Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

mahk-mahku'l-mahk (Tasavvuf Sözlüğü)

Mahk (yok oluş), mahv mânâsındadır. Ancak mahıkın mânâsı mahvdan daha geniştir. Çünkü mahk, mahvdan daha çabuk ortadan kaybolur. (Lüma', 431 Mahk, mahvdan daha üstündür. Çünkü mahvın etkisi devam eder, mahkın etkisi ise …

Mahk (yok oluş), mahv mânâsındadır. Ancak mahıkın mânâsı mahvdan daha geniştir. Çünkü mahk, mahvdan daha çabuk ortadan kaybolur. (Lüma', 431

Mahk, mahvdan daha üstündür. Çünkü mahvın etkisi devam eder, mahkın etkisi ise devam etmez. Süfilerin nihai istekleri, Hakk'ın onları kendilerini müşâhede etmelerinden yok etmesi, onları kendilerinden yok ettikten sonra kendilerine iade etmesidir. (Kuşeyri, 42

Mahk, Hakk'ın aynında fenâ bulman demektir. (Istılâh, 534

Mahk nedir? diye sorulacak olursa buna şöyle cevâb verebiliriz: Adil hükümle vasıflanmış olan Hakk tarafından verilmiş olan şey demektir. Ben seni bu işin iyice ortaya çıkması için uyarıyorum. Bil ki mahk, Hakk Teâlâ'nın bir vergisi ise, O tek olan Allah'tır. Süfilerin mahkdan maksadları, mahkı taleb etme iddiâsının olması gerektiği gibi sâdık olmasıdır. Bu zor bir meseledir. Allah Teâlâ her şeye varlığını vermiştir. O da her şeyin lâyık olduğu yaratılış husüsiyetidir ki Allah her şeye lâyık olduğu husüsiyeti vermiştir. (Fütühât, VI, 95

Mahk, kâinâtta (Allah'a) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halife/" halife /a ve (O'na) vekillik yoluyla zuhür etmendir. Bu sebeble de âleme hükmetme hakkın vardır. Mahku'l-mahk (yok olmanın yok oluşu) ise âlemde gizlenme ve perdelenme yoluyla görünmendir. Bu durumda sen, âlemi yoklukta perdelemiş oluyorsun. Böylelikle kâinâtın sende halkı müşâhedesi Hakk'ın dışında meydana gelmiş olur. Çünkü onlar Allah'ın seni onlara bir perde mahk-mahku'l-mahk

olarak gönderdiğini bilmediklerinden ona bakamazlar. Buna göre mahku'l-mahk, mahka karşılık gelir. Bu, mahkın mübâlağası olan bir mahk türü değildir. Bu mahk, ademin ademi (yokluğun yokluğu) gibidir. Kul, Hakk'ın hazretinden çıkarak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a başına getirilirse bu, onların başına bilmedikleri bir yönden hüküm getirme yoluyla meydana gelir

Bazı şahıslar, halk hakkında bu tür bir hükmetme şeklini bilebilir. Meselâ Allah'ın yeryüzünde halifesi kıldığı peygamberler, Allah'ın, kulları hakkındaki hükmünü onlara iletirler. Allah bu hükmünü vârislerinde gizlemiştir. Bu vârisler kendilerini bilmeden halife kılınmışlardır... (Fütühât, Il, 544; Esfâr, 70

Bu bilinen halifenin halifeliği ancak Kurân'daki bazı sürelerin başında yer alan elif , lâm , mini gibi harflerin mânâsını elde ettikten sonra mümkün olabilir. Allah, kişiyi o harflerin hakikatine ve mânâsına vakıf kıldıktan sonra onun için halifelik tâyin edilir ve böylece o, vekilliğe ehil olur. Bu, onun bu harflerin zâhirdeki mânâsını bilmesiyle mümkündür

Bu harflerin bâtıni mânâsını bilmesine gelince, o konuda Hakk'a yönelir ve son mertebeye varıncaya dek Bâtın isminden o harflerin sırrına vâkıf olur. Böylelikle Hakk Teâlâ, onun zuhürunu hizmet yoluyla perdeler. O da ilâhi kurb (yakınlık) yoluyla halkın birbirini müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a gibi Hakk olmadan halkı müşâhede eder. O zaman kâinâtın nüshası olmasından dolayı, âlemle arasındaki alâka sebebiyle, hakikatinin gerektirdiği şekilde âleme hükmeder. Oysa âlem onun bu ilâhi yakınlığını bilmez. İşte, Allah'ın erlerinin vardığı malhıku 'T-malhık (yokluğun yokluğu mertebesi) budur. Böylelikle o, Allah'ı Allah ile müşâhede ederken, kâinâtı Allah ile değil, kendi nefsiyle müşâhede eder

Bu makamda, süre başlarındaki harflerden diğerlerini de bildiği a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , bilhassa elif ve râ ile bilir. Ancak burada bu makamla alâkalı hüküm hangi sürelerde yer almışlarsa elif ve râ harflerine aittir. Âlemde yer alan bu makamdaki hüküm ise, lânı , sâ , kâ , hâ , yâ , ayn , tı , sin , (gırtlaktan çıkan kalın ve noktalı olan) hâ , kaf ve nün gibi diğer harflerden gelir. Âlem hakkındaki hüküm, bu harfler sayesinde bu mahku'l-mahk makamında zuhür eder. Elif ve râ ile mahk hâlinde zuhür eder. İşte bunlar velilerdir. (Fütühât, II, 544

Mahk, kulun varlığının Hakk'ın zâtında fenâ bulmasıdır. Mahv, kulun fiilinin Hakk'ın fiilinde olduğu gibi, tams da kulun sıfatlarının Hakk'ın sıfatlarında fenâ bulmasıdır. Bunlardan mahv, varlık âleminde fiil olarak yalnızca Hakk için görülür. Tams ise, yalnızca Hakk için sıfat olarak görülür. (Kâşânî, 81

Bilmelisin ki mahku'l-mahk Allah'ın ehli olan kimselere göre a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a daha tamamdır. Malık ise, âhirette daha tamdır. Mahku'l-mahkı ancak ehlullahtan olanlar başarabilir. Mahku'l-mahk nürlanmış akıllara mahsüstur. Mahkı havâss olanlar başarabilir. Bu mahk, münevver nefsler içindir. Allah Teâlâ bizi yokluğu yok a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a hakkını verenlerden kılsın. (Esfâr, 70

malık-ı külli 599