Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

ma'lümât (Tasavvuf Sözlüğü)

Mâlümât (bilinebilen şeyler), idrâk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a bakımından zâhir ve bâtın olmak üzere iki kısma ayrılır. O da nefsi idrâktir ve bedihidir. Bundan ortaya çıkan ve oluşan şey, eğer …

Mâlümât (bilinebilen şeyler), idrâk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a bakımından zâhir ve bâtın olmak üzere iki kısma ayrılır. O da nefsi idrâktir ve bedihidir. Bundan ortaya çıkan ve oluşan şey, eğer mânâ olursa akıl, süret olursa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâldir /a . Hayâl ancak husüsi bir şekilde meydana gelir. Akıl, hayâlin meydana getirdiği şeyi anlar ve akleder. Hayâlin gücünde, aklın meydana getirdiği bazı şeyleri tasvir etme kabiliyyeti yoktur. İlâhi iktidarın tüm bunlardan başka kendi katında bulunan bir sırrı daha vardır. (Fütühât, I, 85

Mâlümât üçtür, bunun dördüncüsü yoktur. O da sınırlanamaz olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a varlıktır. O da Vâcibü'l-Vücüd'un bizzât kendi varlığıdır

Diğer bir mâlüm (bilinen şey) ise, nefsi gereği yok olan adem-i mahzdır (mutlak yokluktur). O, asla ihâta edilemez (kuşatılamaz), bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muhal/" muhâldir /a . Vücüd-ı Mutlak'a karşılık gelir. Vezin hükmüyle vasıflandırılırlarsa birbirine eşit olurlar. Birbirine karşı iki zıt şey yoktur ki aralarında birini diğerinden ayıracak bir fark bulunmasın. Mutlak varlıkla mutlak yokluk arasındaki bu farka a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mizan/" mizân /a hâkim olsaydı, hiçbir fazlalık olmaksızın miktar açısından ona eşit olurdu. Bu en yüce a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/berzah/" berzahtır /a . O da berzah-ı berzahtır

Onun bir varlığa, bir de yokluğa dönük yönü vardır. O da bizzât mâlüm olanlardan her birine mukabildir. O da üçüncü mâlümdur. Bütün mümkünler ondadır. Nasıl ki mâlümâttan her biri sonsuz ise o da sonsuzdur. Bu berzahta vücüd-ı mutlakın ona nazar edeceği muayyen aynları vardır. Bu bakımdan, ona şey ismini verdi. Hakk onu var etmeyi murâd a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a ona Kün Ol) dedi ve o da oluverdi. Mutlak yokluktan ona nazar ettiği taraflardan mevcüd aynları yoktur. Bu sebeble ona Kün denilir. (Fütühât, III, 47