mahlüka tahsis eder. Hissi veya mânevi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâlden /a istifâde etmek için, Zât'ın misline meylederek bunları bulur. (Ravza, 395
Zuhürda sıfatlardan sonra, Zât'tan başka hiçbir şey yoktur. Bu itibârla Zât, isimden daha yüksek bir mertebededir. (İnsân II, 5
(O), iki arazı olan bir cevher ve iki vasfı olan bir Zât'tır. Bu cevherin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a (hüviyeti) ilim ve kuvvetlerdir. Alim ve hakim (olan iki sıfat,) kuvvetlerin kanallarında dolaşır ve üçlü kuvvet şeklinde dışarı çıkar. Mâlik olduğun ilimlerle beslenmiş kuvvet ise, basiti o kuvvetlerin hakikatinin üçte birine yerleştirirsin
İlim asıldır dersen, kuvvetler de ilmin dallarıdır. Veya kuvvetler topraktır dersen, o a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a ilim de ekin olmuş olur. Bu ilim, kavli (nazari, teorik) ve ameli (pratik) almak üzere ikiye ayrılır
Kavli ilim, süretinin şekline yerleştirdiğin ve süretinin hakikatini açığa çıkardığın misâldir. Ameli ilim ise, hakimin kendi ilmiyle faydalanmaya götüren ve idâreciyi de hükmüyle karara vardıran hikmettir
Bu kuvvetler de iki kısımdır: Birincisi icmâli-tafsili kuvvetlerdir. Bunun şartı, mizâcın güzel, tutulan yolun doğru, sözün sağlam olmasının yanı sıra fiilin de tam olması gibi istidâdlardır. İkincisi de icmâli-tahyili kuvvetlerdir. Bunların şartı da cevherin varlığını, yer kaplaması ve isneyniyyeti (ikili yapısı) arasındaki farkı ayırd etme kabiliyetidir. İki vasfı olan zât, sensin ve benim. Benim için seninle, senin için bizimle ilâhımızdır. Sen, mâkulün kabül etmesiyle değil, kendi hakikatinle varsın. Sen kulluk vasıflarınla varsın, ben ise hakikat cihetimle varım. Yoksa, mâkulün kabül etmesiyle var değilim. Ben, mâkulün kabül etmesi itibâriyle hakâikatim (inniyyetim) cihetindenim. Ben hükümlerden biriyim, hükmeden ise Allah'tır. Sen
