Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

lübs-i murakka'a (Tasavvuf Sözlüğü)

(bk. a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mevt-i-ahdar/" mevt-i ahdar /a ; murakka'a/murakka'ât lümme/lümem Hâvâtır (çeşitleri): Kalbe gelen şey,... alışkanlık veya şehevi arzular kısmından ise buna lümem ... denir. Çünkü bunlar …

(bk. a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mevt-i-ahdar/" mevt-i ahdar /a ; murakka'a/murakka'ât

lümme/lümem Hâvâtır (çeşitleri): Kalbe gelen şey,... alışkanlık veya şehevi arzular kısmından ise buna lümem ... denir. Çünkü bunlar ya nefsin hâtırıdır ya hasedi sebebiyle düşmanın (şeytanın) hâtırıdır ve yahut da melekten gelen bir hems dir. (Küt, I, 126

Kalbde meleklerden müteşekkil bir lümme (bir melek topluluğu) vardır. Bu topluluk hayırla ve Hakk'ı tasdikle tehdid eder. Bir de düşman işeytan) lümmesi vardır ki, bu topluluk kötülükle, Hakk'ı yalanlamakla ve hayırdan alıkoymakla tehdid eder. Nitekim bu husüs İbn Mes'üd'dan rivâyet edilmiştir. Hasan Basrirh, şöyle demiştir: Bunlar, kalbde dolaşan iki sıkıntıdır; biri Allah'tan diğeri ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dusmandan/" düşmandandır /a (şeytandandır). Allah, sıkıntısı geldiğinde sıkıntısında bekleyen kula rahmet etsin. O kul, Allah'tan geleni kabil eder, düşmandan gelenle mücâhede eder. (Gunye, 1, 101

Süfiler, bu ilmi peygamberden almış a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimseye /a uymuş olmak için a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kalblerindeki/" kalblerindeki /a bulunanı şu lümme bu lümme diye ayırmamışlardır. Bu lümme ya kalbde melek tarafından vâki olan bir hazrettir ya da şeytan tarafından gelen bir dokunuştur. (Letâ'if, 35

(Ayrıca bk. hâtır/havâtır ya da hatre/hatarât

lütf-kahr İ — Gâhi ) Kalır, murâdlarının fâni kılınması ve kendisi bu konuda bir şey murâd etmediği a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a nefsi rağbetlerinden uzak tutınasıyla Hakk'ın kendisini teyid etmesidir. Lütuf ise, sırrın korunması, müşâhedenin devam etrnesi ve hâlin istikamet makamında karar kılmasıdır. Bu durum bazı süfilerin Hakk tarafından kerâmet murâdın yerine gelmesidir dedikleri noktaya kadar (sürer). İşte bunlar lütuf ehlidir

Bir diğer tâife ise şöyle demiştir: Kerâmet, Hakk'ın kulu nefsinin murâdından kendi murâdına döndürmesi, onu murâdsız olarak kahretmesidir. Öyle ki susadığında (susuzluğunu gidermek için) denize dalacak olsa ( Allah'ın kudretinin, onun murâdına aykırı bir şekilde tecelli etmesiyle) deniz kurur. (Hücvîrî, 458

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ma-yi-kuds/" mâ'-yı kuds /a 595