Mahk-ı külli, bu şehrin (mahkın) havâssıdır. (Tedbirât, 154
mahv-isbât/nefy-isbât ( 3) — çü — 48 ) Şibli demiştir ki: Nefyi, isbât mânâsı taşımayan kimsenin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhidi /a sahih değildir. (Şıbli'ye) İsbât nedir? diye sorulduğunda şu cevâbı vermiştir: Arabca'da benlik ifâde eden) yâ'ları ibtâl etmektir Bunun mânâsı —Allah bilir ama- şu demektir: Gerçek muvahhid kendini ortaya koymayı nefyeder (ortadan kaldırır), yani her şeyde benlik ve nefsi gönlünden çıkarır. Ben, bana, beni, benimle, benim hakkımda, benden gibi lafları bırakır. Her ne kadar dilinden bu tür laflar çıksa bile gönlünde bir benlik ve varlık iddiâsı bulunmaz. (Luma , 54
Mal, alışılan sıfatları ortadan kaldırmak, isbât ise ibâdet hükümlerini yerine getirmektir. Kim kendi hâl ve hareketlerinden zemmedilen huyları uzaklaştırır, onun yerine övülen hâl ve hareketleri getirirse, o kimse mahv ve isbât sâhibidir. Merhum üstad Ebü Ali Dekkak'ın şöyle dediğini işitmiştim: Şeyhlerden biri bir zâta dedi ki: Neyi mahvedip, neyi isbât ediyorsun? Adam cevâb veremedi. Şeyh dedi ki: Bilmiyor musun, vakit malıv ve isbâttır. Kimin malıv ve isbâtı yoksa o kimse âtıl ve ihmalkârdır. (Kişinin kötü huyları malhvedip, iyi huyları isbât etmasi gerekir
(Mahv) zâhirden hataları mahv, kalbden gafleti mahv ve rühdan illeti mahv gibi kısımlara ayrılır. Hataların mahvında muâmelâtın isbâtı, gafletin mahvında a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucadele/" mücâdelenin /a isbâtı, illetin mahvında vuslatın isbâtı vardır. Ubüdiyyet şartına ve kula göre mahv ve isbâtın mânâsı budur. Ama asıl mahv ve isbât ilâhi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudretten /a sudür eder. Hakiki mahv, Hakk'ın örttüğü ve nefyettiğidir. Hakiki isbât, Hakk'ın 3 açıkladığı ve ortaya koyduğudur. Malıv ve isbât, her ikisi de Yüce Allah'ın irâdesindedir. (Kuşeyri, 42
Süfi, düşüncesi asla adımından öteye geçmeyen kişidir. Yani süfi bütünüyle hâzırdır. Kalbi neredeyse bedeni orada, bedeni nerede ise kalbi oradadır. Ayağı neredeyse sözü orada, sözü neredeyse ayağı oradadır (kendisi hangi makamdaysa o makama uygun olarak konuşur). Gaybeti olmayan huzürun alameti işte budur. Fakat bu, süfinin nefsinden gaib ve Hakk ile hâzır olduğunu söyleyen târife ters düşmektedir. Ama biz (bu çelişkiyi gidermek için) deriz ki: Hayır, süfi Hakk ile de nefsiyle de hâzırdır. Bu, cem'u'l-cem'den ibârettir. Çünkü bu, nefsi görmenin olmadığı şeydir. Nefsten gaybet olmadığı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , gaybeti olmayan huzür hâli hâsıl olur. Bu ise Şibli'nin şu sözünün aynıdır: Süfi iki cihanda Allah'la beraber, Allah'tan 35. gayrı olan bir şey görmez. Hülâsa, kulun mevcüdiyeti fvarlığı, Allah'tan) gayrıdır. (Süfi, Allah'tan) gayrı olan hiçbir şeyi görmeyince nefsini de görmemiş olur. Nefy ve isbât hâlinde tamamıyla kendisinden fâni olur. (Hücvîrî, 48
Nefi, beşeri sıfatın nefyi, isbât ise Hakk'ın kudretinin isbâtıdır. Çünkü malıv
