Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

mahbübuyla (Tasavvuf Sözlüğü)

sevgisinden ve meşhüdüyla müşâhede ettiğiylej müşâhedesinden gaib olmuştur. Anlamları arasında bir fark görmekle birlikte böyle birisinin hâline sekr , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istilam/" ıstılâm /a , mahv ve cem' …

sevgisinden ve meşhüdüyla müşâhede ettiğiylej müşâhedesinden gaib olmuştur. Anlamları arasında bir fark görmekle birlikte böyle birisinin hâline sekr , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istilam/" ıstılâm /a , mahv ve cem' gibi isimler verilir. Kalbe, onunla gaib ve fâni olana kadar sevdiği ve zikrettiğini müşâhede etine durumu hâkim olur. Böylelikle onunla birleşir ve kaynaşır, hatta O'nu kendisi sanır

Şu hikâye bu durumu anlatır: Bir kimsenin sevdiği, kendisini suya atınca, onu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/seven-kimse/" seven kimse /a de ardından kendisini suya atmış. Bunun üzerine sevdiği ona Niçin suya atladın? diye sorunca o: Seninle kendimde kayboldum, bunun için seni ben sandım. cevâbını vermiş

İşte bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a olan kişi, aklı başına gelince yanıldığını anlar ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatler /a kendi içinde ayırd edilmeye başlar. (Bu durumda anlaşılır ki, Rabb Rabb'dır, kul ise kuldur. Yaratan yaratılanlardan farklıdır. Buna göre yaratılmışlarda O'nun Zât'ından, O'nun Zât'ında da yaratılmışlardan hiçbir şey yoktur. Ancak sekr, mahv, ıstılâm ve fenâ hâlinde bu temyizden gaib olur (bu ayrımın farkında olmaz). Bu hâlde iken, bazı hâl a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibleri /a hakkında anlatılan ve akıl başındayken söyleyenin sapık sayılacağı şatahât kabilinden bazı sözler söyler. Ancak temeyyüz (ayırd edilme) ve şuürun geri gelmesiyle bu hâl de ortadan kalkar, o zaman (bu sözlerden dolayı) niçin sorumlu olsun?

Bu fenânın övüleni var, yerileni var, affedileni var. Allah'tan başkasını sevmekten, ondan korkmaktan, ona ümid beslemekten, ona tevekkül etmekten, ondan yardım beklemekten, kulun dininin hem zâhir hem de bâtın olarak Allah için kalacak şekilde ona yönelmekten fâni olanın fenâsı övülür

Sâhibinin, kendisiyle başkasını ayıramayacak şekilde şuür ve bilgisinin olmaması hiçbir şekilde övülmez ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a vasfı sayılmaz. Bu, onun için arzu edilen ve emredilen bir şey değildir. Bilakis sâhibinin gayesi, aklı, temeyyüzü (ayırd edişi) taşıyabilecek ve her mevki sâhibini yerli yerine koyabilecek şekilde ilme uygun, sekr-sahv a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a gereğince, hakikatleri olduğu gibi görmek, kadim (ezeli) olanla hâdis (sonradan) olanı, ibâdetle mâbüdu ayırabilecek kadar güçlü olmadığı için mâzür görülmelidir. Bu sebeble ibâdeti mertebelerine indirir, mertebelerini müşâhede eder ve her mertebeye kulluk hakkı neyse onu verir ve onu yerine getirdiğini müşâhede eder. (Buğye, 28

Sahv, süfinin gaybet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halinden/" hâlinden /a ve şuürunu kaybettikten sonra, his ve şuüra geri dönmesidir. Sekr ise, süfinin güçlü bir vâridle gaybet hâline dönmesidir. Sekr, gaybet hâlinden daha kuvvetli, daha tam ve mükemmeldir. Çünkü gaybet hâlinin sebebi, bazen rağbet ve rehbet (arzu ve endişe) ya da havf ve recâ (korku ve ümid) olabilir. Sekrin sebebi ise kula keşfin sadece cemâl vasfıyla açılmasıdır. Çünkü sekr, kişinin rühunun iştiyâk duyması ve kalbinin aşka tutulmasıdır. Bu da rağbet, rehbet, havf ve recâ sâhibleri için değil, ancak vecd, müşâhede ve vücüd sâhibleri için söz konusu olur

Sekrin sonunda ortaya çıkan şeyin, gaybet hâlinden daha zayıf olduğunu söyleyenler varsa da, bu kanâat doğru değildir. Çünkü bu hâl sekr olarak adlandırılamaz. Neticede sekr, büyük gaybettir, ama zayıf gaybet sekr değildir. Bilakis zayıf gaybet, sekr hâlinde olmadığı hâlde öyle görünmektir. (Câmi', 229

Sekr hakkında biri şöyle demiştir: Sekr, hâlin hâkimiyetinin kişiyi istilâ etmesidir. Bir başkası da şöyle demiştir: Mahbübu zikrederken kalbin galeyâna gelmesidir. Bir başkası da Kişinin güçlü bir vâridle gaybet hâline dönmesidir demiştir. (Nebhâni, I, 236

Sekr, hâlin hâkimiyetinin kişiyi istilâ etmesi, sahv ise fiilere ve sözlere geri dönüştür. Muhammed Hafif şöyle der: Sekr, sevgilinin zikri sırasında kalbin galeyâna gelmesidir. Vâsıti şöyle der: Vecd makamları dörttür: Önce zulhül (dalgınlık, kendini unutma), sonra a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayret/" hayret /a , ardından sekr ve son olarak sahv. Bunun misali denizin sesini işiten, sonra ona yaklaşan, ardından oraya giren ve peşinden dalgaların kendini istilâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a kimsenin misalidir. Bu misâle göre, üzerinde o hâldeki akıntıdan iz kalmış a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimsede /a sekr a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâreti /a bulunmaktadır. Bunların hepsinde istikrara kavuşmuş olan kimse ise kurtulmuş olur. Sekr, kalb sâhiblerinin, sahv ise gayb hakikatlerini keşfedenlerin hâlidir

Ebu'l-Kasım Kuşeyri şöyle der: Sahv, gaybet hâlinin sona ermesinden sonra his ve şutür hâline dönüştür. Sekr ise güçlü bir vâridin (feyzin) te'siri ile gaybet hâli yaşamaktır. Sekr, bir bakıma gaybet hâlinden daha ziyâde bir hâldir. Çünkü bazen sekr sâhibi sekr hâlinde tam ve mükemmel bir mertebede olmadığı zaman bast hâlinde bulunur. Bazen sekr hâlinde eşyâyı hatırlama hâli kalbinden gider. Vâridin kendisini tam olarak kuşatmadığı