ıyân (gözle görme) yoluyla da haberden müstağni olmaktır, müşâhedenin ilim perdesini yırtmasıdır. Üçüncü derecesi ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakka-l-yakin/" hakka'l-yakin /a olup, keşf sabahının ağarması, sonra yakinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kulfetinden-kurtulmak/" külfetinden kurtulmak /a (zorlanmadan kolaylıkla yakin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olmaki, sonra da hakka'l-yakinde fâni olmaktır. (Menâzil, 25
Niyetin anahtarı nedir? diye sordular, ben de Yakindir dedim. Yakinin anahtarının ne olduğunu soranlara ise, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevekkul/" Tevekküldür /a dedim... (Gunye, II, 125
(Hâllerden) yakin, şübheyi ortadan kaldırarak tasdik etmektir... (Addb , 21
Müşâhede, yakin derecesinde husüsi bir vasıftır ki, o da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ayne-l-yakin/" ayne'l-yakin /a 'dir. Ayne'l-yakin derecesinde de husüsi bir vasıf vardır, o da hakka'l-yakin'dir. Bu durumda hakka'l-yakin derecesi müşâhedenin üstünde bir durumdur. Hakka'l-yakinin tahakkuk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a mahal ve vatan âhirettir. Fakat âhirette ona lâyık olacak olanlar, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a ondan birazcık tadabilirler. Hakka'l-yakin, Allah'ı bilme yollarının en üstün olanıdır. Çünkü bu, vicdani (yaşanarak anlaşılan) bir bilgidir
Yakin, en üstün ilimdir. Çünkü o, amele davet eder. Amel işlemeye davet eden şey a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyete /a de (kulluğa da) davet eder. UJbüdiyyete davet eden şey, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyetin /a hakkını da yerine getirmeye davet eder. Yakinden kemâliyle haz al
Hâtır-ı yakin (yakin hâtırı) imânın rühu ve ilmin artmasıdır. Bunun hakkında şöyle söylemek uzak değildir: İnsandaki yakin neticesinde kazanılan bir hâtır olup sonunda Hakk'tan gelen hâtıra döner.
Aklın hâtırı ise bazen melekten bazen de nefsten gelir. Aklın kendine mahsüs, bağımsız bir hâtırı yoktur. Ya nefsin, ya da meleğin te'siri ile ortaya çıkar. Yukarıda belirttiğimiz gibi akıl, ilimlerin kendisi ile idrâk edildiği tabii bir kabiliyettir. Bazen nefs tarafından, bazen de melek tarafından ilka edilen çağrılara yönelir. Bazen melek, bazen de şeytanın çağrılarına cevâb verir
Yakin'in ism, resm, vesm, ilim, ayn ve hakk kısımları vardır. İsm ve resm avâma, ilme'l-yakin evliyâya, ayne'l-yakin evliyânın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssına /a , hakka'l-yakin de peygamberlere mahsüstur
Hakka'l-yakin'in a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a ise Peygamberimiz Hz. Muhammed'e tahsis edilmiştir... ((Avârif, 310; Câmi’, 219
Yakin, Allah'ın Hz. Peygamber'e şu sözüdür: Sana yakin gelinceye kadar Rabb'ine ibâdet et. Bunun hükmü, nefsin yakine ulaşımakla sükünete ermesi veya yakine ulaşmaya doğru hareket etmesidir. Bu da, hangisi olursa olsun, insanın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/basiret/" basiret /a üzere bulunduğu şeydir. İstenen şeyin hükmü, nefste meydana gelen şey olursa, bu, yakin olur. Yakin sâhibi, o anda ister elde etsin, isterse elde etmesin. Tıpkı, Allah'ın emri geldi. âyetinde olduğu gibi. (Fütühât, TI, 201
Allah katında (indellah), Allah'ta (fillah), Allah ile (billah), Allah'la birlikte (ma'allah) istikamet bulup sâbit a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimseye /a , bu durumu yakine izâfe edebileceği bir alâmet gerekir. Çünkü bu alâmet ona mahsüstur ve alâmet sadece onunla alâkalıdır. İşte bu ilme'l-yakindir. Bu alâmetin müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a , yakin ile irtibâtlandırılması ve o kişiye mahsüs kılınması gerekir. İşte bu da ayne'l-yakindir. Hikmetin bu ayn ve bu ilimde vâcib olması gerekir. Ilim ancak hakkında tasarruf vâcib olan şeyde tasarrufta bulunur. Ayn da ancak araştırılması gereken şeyi 1234 yakin
