nun uğrunda ihlâsa ermiş olursun. O da seni kendisine dost edinir. (Kavânin, 16
İhlâs, halkı Rabb'in muâmelesinden çıkarmak, kalbin amelde Allah'ın rızâsını kasd etmesi, ameliyle kimsenin övmesinden hoşlanmamak ve kötülemesinden rahatsız olmamaktır
Üstâd Ebü Ali Dekkak şöyle demiştir: İhlâs halkın mülâhazasından korunmak, sıdk ise nefsin mütalaasını hesaba katmamaktır. İhlâs sâhibi olan muhliste riyâ, sıdk sâhibinde ise ucb (kendini beğenmişlik) yoktur.
Zünnün şöyle demiştir: Şu üç şey ihlâs alâmetidir: Kişinin nezdinde halkın övmesi ile yermesinin bir olması, amel sırasında ameli görmenin unutulması, amelin âhirette sevâb getireceğinin unutulması.
Ebü Osman Mağribi ise şöyle demiştir: Avamın ihlâsı, işlenen amelde hiçbir şekilde nefsin payı bulunmamasıdır. Havassın ihlâsı ise, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendilerinin/" kendilerinin /a işlediği değil, kendilerine cereyân eden bir şeydir ki, bu kullarda itâat ve ibâdet kendiliğinden zuhür eder. Hâlbuki onlar kendilerini bundan uzak bulur, amellerini görmez ve onlara değer vermezler. İşte havassın ihlâsı budur. İhlâs, devamlı olarak Hâlık'a nazar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a mahlükâtı unutmaktır.
ihsâ-yı esmâ-yı ilâhiyye Ebü Ali Dekkak der ki: Bir muhlisin ihlâsında kendi ihlâsını hissetmesi onun için bir eksikliktir. Allah o kişinin ihlâsını hâlis kılmak istediğinde, ihlâsını ona göstermez. Böylece o kimse, muhlis değil, muhlas fihlâsa erdirilmiş) olmuş olur.
Fudayl İyâz : İnsanlardan dolayı ameli terk etmek riyâ, insanlar için amel etmek şirktir. İhlâs ise Allah'ın seni bu afetten korumasıdır demiştir
Üstâd Ebu'l-Kâsım Cüneyd şöyle demiştir: İhlâs Allah Teâlâ ile kul arasında bir sırdır. Melek bilmediği için yazamaz, şeytan bilemediği için ifsad edemez, hevâ ve heves de farkına varamadığı için saptıramaz.
Denildi ki: İnsanlar ölüdür âlimler hâriç, âlimler uykudadır amel edenler hariç, amel edenler aldanmıştır, hâifler Allah'dan korkanlar) hariç, hâifler helâk olmuştur muhlisler fihlâslı kişiler) hariç, muhlisler de büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadırlar.
Ebü Muhammed Ruveym : İhlâs, sâhibinin dünyâ ve âhirette karşılık beklemediği, iki meleğin (Kirâmen Kâtibin'in yazma bakımından) pay sâhibi olmadığı amelde olur demiştir
Sehl Abdullah'a (Tüsteri) soruldu: Nefse en zor gelen şey hangisidir? Cevâb verdi: İhlâstır. Çünkü nefsin ihlâsta nasibi yoktur.
Üstâd Ebu'l-Kâsım Kuşeyri : İhlâs, amel ve tatta sadece Allah'ı gâye edinmektir demiştir. (Artık ben derim ki) bu konuda şeyhlerin güzel sözleri çoktur. Bu kadarı kafidir
Tâbiin'den Mekhül'ün de şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Kırk gün ihlâs üzere devam eden hiçbir kul yoktur ki, kalbinden zuhur eden hikmet menbaları dilinden dökülmüş olmasın. (Nebhâni, II, 80
ihsâ-yı esmâ-yı ilâhiyye sleYİ sUa ) ) İhsâ-yı esmâ-yı ilâhiyye (ilâhi isimleri saymak): Beşeri ve maddi hâllerden fâni, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyet /a hazretinin bekası ile bâki olarak bu isimler a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vahidiyyet/" vâhidiyyet /a hazretinde tahakkuk ettirilir (gerçekleştirilir). Tahalluk (ahlâklanma) olarak ihsâ, Resülullah'a uyarak âyet-i kerimenin işâret ettiği verâset cennetine girmeyi gerektirir: İşte bunlar vârislerdir. Onlar cennete vâris olacak ve orada sonsuza kadar kalacaklardır. Mü'minün, 23/10-11) Mânâlarını kavrayıp gereğiyle amel ederek isimleri anma ve sayma, tevekkülün sıhhati yoluyla karşılık görme (yani hesap, cezâ ve mükâfât) bakımından amellerin cennete lâyık olmasını sağlar. (Kâşânî, 25; Câmi’, 75
