feleğin kopyası balgam, toprak küresinin kopyası ise sevdâdır. (Merâtib, 36
Merâtib-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucuddan/" vücüddan /a biri de kürre-i mâ'iyedir (su-küredir). Orası, su küre adını alan, tabiatı soğuk ve nemli olan husüsi bir felektir. Bil ki Allah Teâlâ, bu felekleri aralarındaki irtibâttan dolayı birbirine yakın yaratmıştır. Su küre ile hava küreyi, aralarında birbirlerine geçme husüsiyeti olan nemden dolayı, toprak küre ile su küresini de yine aralarında birbirlerine geçme husüsiyeti bulunan soğukluktan ötürü birbirlerine yakın yaratmıştır. Bu irtibât satyesinde birbirlerine te'sir ederler. Aralarında irtibât olmadan bir şey diğer bir şeye te'sir edemeyeceği gibi aralarında irtibât bulunmayan iki şeyin birleşmesine de imkân yoktur. Bu irtibât ya zâti, ya vasfi ya da fiili olur. Bunların her biri ya a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a gerekli, yani ondan ayrılmaz ya da arızidir. (Merâtib, 37
Merâtib-i vücüddan biri de kürre-i türâbiyyedir (toprak-küredir). Orası, toprak küre adını alan ve yaratılış te'sirlerinin zuhür yeri olan (gök âleminin te'siri altında kalan) felektir. Üstündeki feleklerde bir te'sir veya hareket olunca, ehlince de bilindiği gibi aynı te'sir ve hareketler toprak kürede de meydana gelir. Bahsi uzatrna ve felsefenin konusuna girme endişesi olmasaydı, bütün bunları ve te'sir altında kalan başlıca şeyleri anlatır, bir şeyin te'siriyle bir başka şeyin, o şeyin eseri olarak nasıl ortaya çıktığını ve bir şeyin nasıl kendisinin illeti olduğunu açıklardık. Ancak bu, aklın öngördüğü şeyin zıddıdır. Çünkü akla göre illet ile mâlülün (illetin sebebinin) farklı olması gerektiğinden, bir şey kendisinin illeti olamaz
Bize göre böyle bir şey gerekli değildir. Bir şey bazen kendisinden farklı bir illetin mâlülü olur, bazen de kendisi olan illetin mâlülü olabilir. Bu Allah'ın istediği kuluna açtığı zevke bağlı (tadılarak öğrenilebilen bir şeydir
Merâtib-i vücüddan biri de madendir. Madenler çok çeşitlidir. Bunların tümü mesâlik-i cevâmi'i'l-isniyye/mesâlik-i cevâmi'i'l-eşyâ
yeryüzünün içinden dışarı çıkan çeşitli buhar ve dumanlardan ibârettir. (Merâtib, 38
Merâtib-i vücüddan biri de hayvândır (canlıdır). Filozoflar onu irâdeyle hareket edip büyüyen cisim olarak târif etmiştir. Bize göre o cisimle içiçe girmiş rühtan ibârettir, başka bir şey değil. Cisim, parçalanıp yok olsaydı ve rüh da kendi bedeniyle karışmış olduğu bu sürete uygun olarak âlemde zuhür etseydi, işte bu rühu, bulunduğu sürete göre, yani ya atı ya insanı ya da diğer canlıları hayvân olarak isimlendirebilirdik. (Merâtib, 39
Merâtib-i vücüddan biri de insandır. Vücüd mertebeleri onunla tamamlanmış, âlem onunla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâle /a ermiş ve Hakk Teâlâ isim ve sıfatları itibâriyle en kâmil mânâda tezâhür etmiştir. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a insan, mertebe itibâriyle en son, kemâl itibâriyle derecesi en yüce olarak yaratılmış olan varlıktır. Başka varlıklar böyle değildir. Daha önce açıkladığımız gibi insan, Hakk'ın ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a ve (yaratılış âleminin) hakikatlerini hem icmâli (topluca), hem de tafsili (ayrıntılı) olarak; hem hükmi, hem de