araştırır. İşte bu ise, ilme ve ayna vâcib olan hakka'l-yakindir. Yakin ise, istikrar bulup sâbit olan her şeydir. Hakk veya halka ait herhangi bir türde sarsılma olmaz. Yakine ait bir ilim, ayn ve hak (öz ve gerçeklik) olarak vardır. Yani a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmetin /a vâcib oluşu, İlâhi Zât'tan başka bir şey değildir. İlâhi Zât'ın yakin olarak bilinmesi, hakka'l-yakinin dışındadır. Yani bu konuda bize gereken, susmak ve meseleye dalmamaktır. Çünkü biz, İlâhi Zât'ı bilmiyoruz. Sonra yakine izâfe edilen, ama müşâhede edilmeyen bir ilim gelir. Ayn yakine izâfe edilemez. Onun âlemin üzerinde bir hâkimiyeti vardır. Ancak o konulara dalmayı tamamen terketmek gerekir. (Fütühât, TI, 560
İlm iki per oldu yek-perdir gümân
Nâkısın pervâzı ebterdir ayân
Bir cenâh ile olur üftâde tayr
İki üç hatve ider pervâz u seyr
Üft hiz üzre olur murg-ı gümân
Yek-per itdikçe ümid-i âşiyân
İlme tebdil olsa zannın muttasıl
Murg-ı yek-per dü cenâheyn oldu bil
Oldu mâşi-yi sırât-ı müstakim
Olmaz ol vech-i mükibb üzre sakim
Zü'l-cenâh oldu misâl-i Cebreil
Bi- gümân bi-mekr fen bi-kaal kıyl
Cümle âlemi âna dirlerse kavi
Râh-ı din-i Hakk'da sensin müstevi
Sözleri ucb ile virmez infiâl
Cân u dilden eylemez tağyir-i hâl
Cümlesi dirse eger güm-râhsın
Küh zann itme ki kendin kâhsın
Tân iden gelmez ana zann u gümân
Anların kavliyle olmaz nâtüvân
Belki nutka gelse bahr ile cibâl
Ana sensin diseler ehl-i dalâl
(Mesnevî, III, 57
Zerrece konmaz ana gerd-i keder
Tân-ı tâin eylemez kat'â eser
(Mesnevî, III, 58
Bilginin iki kanadı vardır, şübhenin bir kanadı. Zan kusurludur, zanna düşmek sonu gelmeyen bir uçuştur. (Mesnevî , III, 134
Tek kanatlı bir kuş, çabucak tepetaklak düşer. Kendini toplayıp uçmaya çalışsa bile nihâyet iki adım, yâhut biraz daha fazla uçabilir
Zan kuşu, düşe kalka Yuvaya ulaşırım ümidi ile tek kanat uçar
Zandan kurtulur ve ona yakin ilmi yüz gösterirse, o tek kanatlı kuş iki kanatlı olur
Ondan sonra doğru yolda yürür; ne yüz üstü düşer sürünür, ne de eğri büğrü uçar. (Not: Şu meâldeki âyete a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a vardır: Şimdi yüzükoyun sürünen mi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyete /a ermiştir, yoksa doğru yolda dosdoğru yürüyen mi? Bu âyetteki yüzükoyun sürünerek gidenler İslâmiyet'e yanaşmayanlar yahut ondan ayrılanlardır. Hidâyete erişen den maksad da, hâlis müslüman olanlardır. Şefik Can
Cebrâil gibi şübhesiz, hilesiz, dedikodusuz iki kanadını da açar ve uçar
Eğer bütün âlem halkı ona Sen Allah yolundasın, doğru dindesin dese
O, onların sözleri ile neşelenip böbürlenmez. Onun asil rühu, tek olan rühu, bu sözleri söyleyenlerin dostu olamaz
Eğer herkes ona Sen sapıksın, kendini dağ sanıyorsun, ama saman çöpü gibisin deseler
Hatta denizler, dağlar dile gelseler de ona Sen sapıklığa yoldaş oldun deseler... O kimse söyleyenlerin kötülemesinden şübhe duymaz ve onların kininden, düşmanlıklarından (dolayıj üzülmez
O kimse zerre kadar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâle /a kapılmaz, kötüleyenlerin sözlerinden rahatsız olmaz, elem duymaz. (Mesnevî, III, 135
Yakin, tarikata kabül edilmenin getirdiği bir şeydir. İlk inceliği havâssa mahsüstur. Birinci derecesi ilme'l-yakin, ikinci derecesi ayne'l-yakin, üçüncü derecesi hakka'l-yakin'dir. Bu keşf sabahının ağarmasıdır. Sonra nefs külfetinden kurtulmak, sonra nefsin yok olmasıdır. (Ravza, 486
Hakikatü'l-yakin için herhangi bir amel ya da kitâblar asla fayda vermez. Çünkü o asıldadır. Bir hâl ile kevni faydaya dâhil değildir. O bir iştir. Bu da ilmi, ayni ve zevki idrâklerin üstündedir. Allah bunu, ehlinden dilediğine vermiştir. Belki şöyle diyebilirsin: İşin sonunda, kitâbların fayda vermesinden sonra işlerinin bitmesi gerekiyorsa, onu daha işin başında terket! Kendisine dönülmesi gereken şeye dön! (Merâtib, 10
Yakin makamları dokuz tanedir: Bunlar, tevbe, zühd, sabr, şükr, havf, rızâ, recâ, tevekkül ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbettir /a . Bu makamlardan hiçbirinin, Allah ile tedbir ya da tercihin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ortadan-kalkmasiyla/" ortadan kalkmasıyla /a (düşünülmesi) doğru olmaz. (Tenvir, 8
Şöyle denilebilir: Bu yüce topluluğun 1süfilerin) kanâatlerine göre yakin, ilme'lyakin, ayne'l-yakin ve hakka'l-yakin olmak üzere üç mertebededir. Buna göre onlar, dumanın varlığını bilmenin istidlâl yoluyla ateşin varlığına yakin hâsıl etmesi gibi, ilme T-yakinin eserden Müessir'e doğru seyr eden bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istidlalden/" istidlâlden /a , ayne'l-yakinin ateşin kendisini görmekten, hakka'l-yakinin ise ateşle bizzât tahakkuk etmekten ibâret olduğunu söylemişlerdir. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , kalbi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ru-yet/" rü'yet /a (görüş) kaybedildiğinde ayne'l-yakin nasıl tahakkuk eder, rü'yet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a olarak yok olduğuna göre, meşâyıhın icmâ nasıl doğru olur?
Buna karşı derim ki: Herhâlde, bu soruyu soran kişinin icmâdan kasd ettiği, mütekaddimin meşâyıhın lilk devirde yaşamış olan şeyhlerin) icmâıdır. Müteahhirin 1sonraki devirlerde yaşayan şeyhler) ise bunun aksiyle hükmetmiş ve kalbi rü'yete cevâz vermişlerdir.
Sözü edilen hüküm, fakire göre isbât edilmiş değildir. Onların açıklamış olduğu her üç mertebe de ilme'l-yakine dâhildir. Çünkü henüz istidlâl sahasından çıkılamamış ve ilimden ayn'a geçilememiştir. Ayne'l-yakine misâl olarak verilen ateşin görülmesi, (hakikatte) ateşin değil, ateşin varlığına delil olarak gösterdikleri dumanın görülmesidir. Bunun ilme'l-yakine dâhil olması gibi, ateşin varlığına bakarak dumanın var olduğunu bilme yoluyla istidlâlde bulunmak da ilme'l-yakine dâhildir. Bu makamda, dumanı görerek ateşin varlığını istidlâl etmek de böyledir. Bu ikinci yakin, delilin kuvveti sebebiyle, birinci yakinden daha mükemmeldir. Çünkü orada bilmek delil olurken, burada delil görmektir
Bunun gibi, hakka'l-yakinde de, ateşle değil, yine dumanla tahakkuk etmek ve yine ona istidlâl etmek vardır. Bu yakin, kendisinden önce anlatılmış bulunan iki yakin türünden daha tam ve mükemmeldir. Çünkü bu, duman olanın, ateşin varlığına kendisiyle istidlâlidir. İşte bu âfâk ile enfüs arasındaki açık farktır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Onun (Kur'ân'ın) hak olduğu açığa çıkana kadar onlara, âfâkta ve kendi nefslerinde âyetlerimizi göstereceğiz. (Mektübât, III, 140
Takvâ, Allah'tan alıkoyacağı korkusuyla helâlden sakınmaktır. Yakinin hakikati, kalblerin keşfiyle (açılmasıyla ya da kalbin keşfetmesiyle) gaybı müşâhede etmek ve fikirlerin hitâbıyla sırları düşünmektir. (Câmi’, 54
Yakin üç kısımdır: Ilme'l-yakin avâmın, ayne'l-yakin havâssın, hakka'l-yakin de ehass-ı havâssın yakinidir. (Câmi’, 61
Yakin, lugatta a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a hiçbir şübhe olmayan ilimdir. Istılâhta ise, vâki olanın ortadan kalkmasını gerektirmeyecek tarzda, bir şeyin mutlak olarak belli bir şekilde olduğuna inanmaktır. Birinci kayd (bir şeye inanmak) zannı da ihtivâ eden cinstendir. İkincisi (bir şeyin belli bir şekilde olduğuna inanmak), zannı ortaya çıkarır. Üçüncüsü (bir şeyin belli bir şekilde olduğuna mutlak olarak inanmak) cehl-i
